En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Büyük düşünebilmek



Türkiye, seçimlerle birlikte, büyük bir fırsat, büyük bir imkân yakaladı: Türkiye'nin önümüzdeki süreçte büyük bir sıçrama yapabilme ihtimali belirdi: Özal'dan sonra yakalayabildiğimiz en büyük "hava" bu.

Sadece bir "imkân" ve bir "fırsat"tan sözediyoruz; ama bir "hava"nın yakalanması, bir "ihtimal"in belirmesi olarak. Bir gerçek'ten değil. Neden, peki?

Çünkü büyük düşünmek, küçümseniyor artık Türkiye'de. Herkesin küçük işler peşinde koşuşturması bekleniyor: Çocuklarımız ya top veya pop, ya para-pul veya şan-şöhret ya da kız-oğlan peşinde koşuşturabilmeliler! Büyüklerimiz, bön ve berbat kitsch örneği televolelerle yatmalı; pespaye, formülaik dizilerle kalkmalı; iğrenç, ilkel ve aptallaştırıcı kadın kuşağı programlarındaki itiş-kakışla, kavga-dövüş'le hop oturup hop kalkmalı ama mutlaka olduğu yerde kalmalı! Ve olduğu yerde saymalı! Çünkü laik hayat tarzını korumanın ve yaşatmanın olmazsa olmaz şartı bu!

Halkımızın laik hayat tarzını kourma ve yaşatma sevdası uğruna, olduğu yerde kalması ve her dâim olduğu yerde sayması için çağdaş yaşamı destekleme, laik düşünceyi yaşatma dernekleri kurulmalı; bu dernekler düğmeye basıldığında yığınları sokaklara dökebilmeli; soluğu miting meydanlarında alabilmeli, ülkede bir ânda inanılmaz bir gerginlik havası oluşturarak terör havası estirebilmeli bu yığınlar. İstenen ve beklenen şey bu bizden. Başka türlü nasıl olduğumuz yerde kalabilir, olduğumuz yerde sayalabilir, romantik, sulu sepken, anakronik, çağdışı ve kitsch laiklik şarkıları sayıklayabiliriz ki!

Ey millet! Hayallerimiz nasıl çalınıyor, ufkumuz nasıl daraltılıyor, rüyalarımız nasıl karartılıyor, iddialarımız nasıl yok ediliyor! Görüyorsunuz (mu) işte!

Evet seçimlerle birlikte, Türkiye, büyük bir imkân yakaladı. Artık bu imkânı haracamayalım, yalnızca bir ihtimal olarak kalmasın bu.

Oysa dünyanın başka bir büyük ülkesinde, böyle bir şey sözkonusu olduğunda, bu bir ihtimal olarak değil, gerçekleştirilebilecek bir imkân olarak görülür. Sözgelişi, Hindistan'da ya da Fansa'da, Almanya'da veya Çin'de bir imkân ortaya çıkmışsa, bu sadece bir ihtimal değil, aslında, gerçekleştirilmesi mümkün bir imkân olarak algılanır ve bu doğrultuda dikkate değer adımlar atılır.

Meselâ, Komünist Doğu Bloku'nun çöküşü, Almanya'nın, birleşme ve büyüme imkânlarını gerçeğe dönüştürmesini mümkün kıldı. Ya da Çin'in ekonomide attığı adımlar, geliştirdiği büyük stratejiler, Çin'in gelişinin bir ihtimal değil, gerçekleşmesi mümkün somut bir gerçek olduğunu bütün dünyaya gösterdi.

Türkiye'de biz de ülkemizin sıçrama yapmasını mümkün kılacak pek çok imkân yakaladık ama bu imkânları bir türlü yaşayabilir gerçeğe dönüştüremedik. Örneğin, Erbakan'ın öncülük ettiği ve yakın tarihimizin en büyük projesi olan D-8 Projesi böyle bir imkândı. Birinci D-8 projesi olarak görülebilecek Karadeniz İşbirliği Projesi böyle bir imkândı. Ama bu imkânlar, Türkiye'nin tarihî bir sıçrama yapmasına imkân tanıyacak büyük atılımlara imkân tanımadı. Neden?

Bunun en önemli nedeni, laik Türkiye'nin yakaladığı imkânları gerçeklere dönüştürecek kadar büyük düşünememesi ve bunun için gerekli olan tarihî bir misyonunun olmamasıdır. Yalnızca Menderes'in, Özal'ın, Erbakan'ın veya Erdoğan'ın büyük imkânlar yakalamaları, hatta büyük rüyalar görmeleri yetmiyor Türkiye'nin büyük sıçramalar yapabilmesi için. Bu rüyaları, Türkiye'deki gerçek iktidarın aktörleri olan sivil-askerî bürokrasinin ve entelijansiyanın da benimsemesi gerekiyor. Bu rüyaların, televolelerle, dizilerle uyuşturulan halkımızın, top ile pop arasında uyutulan ve uyuzlaştırılan çocuklarımızın daldıkları uykudan uyanmalarına yol açabilmesi ve büyük bir heyecan dalgası üretebilmesi gerekiyor.

İşte önümüzdeki süreçte Erdoğan'ı ve ekibini bekleyen en önemli görev, başta Türkiye'deki gerçek iktidarın aktörleri olan sivil-askerî bürokrasi ile entelijansiya olmak üzere Türkiye'deki her kes/im/in büyük rüyaları görebileceği Türkiye'nin tarihî misyonunu hatırlamak ve hatırlatmak olmalıdır.

Büyük düşünemediğimiz; büyük düşünen, büyük rüyalar gören, büyük iddia sahibi insanlar yetiştiremediğimiz sürece elimize geçen bütün büyük imkânlar, bir ânda hava-civa'ya dönüşecek ve zamanla buharlaşıp yok olacaktır.



Bu yazı 768 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,450 µs