En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?



Kurumların işleyişi, kurumları varkılan temel ilkelerin işleyeyebilmesiyle mümkündür. Türkiye'de kurumlar, ülkeye vaziyet eden en tepe kurumlardan başlamak üzere, kurum olma özelliklerinden, ne yazık ki, çoğunlukla yoksunlar. Ülkenin en tepesindeki kurumların hareket ve eylem alanlarını belirleyen ilkeler bütünü olan sözümona bağlayıcı ana-metinler filan vardır.

Ama bu ana-metinler, bu kurumların varolduğu ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda mı belirlenmiştir; yoksa ülke insanını belli bir kalıba sokmak üzere mi belirlenmiştir; ülkenin temel kültür, tarih, toplum ve zihin dinamikleri eksene alınarak, toplumla bir sözleşme yapılarak, toplumun ortak ruh, akıl, fikir, iddia, ideal, coşku ve heyecan birliği çerçevesinde mi belirlenmiştir; yoksa topluma rağmen, toplumu dönüştürmek amacıyla, toplumun temel kültür, dil, tarih, medeniyet ve düşünce kaynaklarını, dinamiklerini gasp ve darp yöntemleriyle yok etmek kaygısıyla mı belirlenmiştir; kısacası diyalojik ve kucaklayıcı mıdır; yoksa monolojik ve dayatmacı mıdır?

Mesela medya, dördüncü kuvvettir; ama Türkiye'de tartışmasız birinci kuvvettir. Gücün, güç kurumlarının sözcüsü ve gözcüsü olarak konumlandırıldığı için birinci kuvvettir. O yüzden, örneğin 32. Gün programında, kendilerine haksızlık yapılan, onurları hiçe sayılan, insan muamelesi yapılmayacak kadar aşağılanan başörtülülerin uğradıkları bu aşağılanmalar yetmiyormuş gibi bir de başlarına kezzap dökülmesi gerektiğinden sözeden ilkel yaratıklara hiç bir şey denilmemesi, hiç bir şey olmamış gibi yayına devam edilebilmesi, ürkütücüdür, ürperticidir, insanlık dışıdır, toplumun tepesini attırmakt/ad/ır!

Türkiye'deki temel kurumların öznesi yoktur. Özne, halk / insan değildir. Özne, halka / insana rağmen ve halkı / insanı adama benzetmek için belirlendiği için, zamanla, kurumlar taşlaşmış ve mutlaklaştırılmıştır: Araçlar, amaçlara aracılık yapacaklarına, amaç hâline getirilmiş, kurumlar marifetiyle icat edilen ve dayatılan durumların, balans ayarlarının zorba aracıları olup çıkmışlardır.

Kurumların başında olduğu gözlenen insanlar, sadece ite kaka götürüyorlar işi. Bir kurum ite kaka götürülemez. Sırtının üstüne oturur sonunda. Eğer bu kurumlar, ülkenin en tepe kurumlarıysa, kurumlar toplumu felç eder, hercümercin eşiğine sürükler.

Oysa güzel yurdumun güzel insanları, başta yurdumun en tepe kurumlarının en tepesinde yalnızca vaziyeti idare etmesini biliyorlar; vaziyeti kutarmasını yani. Tabiî bu durumda ortaya çıkan sonuç, her tür kaynağın kurumaya yüztutması, atıl hâlde kalması, çöp tenekesine atılması, enerjilerin ise boşa harcanması oluyor. Oysa unutmayalım ki, bir ülke insanının bir başkasının başına kezzap dökülmesinden sözedebiliyor olmasına göz yummak, vaziyeti kurtarmakla sonuçlanabilir belki, ama bu durum, özel olarak o kurum, genel olarak ülkenin tarihine kapkara bir leke olarak geçer sadece.

Televizyon stüdyosunda, kaos provası ve kışkırtıcılığı yapmak, sonra da donmuş, ezberci, slogancı üniversite yöneticilerinin ve militan öğrencilerinin ilkel tiradlarını topluma kurşun gibi sıkmak, suçluların, gaspçıların, darpçıların ve patolojik vakaların suçlarını, gasplarını, darplarını ve hastalıklı psikolojik azınlık hâllerini açık etmekten ve ülkenin kurumlarının ne kadar donduğunu ve kokuştuğunu ispat etmekten başka bir işe yaramaz.

32. Gün programının, bu ülkenin insanlarının başına kezzap dökülmesinden söz ettirecek, beyinlerine donmuş ilkel tiradlar dayatacak kadar patolojik bir vakaya dönüştüğü için kapatılması ve kliniğe çevirilmesi önerisinde bulunuyor ve bu tür hastalıklı tavırlarından ötürü hâlâ normalmiş numarası yapması ve yoluna devam edebilme cüreti gösterebilmesi hâlinde ise İspanya'daki boğa güreşi yarışmalarına katılabileceğini hatırlatmak istiyorum.

Yuh yani... Bu kadar ilkelliğe ve patolojiye pes doğrusu... Ne yaptı bu ülkenin insanı ve münhasıran da başörtülü insanı size? Bu kadarını gâvur yapabilir miydi, bilmiyorum vallahi!



Bu yazı 646 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,500 µs