En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?



Toplumun yarıya yakınının onayını alarak 6 yıldır Türkiye'yi yöneten bir partiyi sudan gerekçelerle kapatmaya kalkışarak ülkeyi kaosun eşiğine sürükleyecek tehlikeli bir sürecin fitilini çakmak, ancak aklını peynir ekmekle yiyenlerin yapabilecekleri bir körleşme ve azmanlaşma biçimidir.

Türkiye'deki körleşme ve azmanlaşma biçimleri, Türkiye, gerçek sorunlarıyla görünüşte değil de, gerçekte yüzleşmeye başladığı zaman daha bir belirginlik kazanıyor: "Başörtüsü yasağının kaldırılması girişimleri, bazı içki satılan yerlerin bulunduğu yerlerin kırmızı bölge ilan edilmesi" gibi gerekçeler, "laikliğe karşı eylemler" olarak nitelendiriliyor ve bunlar bir ülkede halkın iradesinin hiçe sayılmasının gerekçeleri olarak görülebiliyorsa, orada işler rayından zaten çoktan çıkmış demektir.

Türkiye'de mücadele, bir "gösteren" olarak başörtüsüne karşı veriliyor gibi görünüyor; ama gerçekte, asıl mücadele, -başörtüsünün "gösterilen"i olan- İslâm'ın, bu toplumun ve ülkenin hayatında tarih yapan bir iddianın, bir varoluş biçiminin, bir dünya tasavvurunun yegâne kaynağı olarak ülkenin geleceğinde siyasî, kültürel, entelektüel, sosyal, sanatsal ve ekonomik olarak belirleyici bir konuma yükselmesine karşı veriliyor.

Türkiye'de yaşanan gerilimin, "çatışma"nın, "kavga"nın gerçek nedeni budur. Türkiye'nin kim'liği ile, ne'liği ile, yönü ile, dolayısıyla iddiaları ve idealleri ilgili yıkıcı bir dayatmanın yapılmasıdır. Dayatmanın amacı, Türkiye'nin ve Türk toplumunun aslâ İslâmî iddia ve ideallere sahip çıkmaması, böylelikle bu iddia ve idealler ekseninde uzun vadede bölgemizin ve dünya tarihinin yönünü ve akışını değiştirecek yeni bir medeniyet yürüyüşüne soyunmasının önünün kesilmesi, kısacası Türkiye'nin aklının, ruhunun, dinamizminin topyekûn bitirilmesidir. Oysa, sömürgeci Batılıların temel hedefi de bu.

Toynbee, Osmanlı'nın durdurulduğunu söylemişti. Osmanlı'nın durdurulması, Şark Meselesi'nin birinci ayağını, yani İslâm'ı Avrupa'dan uzaklaştırma projesinin ilk adımını oluşturuyordu. 1908'den itibaren ise, Şark Meselesi'nin ikinci ayağı, yani Türklerin İslâm'dan uzaklaştırılması projesi uygulanıyor.

Emperyalistler, Türkleri bizzat kendilerinin İslâm'dan [İslâmî siyasî, entelektüel, kültürel iddialardan, kısacası, medeniyet iddiasından] uzaklaştırmalarının imkânsız olduğunu Çanakkale'de bozguna uğratıldıklarında kesinkes anlamışlar ve o yüzden, Türklerin İslâmî iddialarından uzaklaştırılmasının ve tarihî yürüşlerinin durdurulmasının ancak Türkiye'nin kendi elitleri eliyle sekülerleştirilmesiyle mümkün olabileceğini çok iyi kavramışlardı.

O gün bugündür, Türkiye, içerden, kendi kendini sekülerleştirerek sömürgeleştiriyor, İslâmî iddialarını kendi elleriyle yok ediyor.

Gerçek buyken, Türkiye'nin bağımsız bir ülke olduğunu gerçekten söyleyebilmek mümkün müdür? Eğer sekülerleştirici (metamorfoza, başkalaşıma uğraştırıcı, yabancılaştırıcı) eğitim sisteminin şekillendirdiği zihin kalıplarıyla hareket ediyorsanız; zihni, hâkim dış güç odaklarının ve bunların içerdeki uzantıları, gönüllü acentaları gibi çalışan gayr-ı Türk ve gayr-ı Müslim şebekenin kontrolündeki medyanın, finans dünyasının, "enverusta"cıların, yargılayıcıların, eli sopalıların epistemolojik ve ontolojik olarak sekülerleştirici, İslâmî iddialardan ve ruh'tan uzaklaştırıcı bakış açılarıyla Türkiye'yi ve dünyayı anlamaya çalışıyorsanız, başkalaştığınız, başkalarının gözlükleriyle olup bitenleri anlamaya kalkıştığınız için, hem Türkiye'nin gerçek anlamda bağımsız olmadığını, hem de bakış açılarınızın bu ülkenin tarihsel ben'iyle, kültürel ben'iyle, entellektüel ben'iyle, medeniyet ben'iyle ilgisinin büsbütün koparıldığını, kişiliksizleştiğini görebilmeniz çok zordur.

Dün Osmanlı'yla birlikte süper güç olan İngiliz imparatorluğu çöktü ama İngilizler tarihî, kültürel ve uygarlık ben'ini, iddialarını ve hedeflerini yitirmedi. Fransılar da, İtalyanlar da, Ruslar da yine öyle. Sadece Türkiye yitirdi. Neden?

Oysa tarihî, kültürel ve medeniyet ben'i ve ruhu yitirilmek için canhıraş çalışılan bir ülkenin bağımsız olduğunu söyleyebilenler, hayat-dünyalarını (fenomenolojik gerçekliklerini), bakışlarını (epistemolojik gerçekliklerini) ve ruhlarını (ontolojik gerçekliklerini) yitirdiklerini göremeyen ve o yüzden de, milletin iradesinin önüne sürekli olarak demoklesin kılcı gibi dikiliveren kökü [gözü, bakışı, ruhu] dışarda, bedeni burada olan ve bu millete her defasında cehennem hayatı yaşatmaya and içmiş şizofren ve patolojik vakalara dönüşen İslâm'dan nefret eden, devşirilmiş, yabancılaşmış, köle ruhlu, ruhları ve gözleri körleşmiş gönüllü acentalar değilse nedir peki? Bu, böyle bir ülkenin bağımsızlığını sağlayan bağları yitirdiğini göstermez de neyi gösterir o zaman?



Bu yazı 682 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,757 µs