En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Bu vakum, her tür kaosa gebedir...



Türkiye'nin gören bir gözü yok, ne yazık ki. Eğer Türkiye'nin gören bir gözü olmuş olsaydı, şu bir asırdır yaşadığımız, ama son yarım asırda her şeyimizi teslim alan, enerjimizi bitiren, bizi kamplara bölen ve sonuçta bu ülkenin omurgasını çökerten korku paranoyası üzerinden üretilen gerilimleri, çatışmaları yaşamazdık. Eğer gören bir gözümüz olmuş olsaydı, çıkan bir sorunu kangrene dönüşmeden önlemesini bilebilirdik.

Ülkedeki çatışma, gerilim, gerginlik ortamı şimdilik yatışmış görünüyor. Ama korkarım, önümüzdeki süreç, büyük talihsizliklere, büyük türbülanslara, büyük depremlere gebedir. Bunu görmemek için gören bir göze sahip olmamak, kör olmak bile gerekmiyor.

Her şeyden önce şunu unutmayalım: Türkiye'nin omurgası çökmüştür: Türkiye, kimliğini, yönünü ve iddialarını yitirmiştir. Böyle bir ortam, tarih yapmış toplumun geleceği açısından hiç de iyi şeyler vaat eden bir ortam değildir.

Türkiye'de ülkenin kimliği, yönü ve iddiaları konusunda büyük bir vakum / boşluk sözkonusudur. O yüzden, herkes bu vakumu doldurmak için “mücadele ediyor”. Ama bu vakumu doldurabilecek “aktörler” yok Türkiye'de, ne yazık ki. Yok edildi bu aktörler. Örneğin İslâmcılık, Milliyetçilik ve Çağdaşlaşma aktörlerinin temsilcileri de, fikriyatları da, dolayısıyla da bir tatbikatları da yok. Sadece bir kör döğüşü yaşanıyor. Bön ve berbat bir akıl tutulması, aklımızı, fikrimizi, zihnimizi tarumar ve iğdiş ediyor.

Bu büyük vakum ortamındaki akıl tutulmasından kaçan insanlar, ülkenin leş kargalarının cirit attığı bir arenaya dönüştürülmesine göz yummuş oluyorlar. Dahası da var: Aman kavga olmasın, gerilim olmasın, çatışma olmasın feryatları, çığlıkları, aslında, ortamın çıkarperestlere kalmasına, terkedilmesine yol açıyor. Çıkarperestlerse, her tür ideolojik ve siyasî çevreden insanlardan türüyor ve ülkedeki gerilimi, çatışmayı azmanlaştıracak kadar zoraki olarak icat edilen ve millete empoze edilen, dayatılan sembolleri, idolleri, din-dışı kutsalları tepe tepe kullanmakta bir sakınca görmüyor bu tipler... İrtica geliyooorrr... Fethullah Hoca her yere nüfûz ediyooorrr... Karşı devrim, ülkenin altını oyuyooorrr, diyerek naralar atmaya devam ediyorlar.

Türkiye, Avrupa karşısında fiîlî yenilgileri tatmaya ve ardından da kendinden şüphe etmeye başladığı son iki yüzyıldan bu yana rahat yüzü göremiyor.

Bu iki yüzyılda, başka hiç bir ülkenin yaşamadığı sorunlarla boğuşuyoruz: Her şeyden önce, Türkiye bu zaman zarfında kimliğini, yönünü ve iddiaların yitirdi. Kendisine toplumu bütünleştirebilecek, topluma yaratıcı bir ruh verebilecek esaslı, derinlikli bir kimlik; önünü görebilmesini mümkün kılabilecek bir yön ve çöküş'ten önceki süreçte olduğu gibi tarihin bundan sonraki sürecinde de kilit ve kurucu roller oynamasına imkân tanıyabilecek bir iddia bulamadı.

Türkiye'nin benimsediği kimliğin (sekülerlik), yönün (Batı yörüngesine oturmak) ve iddianın (çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak) esaslı karşılıkları üretilemedi. Üretilemezdi; çünkü bunların hiç birinin bu ülkede ne bir felsefî temeli vardı; ne bir tarihî karşılığı vardı; ne de bir anlamı vardı.

Kimliğinin, yönünün, iddialarının felsefî bir temeli, tarihî bir karşılığı ve kanatlandırıcı, ufuk ve çığır açıcı anlamı olmayan bir ülkenin içine yuvarlandığı vakum, elbette ki, kaoslara gebedir...



Bu yazı 662 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,362 µs