En Sıcak Konular

Hayrettin Karaman
Yeni Şafak

Hayrettin Karaman
0 0 0000

Pakistan'da İslamî Devlet



Pakistan halkının büyük çoğunluğu bir İslâmî devlet kurmak istiyorlar. Halkın bu isteği yıllardır içten ve dıştan engelleniyor; yani bu isteğin gerçekleşememesi imkansızlığından değil, birilerinin istememesi ve engellemesinden oluyor.

Bu isteği "olmayacak şey" diye kabul eden bir yazarımızın gerekçelerini tenkit ediyorduk.

"... Şimdi seçimlere giderken yine "demokratik İslam devleti..." umudu. Yine olmayacaktır! Çünkü hem İslam bir rejim değildir, hem ortada bir reform programı yoktur." Diyor.

İslam devleti plan ve reformu reddeden, dışlayan bir devlet değildir. Ülkenin ve dünyanın ihtiyaç ve şartları göz önüne alınarak gerekli reform ve düzenlemelerin yapılmasına İslam'dan gelen bir engel yoktur..

İslam bir rejim değildir, doğru, İslam bir dindir; ama din hayatın bütün alanlarını etkisi içine alır, bütün bu alanlarla ilgili düzenleme ve uygulamalarda "dine uygunluk ve aykırlık" kıstasları göz önüne alınır. İslam bir felsefe, bir hukuk, bir iktisat sistemi, bir sosyal düzen öğretisi de değildir, ama bütün bunlar, tarihte ve günümüzde İslam'dan hareketle oluşturulmuş ve adlarına İslam felsefesi, hukuku, ekonomisi, sosyal düzeni… denmiştir. İşte bunlar gibi İslamî olan bir siyasi düzen de olur ve onu benimseyen devlete "İslamî devlet" denir. Bu düzen, Kur'an ve sünnette yer alan şu ilkelere dayanır: Tevhid, itaat, hilâfet, bey'at, şûra, emir bi'l-maruf nehiy ani'l-münker, velâyet, mülk ve hüküm. (Bu kavramların açıklaması için benim siteme bakılabilir). Bu dokuz kavramın açılımı yapıldığında hemen hemen İslâm'ın siyaset teorisi ortaya çıkarılmış olur. Kur'an-ı Kerim'de, bir kavram veya kurumun yahut da bir talimatın yer almasında hacim pek önemli değildir. Yani, Kur'an-ı Kerim'de bir emrin bir kez dahi yer alması yeterlidir. Bizim için o emrin bağlayıcılığı önemlidir. Şöyle de söyleyebiliriz: Bir emir 10 kere yer alır; ama ibaha için olur, tavsiye için olur, haberdar etmek için olur. Fakat bir kere geçen bir emir de vücûb için olursa her surette inananlar için bağlayıcıdır. Ve onlar bu emir ya da emirlere itaat etmek zorunda olurlar.

"Diliyorum ki, kardeş Pakistan toplumunda bu 'dönem'de bari, adı demokrasi olsun veya olmasın, teokratik yönetimin mümkün olamayacağı, çözümün genel ve soyut kavramlarda değil, teknik olarak iyi hazırlanmış ekonomik ve sosyal reform programlarında aranması gerektiği görülür." Diyor.

İslam devleti ile teokratik devleti bir saymak, eşitlemek doğru değildir. İslam'da teokrasi yoktur. Yukarıda sıraladığım kavramların ikisini biraz açarsam maksadım rahatlıkla anlaşılacaktır:

Kur'an'a göre yalnız din adamları değil –zaten İslam'da din adamı yoktur- bütün müminlerde hilafet (Allah'ın hakimiyetini temsil yetkisi) vardır. Bu yetkinin kamu yönetimi kısmının yöneticilere devredilmesi "bey'at"la olur. Bey'at hem seçme hem de şartlı olarak itaat sözü vermeyi içerir. Şartı, yöneticinin İslam'a uygun davranmasıdır. Bey'at eden mümin, bu bakımdan yönetimi denetlemek ve gerekirse işten el çektirmek (iktidardan düşürmek) vazife ve yetkisini (hilafetin bu parçalarını) elinde tutar.

Şimdi insaf ile düşünelim, bunun "Allah'tan yetki alan din adamlarının, yanılmazlık zırhı içinde insanları yönetmeleri" manasında teokrasi ile bir benzerliği var mıdır?

Pakistan'a iyilik yapmak istiyorsak bırakalım yıllardan beri peşinde koştukları İslâmî devleti kursun ve geliştirsinler; başarılı olurlarsa ne alâ, olamazlarsa o zaman "nerede hata yapıldı" konusu daha rahat tartışılır.



Bu yazı 512 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Haziran 2008 Milli maç milli mesele
    • 26 Haziran 2008 Şimdi ne yapacağız?
    • 12 Haziran 2008 Cumhuriyeti korumak
    • 25 Mayıs 2008 Ya bu deveyi güdecekler…
    • 18 Mayıs 2008 Yargı bağımsızlığı ve yanılmazlığı
    • 24 Nisan 2008 Bankaların verdiği promosyon
    • 5 Nisan 2008 Devlet-din ilişkisi
    • 30 Mart 2008 İddianamedeki laiklik
    • 28 Mart 2008 Laiklik tehlikede mi?
    • 23 Mart 2008 İddianame kusurludur
    • 14 Mart 2008 Kısas (2)
    • 13 Mart 2008 Kısas
    • 7 Mart 2008 Sıra sana da gelir
    • 29 Şubat 2008 Sağırlar, dilsizler ve körler
    • 28 Şubat 2008 Atalar dini
    • 24 Şubat 2008 Çelişkiler Yumağı
    • 22 Şubat 2008 Fetvalar arasında
    • 21 Şubat 2008 Mescid-i Aksâ hepimizin
    • 15 Şubat 2008 Kadınlar da farklı
    • 14 Şubat 2008 Niçin Örtünüyoruz? (3)

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,620 µs