En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

ABD'ye rağmen, istikrarı bulmak



Kimileri, “istikrarı korumak adına Abdullah Gül, hakettiği hâlde, cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilsin” demekle yetinmiyor; üstüne üstlük, “eğer, Gül adaylıktan çekilmez de, cumhurbaşkanlığı seçimini, askerleri karşınıza alarak rövanşist bir tutumla götürürseniz, bunun bedelini ödersiniz” diye tehditler savurmaktan çekinmiyor!

Bu millet, şimdiye kadar rövanşist bir tutumla hareket etmemiştir; etmez. Medeniyet kurucu asaleti buna izin vermez çünkü. Aksine, bu tür söylemleri geliştirenlerin rövanşist bir tutumla hareket ettiklerini, ülkenin aslâ istikrar yüzü görmemesini istediklerini görmek gerekir diye düşünüyorum.

Birileri, askerlerle siyaseti, münhasıran da hükümeti karşı karşıya getirmek için olmadık numaralar icat ederek ülkenin istikrarını bozmaya çalışıyorlar; sonra da kalkıp utanmadan “ülkede istikrar bozmamak adına Gül, adaylıktan çekilsin!” diyorlar!

Bir de, hükümet çevrelerinden “istikrarı bozmamak için, Abdullah Gül'ün dışında başka birinin veya birilerinin cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesini” isteyenler var.

Eğer bunlar küçük bir azınlık değil de, gerçekten bir çoğunluk ise, o zaman, bu millet, “biz bu seçimleri niçin yaptık ve milletin iradesini milletin çocukları da hiçe sayacaksa bu ülke ne zaman ve nasıl normalleşebilecek, dünyanın büyük bir bunalım yaşadığı bir zaman diliminde, bizim çabalarımızın dışında oluşan, bizi yeniden büyük ülke, tarihin akışını belirleyici bir aktör kılabilecek büyük fırsatları farkedebilmiş değil miyiz hâlâ?” diye soracaktır. Türkiye, bu seçimlerle birlikte tarihî bir imkân yakalamıştır; eğer bu imkânın boyutlarını kavrayabilirsek, yalnızca ülkemizin değil, bölgemizin ve dünya tarihinin akışını değiştirebiliriz.

Nasıl bir imkân bu, peki?

Her şeyden önce, Türkiye'de kendi çıkarlarını ülkenin çıkarlarının üstüne çıkaran bazı kişi ve grupların, istikrarsızlık ve gerilim havasıyla ülkede iktidarlarını korumaya çalıştıklarını artık herkes idrak etmiş durumda. Laikçilik yaparak ülkenin önünü tıkamakta bir sakınca görmeyen bir “azgın azınlık” bu. Türkiye, bu seçimlerle, bu “azgın azınlık”ın azgınlıklarına son verilmesini mümkün kılabilecek bir kollektif / toplumsal özgüven dalgası yakalamıştır. İstikrarın bozulmasını istemeyenler, çıkarlarının ve iktidarlarının “bozulmamasını” isteyenlerdir.

İşin daha da ürkütücü boyutu şudur: Bu “azgın azınlık”, iktidarını ve iktidarının istikrarını korumak için sürekli dış aktörlerle, özellikle de Amerikalı, AB'li ve İsrail'li bazı çevrelerle kader ortaklığı yapmış kişilerden oluşuyor. Yani kendi süflî çıkarlarını ve iktidarlarını ancak bu dış aktörlerden icazet alarak, onların onayıyla ve onların projelerini koruyarak koruyabiliyorlar.

Nitekim geçen hafta Washington Post gazetesinde yayımlanan bir başyazıda, “Türkiye'de bugüne kadar belli laik çevrelerle çalışan Amerikan yönetimi, bundan sonra artık nasıl bir yol izleyeceğini belirlemek zorunda” deniliyordu.

Bunun tercümesi şudur: Artık Türkiye'nin çıkarlarını gerçekten gözetebilecek yegâne aktör olan İslâmî bir dalganın oluşmasını ve Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç hâline gelmesini önlemek için şimdiye kadar ilişki kurduğumuz çıkarperestlerin Türkiye'de tutunacak dalları, sığınacak sloganları ve halkı uyuşturacak afyonları kalmadı. O yüzden ABD, Türkiye'nin eline geçen bu tarihî fısatı, Türkiye'nin tarihî bir sıçrama yapabilmesini sağlayacak adımları atmasını önleyebilecek başka yollar bulmalıdır.

Abdullah Gül'ün adaylıktan çekilmesini isteyenler, Türkiye'de istikrarı temin etmek isteyenler değil; ABD, AB ve İsrail'in çıkarlarını koruyan kurulu düzenin ve düzeneğin bozulmamasını isteyenlerdir. Türkiye'nin gerçek istikrarına kavuşabilmesi, normalleşebilmesinden; bunun yolu da halkın iradesinin emrettiği şekilde Gül'ün ABD'ye rağmen, cumhurbaşkanı adaylığında ısrar etmesinden geçiyor. Eğer bu tarihî fırsatı elimizin tersiyle itersek, önümüze açılan büyük taihî imkânları ve fırsatları elimizin tersiyle itmiş olacağız ve daha da kötüsü, bu millet, resmen yarısının oyunu alan bir iktidarın bile muktedir olamadığı psikolojisine sahip olacak ve bundan sonraki süreçte, kendi kaderini kendisinin belirleyebileceğine dair güvenini büsbütün yitirecektir. Bu, Türkiye'yi içinden çıkamayacağı büyük felâketlerin eşiğine sürükleyecek tehlikeli bir durumdur.



Bu yazı 664 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,518 µs