En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

"32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?



Mehmet Ali Birand, Türk televizyonculuğunda çığır açmış, dil kurmuş, birinci sınıf ve öncü bir televizyoncu değildir. Birand'ın yaptığı iki önemli şeyden biri, kamerayı olay mahalline götüren "ilk kişi" olmasıdır. Televizyon haberciliğinin olmazsa olmaz "primitif" şartı, zaten kamera'nın olay mahalline götürülmesidir.

Kaldı ki, Birand'ın kamerayı olay mahalline taşıması, televizyonculuk yeteneğinden çok, ilişki ağını genişletme yeteneğinin bir ürünüdür. Burada, ilişki ağının nasıl genişletilebildiğini söylememe bile gerek yok sanırım.

Ama Birand'ın hakkını kesinlikle teslim edebileceğimiz en önemli başarısı, kendisini çoktan ve kat be kat aşabilen bir televizyoncular kuşağı yetiştirmiş olmasıdır.

32. Gün, Türk televizyonlarının, televizyonculuk yapmak yerine, hâkim iç ve dış güç odaklarının misyonculuğunu ve ispiyonculuğunu, gözcülüğünü ve sözcülüğünü -üstelik de "gönüllü acentalar" olarak- yapmayı, hem bireysel konumları, hem de maddî çıkarları açısından inanılmaz kârlı görmelerinden bu yana, bir hayli düşüş gören grafiğini yeniden yükseltebilmek için, kaos üretme sürecinde bulunmaz hint kumaşına dönüştürülen başörtüsü sorununa mal bulmuş mağribi gibi yapışıverince bir ânda yeniden gündeme oturmayı başardı.

Başörtüsünün yasal düzenlemelerle özgürlüğüne -şimdilik- kavuşmasından itibaren, 32. Gün ve benzeri programlar, başörtüsü serbestisinin Türkiye'yi nasıl gereceğini, nasıl kaos ortamına sürükleyeceğini ispat etmeye çalışıyorlar! Böyle yapmakla, Türkiye'yi laisizm-İslâm çatışmasının eşiğine sürüklüyorlar.

Sonuçta, Türkiye'nin İslâmî bir yörüngeye kayarak seküler-kapitalist dünya sisteminin haksız, hukuksuz ama ayartıcı, gözboyayıcı ve paganografik postmodern söylemlerle ve yöntemlerle sürdürmeye çalıştığı küresel hâkimiyetinin, uzun vadede çatırdamasına yol açacak, Batılı seküler ve zorba ideolojileri müslüman toplumlara dayatan ve müslüman toplumları İslâmî iddia, ideal ve idea'lardan uzaklaştıran entellektüel ve kültürel sömürgecilikten; sonra da, kendi kaynaklarını kendilerinin kullanmalarını engelleyen siyasî ve ekonomik sömürgecilikten kurtaracak yeni bir medeniyet sıçramasına öncülük etme yolculuğuna soyunmasını önlemek için vargüçleriyle çalışan iç ve dış güç ve çıkar odaklarının misyonerliğini ve ispiyonerliğini, sözcülüğünü ve gözcülüğünü yaptıklarını göremiyorlar bile.

Mehmet Ali Birand'a, yaptığı şeyin, -kendisi istemese bile- Türkiye'yi iç çatışmanın, kaosun, kardeş kavgasının eşiğine sürükleyecek tehlikeli bir sürecin fitilini çakmaktan başka bir işe yaramayabileceğini hatırlatmak isterim.

Sayın Birand, fena hâlde kullanılıyorsunuz. Yapılan şey, özgür tartışmanın ötesinde bir şeydir. Zaten tartışma filan olduğu yok programda: Sadece laisist-kemalist, nasyonal-sosyalist sloganlar havada uçuşuyor bolca; başörtüsü üzerinden, tehlikeli bir çatışmayı kışkırtacak söylemsel bir şiddet ve ayırımcılık üretiliyor yalnızca.

Programın birinde, bir öğrenci, "türbanlıların başına kezzap dökmek"ten sözetti; daha önce "sorgulama odaları"nı kuranları yargılamaktan sözeden birini, kullandığı irkiltici dil'den ötürü haklı olarak eleştirmiş ve kınamıştınız. Ama kime olursa olsun, "kezap dökme" çağrısında bulunan bir terbiyesize hiç bir şey söylemediniz. Tüylerim diken diken oldu sessizliğiniz karşısında! Dondum kaldım!

Son programda, Aydın Üniversitesi'nden bir öğrencinin, rektörler bildiri gibi açıklama yapmadan önce başörtüsü konusunda üniversitede en küçük bir sorun yaşanmadığını; ama rektörlerin açıklamalarından ve sizin maalesef başını çektiğiniz medyanın "kışkırtıcı" yayınlarından sonra, üniversitenin ikiye bölündüğünü söyleyince, işi pişkinliğe vurup, "demek ki, sadece medyayı suçlamak gerekmiyormuş, rektörleri de suçlamak gerekiyormuş" deyip işin içinde sıyrılma beceriniz beni bir kez daha ürpertti doğrusu.

Sayın Birand, yaptığınız iş iş değil, hele de televizyonculuk hiç değil. Türkiye'nin 12 Eylül öncesi bir iç çatışmanın eşiğine sürüklenmesini fitilleyecek kadar tehlikeli bir iş. Korkarım, bu kez, 12 Eylül öncesinden daha tehlikeli bir süreç yaşanabilir: Önceki çatışma, sağ-sol ideolojiler üzerinden üretilen siyasî bir çatışmaydı. Bu kez zoraki olarak icat edilmeye çalışılan laisizm-İslâm çatışması, bu toplumu, bir daha kolay kolay belini doğrultamayacağı büyük bir felâketin eşiğine sürükleyebilir.

Eğer bu ülkeyi seviyorsanız (bundan şüphe bile etmek istemiyorum), bu "oyun"a gelmez, "dur" dersiniz artık.



Bu yazı 673 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,027 µs