En Sıcak Konular

Hayrettin Karaman
Yeni Şafak

Hayrettin Karaman
0 0 0000

Fetvalar arasında



Faizden başörtüsüne kadar birçok konuda ilahiyatçı, muhalefet lideri, sosyal bilim profesörü, sanatçı, boyacı… her tabakadan ve meslekten adamlar fetva veriyorlar; “Bu caizdir, bu değildir, bu Kur'an'da, İslam'da vardır, bu yoktur…” diyorlar. Halkın kafası karışıyor, kime inanacaklarını şaşıranlar oluyor, bize yazarak, ulaşarak “Bu işe bir çare bulun” diyenler çıkıyor.

Bu yazıda önce dinde fetva verebilmek ve Kur'an'ı yorumlayabilmek için nasıl bir donanıma ihtiyaç bulunduğunu özetle anlatacak, sonra da aynı konuda farklı fetvalar karşısında yükümlünün nasıl davranması gerektiğini açıklayacağım.

Kur'an vahyedilirken buna muhatap olan Müslümanlar (sahâbe), vahiyde kendi kültürleri ve özellikle dilleri esas alındığı halde bazı ayetleri anlamakta güçlük çekiyor ve hemen Allah Resulü'ne (s.a.) başvurarak O'nun açıklamasından yararlanıyorlardı. Peygamberimiz ayrıca uygulamalarıyla da Kur'an'ı açıklamış oluyordu. Bu ilk anlama ve yorumlama faaliyeti aynı zamanda, bütün devirlerde kullanılabilecek bir usulü (metodolojiyi) de vazetmiş oldu. Buna göre Kur'an'ı anlamanın olmazsa olmaz şartları Kur'an dilini, İslam tarihini, dinler tarihini, Hz. Peygamber'in hayatını, yaptıklarını ve söylediklerini bilmek oluyor. Bunları bilmeden, tarihi yok sayarak, eline bir lügat kitabı alıp kelimelerin lügattaki karşılıklarını bularak ve egemen kültürün muhiti içinde Kur'an'ı anlamaya ve yorumlamaya kalkışmak, daha baştan yanılmanın yoluna girmek demektir.

Fetva, amelî (yapıp etmekle ilgili) hayatımızda İslam'ın ne dediğini; neleri farz, vacib, mübah, mekruh ve haram… kıldığını; soru soran, öğrenip uygulamak isteyen kişinin durumuna ve sorusuna göre açıklamaktır. Bunu, ana kaynaklara bakarak yapanlara müctehid, müctehidlerin söylediklerini aktaranlara da mukallid denir.

Müctehid olmayı bırakın, mukallid bile olamayan bir takım kendini bilmezlerin din konusunda hüküm vermeleri, başkalarına yol gösteren açıklamalarda bulunmaları elbette kale alınmamalıdır. Sıradan Müslümanlara bu konuda şunu söylemek yeterli olur: Ekonomi, tıp, saat tamiri gibi konularda bilgi ve yardım almak için ne yapıyorsanız, din konusunda da onu yapın; yani saati saatçiye, din konusunu da din alimine götürün.

Günümüzde “din alimi” kavramı da hayli karışık ve karmaşık bir hal almıştır. “Araştırmacı yazarlar, ilahiyatçı yazarlar, İslamcı yazarlar, ilahiyat profesörleri, Diyanet mensupları, din işleri yüksek kurulu, müftüler, cami hocaları, medrese usulü yetişmiş hocalar…” din alimi olarak kabul edilebiliyor. Sıradan Müslümanların, bunlar arsından seçim yapmaları, en uygununu bulmaları çok zordur. Bu konuda verilebilecek bir ölçüt “din ilimleri tahsil etmiş kimselerin onay ve güvenine mazhar olmak”tır. Çoğunluğun onay ve güvenini kazanmış bir kimseyi bu işte ehil kabul etmek ihtiyatlı bir davranış olur.

Baştan beri bazı konularda, müctehidler (mezhepler) arasında görüş, anlayış, fetva farkları olmuştur. Bu noktada uygun davranış “bir fetvayı herkese dayatmamak, herkesi bir mezhebi uygulamaya mecbur etmemek, ictihada açık alanlarda ortaya çıkan farklı fetva ve uygulamalara meşru olarak bakmak ve farklılığa müsamaha ile yaklaşmak”tır.

Bu usulü bir güncel olaya uygulayalım:

Bana göre konunun uzmanı olmayan bir İlahiyat Profesörü “Başörtüsü'nün Kur'an'da olmadığını, başka birisi Kur'an'da emredilmeyip tavsiye edildiğini, bu sebeple Müslüman kadınların başlarını örtme gibi bir yükümlülüklerinin olmadığın” söylüyor. Bu profesörler ve bunlara güvenenler o fetva ile amel ederler, ama başkalarına bunu dayatamazlar, farklı söyleyenleri kınayamazlar, kendilerine farklı bir değer atfedemezler. Eğer böyle yapılırsa (bu usule riayet edilirse) başörtüsü problem olmaktan çıkar, isteyen (öyle bilen, inanan) örter, istemeyen örtmez.



Bu yazı 628 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Haziran 2008 Milli maç milli mesele
    • 26 Haziran 2008 Şimdi ne yapacağız?
    • 12 Haziran 2008 Cumhuriyeti korumak
    • 25 Mayıs 2008 Ya bu deveyi güdecekler…
    • 18 Mayıs 2008 Yargı bağımsızlığı ve yanılmazlığı
    • 24 Nisan 2008 Bankaların verdiği promosyon
    • 5 Nisan 2008 Devlet-din ilişkisi
    • 30 Mart 2008 İddianamedeki laiklik
    • 28 Mart 2008 Laiklik tehlikede mi?
    • 23 Mart 2008 İddianame kusurludur
    • 14 Mart 2008 Kısas (2)
    • 13 Mart 2008 Kısas
    • 7 Mart 2008 Sıra sana da gelir
    • 29 Şubat 2008 Sağırlar, dilsizler ve körler
    • 28 Şubat 2008 Atalar dini
    • 24 Şubat 2008 Çelişkiler Yumağı
    • 22 Şubat 2008 Fetvalar arasında
    • 21 Şubat 2008 Mescid-i Aksâ hepimizin
    • 15 Şubat 2008 Kadınlar da farklı
    • 14 Şubat 2008 Niçin Örtünüyoruz? (3)

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,202 µs