En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Varoluşsal sorun ve medeniyet iddiası



Şu ân, dünyanın geleceğinde anahtar roller oynayabileceği söylenebilecek üç medeniyet havzası ve dolayısıyla insanlığın önünde üç temel seçenek var: Birincisi, Avrupa'nın tarihsel olarak ürettiği ama yaklaşık yüzyıldır sadece Amerika'nın reel olarak geliştirdiği ve temsil ettiği neo-pagan ve neo-seküler Batı uygarlığı.

İkinci büyük medeniyet havzasında Hint, Çin, Japon kültürlerinin ve kısmen Rus kültürünün temsil ettiği kadîm medeniyet gelenekleri var.

Üçüncü medeniyet havzasını ve seçeneğini ise İslâm dünyası oluşturuyor.

Afrika'nın ve Latin Amerika'nın “alternatif”, köklü ve evrensel bir medeniyet tasavvuru geliştirme imkânlarının iptal edildiğini söyleyebiliriz: Afrika'nın ve Latin Amerika'nın sadece arızî veya mevzî sıçramalar gerçekleştirebileceğini öne sürmek abartılı bir iddia olarak görülmemeli.

Sözgelişi, Afrikalıların sinemada, Latin Amerikalıların ise, sinema, edebiyat ve başta resim sanatı olmak üzere sanatın diğer türlerinde önemli sıçramalar yaptıklarını görüyoruz. Ama bu sıçramalar, Afrikalıların ve Latin Amerikalıların topyekûn bir medeniyet sıçraması geliştirebilmelerini mümkün kılabilecek evrensel dinamikleri olan atılımlar olmaktan ziyade, mevcut küresel seküler kültüre eklemlenmekle ya da mevcut küresel seküler kültürün marjinlerinde kalmakla sonuçlanacak açılımlar olarak kalmaya ne yazık ki, mahkûm.

Artık bu saatten sonra, Afrikalıların ve Latin Amerikalıların felsefî bir bütünlüğü ve evrenselliği olabilecek bir medeniyet tasavvuru üretebilmelerini beklemek çok zordur. Afrika ve Latin Amerika, modern ve postmodern Batı uygarlığı tarafından tam anlamıyla durdurulmuş ve tarihin öznesi olmalarını imkânsızlaştıracak kadar tarihin dışına itilmiştir.

Çin, Hint, Japon ve Rusların geliştirebileceği evrensel bir medeniyet sıçramasından sözedilebilir mi? Rus tarih felsefecileri, 20. yüzyılın başlarında Rus Ortodoks medeniyetinden fazlasıyla ümitliydiler. Ama Sovyet modernleşmesi, Rusların medeniyet dinamiklerini dinamitlemekle, Rusların yaratıcı bir medeniyet hamlesi geliştirmelerini önlemekle sonuçlanmıştır.

Japon, Çin ve Hint medeniyetleri de, büyük ölçüde 17. yüzyıldan itibaren Avrupalıların sömürgeci saldırılarından sonra, önce durdurulmuş, sonra da fosilleştirilmiş ve yalnızca antropolojik kültürlere dönüştürülmüştür.

Şu ân Japonlar, bütün medeniyet iddialarını yitirecek kadar neo-liberal ve neo-seküler Batı kültürü tarafından yutulmuş ve opakleştirilmiştir / dondurulmuştur. Japonların, medeniyet iddialarını sürdürebildiklerinden sözetmek imkânsızlaşmıştır. Japonların şu ân sadece geleneksel kültürlerinin aksesuar vazifesi görecek arızî kısımları yaşamaktadır ve Japonya'nın dünyaya sunacağı evrensel bir medeniyet iddiası kalmamıştır; dolayısıyla Japonya bit/iril/miştir.

Aynı süreç, Çin için de geçerlidir. Çinliler, Konfüçyanizm'in pratik ahlâk felsefesinin pratik kısmını pragma'ya dönüştürerek kapitalizme ve sekülerizme eklemlenmekten başka bir şey sunabilecek bir ruha ve dinamizme sahip olmadıklarını ispatlamışlardır adeta.

Hint medeniyetinin ise, budizm ve hinduizm tezahürlerinin seküler Batı kültürüne çok rahat eklemlenebildiğini yarım asırdan bu yana yaşanan tecrübe göstermiştir.

Geriye İslâm dünyası ile Batı uygarlığı kalıyor. İslâm dünyasının siyasî olarak dağınık, ekonomik ve toplumsal olarak perişan bir tablo sunuyor olması, İslâm'ın insanlığın karşı karşıya kaldığı evrensel varoluşsal sorunlara cevap üretebilecek en esaslı kaynak olduğu gerçeğini örtüyor olabilir.

Batılılar bu yakıcı gerçeği kavradıkları için, İslâm dünyasını kuşatmış ve İslâm'ı küresel bir tehdit olaak konumlandırma ihtiyacı hissetmiş durumdalar.

Şu ân dünyada yaşayan ve hâkim olan tek uygarlığın, neo-pagan ve neo-seküler Batı uygarlığı olması, dünyanın geleceğinin şekillendirilmesinde de Batı uygarlığının insanlığın evrensel varoluşsal sorunlarına en esaslı cevabı ürettiği veya üretebileceği anlamına gelir mi? Yoksa İslâm'ın küresel tehdit olarak konumlandırılmasını, geleceğin tarihinde, İslâm'ın, tarihin birincil öznesi olarak kabul edildiğinin itirafı ve ifadesi olarak görmek mi gerekir?

Bu soruların cevabını, Cuma günkü yazıda araştıralım...



Bu yazı 745 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,840 µs