En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak



Bugün sütunumu, genç kuşağın parlak isimlerinden şair-yazar sevgili Adnan Karakaş'ın nefis bir yazısına ayırıyorum. İyi okumalar...

* * *

"İnsanoğluna başka bir seçenek tanınmamış. Bu yüzden galakside bulunan herhangi bir gezegende değil de, dünyada yaşıyor oluşumuz bir tercih değil, zorunluluk. Buraya düştük ve verili zaman boyunca burada bir şekilde yaşayacağız. Ne şekilde yaşayacağımıza başkası değil, biz karar vereceğiz. Kararımızla dünyayı bir çiçek bahçesine çevirmek mümkün. Ama Tersi de geçerli: Alev alev yanan bir ev…

Kendime sık sık "Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?" diye soruyorsam da, bu soruya bir cevap beklemiyorum. Çünkü bu soru, cevap verilsin diye değil, isyan dışa vurulsun diye soruluyor. Çünkü sorduğum sorunun cevabını biliyorum: Alev alev yanan ev…

İsyan, evi ateşe verenlere ve ev yanarken kıpırdamadan seyredenlere…

Evi yakanlar önce birbirlerini kırdı geçirdi, sonra çevresindekileri, en sonunda ulaşabildikleri herkesi. Dünya savaşları, bölgesel savaşlar, isyanlar, katliamlar, kışkırtmalar, cinayetler…birbirini izledi, izliyor. Olay mahallinde olanlardan ölen ölüyor, kalanlar sırasını bekliyor. Çevrede bulunanlardan kimi seyrediyor kimi alkışlıyor. Diş bileyen mi; hak getire. Varsa yoksa; "Katliamlar ne kötü be birader" ayakları. Kınama! İşte en iyi yaptıkları şey bu! Gerçi hakkıyla kınayacak takatleri de yok ya! Kınayacak olsalar da ölenler, ölüm sırasında bekleyenler kınanır. Ya katil! O büyük kabadayı; İsrail! Hem oldukça da güçlü! Üstelik arkasında büyük abi; Amerika duruyor.

Anlayacağımız dünya kurtlar sofrasına dönüşmüş. Güçlü olan hayatta kalıyor. İnsanın hayvandan farkı, kim ne derse desin, yaptığını kitabına uydurabilmesinde. Gerisi hikâye bile değil, tamı tamına masal. Adalet, hak, eşitlik, demokrasi, özgürlük ve zaman zaman sıralanan diğer tüm çağcıl ilkelerin, hiç ama hiçbir geçerliliği, gerçekliği yok. Bu düzen içinde demokrasi denilen şey, halkın işlemediği, işlemeyeceği suça önceden ortak edilmesi ve sonuçta cezanın halka kesilmesidir. Adalet ise, halkın cezadan kendisine düşen payı kabullenmesidir. Ve namluların hedefinde tutulan veya az sonra patlatılacak bombada can verecek insanların ölüm paydasında bir 'eşit'liği vardır. Dolaysıyla mevcudiyet alanını, 'istisna'ların tasallutuna terk etmiş bir 'ilke'den söz edilemeyeceğine göre, bütün bu ilkeler büyük bir yalanın, bir 'kandırmaca'nın gerekçesinden başka bir şey değil. İşte size içinde barış, kardeşlik, huzur ve evrensel ilkelerin geçtiği güzel, fiyakalı cümlelerle anlatılan ve fakat son kertede mezarlığa dönüşen o muazzam 'doğal yaşam'ın temel kanunu: Güçlü olan hayatta kalır!

Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı; Nagazaki, Hiroşima, Vietnam, Cezayir, Bosna, Halepçe, Hama, Afganistan, Irak… Ve Filistin. Ve yarım yüzyılı aşkın bir zamana yayılan soykırımın hedefindeki Filistin halkı. Üstelik soykırıma maruz kalmış bir halka, özür mahiyetinde sunulmuş bir yapay devlet eliyle. Üstelik soykırım yapabileceklerini açık açık dillendirebiliyorlar. Dün kan kusturulanlar bugün kan kusuyor. Neden? Çünkü silahları var artık, kendilerini her şartta destekleyecek güçlü ülkeler var, Amerika kayıtsız şartsız arkalarında. Çünkü karşılarında gerçekten kimsesiz bir halk var. Çünkü "Filistin halkı yalnız değildir" diye haykıran kuru kalabalıklar ve yaradana açılan avuçlarda ananlarından başka kimsesi yok onların. Sözcüleri olması gerekenlerin kınaması ilkin kendilerine yönelir. Afganistan-Irak'ta yaşananlar, Filistin'de; Filistin'de yaşananlar Afganistan-Irak'ta ve dünyanın diğer benzer bölgelerinde sanki dönüşümlü olarak tekrarlanıyordur. Sanki ölüm bazı halkların, sessiz kalarak sefa sürmek diğerlerinin yazgısıdır!

Ben Türkiye'de yaşayan bir insanım. İnsanın yaşama hakkını önceleyenlerdenim. Bu yüzden kendime "Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?" sorusunu sık sık soruyorum. Çünkü Türkiye, biraz da 'küçük dünya' demek. Dünyada yaşanılan her bir şeyin burada da bir örneği var çünkü. Sözgelimi güç burada da kutsanan bir olgudur. Hedefte olmayan için "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" ilkesi yürürlüktedir. Hedeften çıkan ilkin bu ilkeye sarılır. Güç, böylece, bu ilke üzerinden kendini yeniler durur. Siyaset ve ekonomi çevrelerindeki ayak oyunlarının bini burada da bir paradır. Bugün alkışladığına yarın tepki koyarsın. Yarının dostu bugünün düşmanı… Bu yüzden adalet ve hak kavramları ya kâğıda yazılıdır ya da sadece telaffuzdan ibarettir. Burada da fiyakalı ifadeler iyi birer hakikat örtüsüdür.

İsrail'in hak hukuk tanımaz saldırgan tutumu sadece Filistinlilerin canına kastetmekle kalmıyor, insanlığın vicdanını da her gün biraz daha yontuyor. Gerisi, olup-bitenlerin dehşetine kapılmaması için insanla arasına çekilen perdeden ibaret bir masal…"



Bu yazı 863 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,119 µs