En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..



1830’larda, yani yaklaşık 170 yıl öncelerde, II. Mahmûd, yayınladığı bir ferman ile, Osmanlı tebaı arasında hiç kimseye, mensub oldukları din dolayısiyle aşağılatıcı bir sıfatla hitab edilmemesi gerektiğini emretmişti.. Bunun üzerine, zamanın söz ustalarından birisi, ‘Ey ahali, duyduk duymadık demeyin, bundan sonra ‘gâvur’a ‘gâvur’ demek yasak!’ demişti.. 
 
 Aslında, makûl bir yaklaşımdı, o.. Çünkü, bir kimse, kendi hayat anlayışına, hayatı yaşarken takib edeceği genel çerçeveye, din’e bir isim veriyor veya net olarak belirlenmiş bir isim veya sıfatı benimsiyor.. Bu gibi isim veya sıfatların, başkalarının benimsedikleri hayat anlayışlarıyla birlikte aşağılanması için kullanması her zaman problem oluşturmuş, çatışma ortamını körüklemiş, düşmanlıkları fitillemiştir..

Siz bir isim veya sıfatı aşağılamak için kullandığınızda, güçlü bir kimse buna aldırmayabilir.. Merhûm Muhammed İqbal’e ‘kâfir’ demişti, muarızları, karşıtları.. O da, ‘Evet, kâfirim.. Allah’dan gayri her şeyin kâfiri..’ diye karşılık vermişti.. Ama, herkesten aynı direnç ve aynı şuûrlu tepki beklenemez.. Kendisinin aşağılandığını gören kimselerin tepkileri farklı farklı ve de hattâ düşmanca da olabilir.. (Kâfir, arabcada ‘bir şeyi gizleyen, örten’ mânasında bir kelime olup, tohumları toprağa gizledikleri için, çiftçilere de kâfir denilir, arabca konuşulan bazı diyarlarda.. Ancak, bu söz bizim dilimizde, daha çok da muannid/inatçı ve saldırgan gayrimuslimler için ‘hakikati gizleyen’ mânasında bir ıstılah/terim olarak kullanılmaktadır.

Ve, gâvur sözünün de, kâfir kelimesinin avam arasında telaffuz bozukluğuyla türeyen bir kelime olduğu görüşü ağır basar.)

‘Gâvur’ veya ‘kâfir’ kelimesinin kullanılmasının Müslüman olmayanlar üzerinde de ciddî bir rahatsızlık meydana getirdiği tahmin edilebilir.. Çünkü, karşımızdakine, kendi dininin genel ismiyle hitab etmek yerine, kültürümüzde aşağılamak için kullanılan bir kelimeyle hitab ediyoruzdur. Geçenlerde, İstanbul’lu bir rum şarkıcı, ‘Ben hristiyanım ve hristiyan olduğumu asla gizlemiyorum, bu benim dinim.. Ve, ben bu şehrin, bu toplumun insanıyım.. Ama, bana ‘gâvur’ denildiğinde çok bozuluyorum..’ diyordu ve haksız da değildi..

Kaldı ki, Osmanlı geçmişimizde, asırlarca bütün dinlerin mensubları, aynı trenin yolcuları olarak, birbirleriyle alışverişler yapar, sosyal hayatın içinde roller üstlenirler ve ama, günlük ailevî hayatlarında kendi kompartmanlarında yaşarlardı.. Bir aşağılama yoktu.. Her toplumda birtakım istisnaî durumlar olsa bile, genel durum buydu ve bugün de budur ve bu olmalıdır ‘Lekum dinikum ve liyedîn..’ (Sizin dininiz size, benim dinim de bana..) ölçümüzdür.

Ama, biz böyleyiz diyerek, başkalarından da aynı şeyi bekleyebilir miyiz? Ve karşıtlarımızın, düşmanlarımızın söz ve tavırları bize ölçü olabilir mi?

Buna cevab verirken, ‘Bir köpek bizi ısırdığında biz de onu ısırır mıyız?’ diye düşünerek cevab vermek gerekir..

Son zamanlarda İslâm ve Müslümanlar aleyhinde yapılan ve sıradan değil, ahlâksızca saldırı ve düşmanlıkları biz yeni bir şeymiş gibi algılıyoruz. Halbuki, biliyoruz ki, Hz. Peygamber’in üzerine, içinde necaset dolu torbayı fırlatan Ebu Cehl örneğine sahibiz, 14 asır öncesinden.. Ebû Leheb ve Ebû Cehl, evet, 14 asır önce ölmüştü; ama, Ebû Leheb’ler ve Ebû Cehl’ler yaşıyor.. Evet, kişiler ölümlüdür, ama, zihniyetler kalıcıdır.. Bu bakımdan, birileri bize saldırdığında, onların uslûbuyla değil, kendi uslûb ve ölçülerimizle cevab vermek zorundayız. Bu düşmanlık tarih boyunca vardır.. Çünkü, biz onların ‘put’larına karşı çıkıyoruz.. Onların yaşayış tarzları, zevkleri, hayatı anlayış tarzlarının her birisi de bir ‘put’ mesabesindedir ve onlara dokundurmak istememektedirler. Nitekim, bu günlerde laiklik üzerine yapılan tartışmalarda, ‘taife-i laicus’un nasıl da azgın bir şekilde, Müslüman kitleleri rahatsız etmek için en saldırgan uslûblarla hareket ettiklerini görmüyor muyuz?

‘Meşhur olmak ve para da kazandıracağını umarak..’ yaptığını söylediği bir alçakça karikatürü, Hz. Peygamber (S)’e nisbet eden İsveçli bir karikatürist olan Lars Vilks, şimdi de, ‘Batı’da yaşayan Müslümanlar saygısızlığa alışmalı’ demiş..

Bu İsveçli ‘gâvur’un (bu gâvur kelimesini, kültürümüzdeki şekliyle tam yerinde olduğu için kullanıyorum) sözleri bana çok doğru geldi..

Çünkü, son zamanlarda hiç olmamış şekliyle, İslâm, onların değerleri için bir tehdid unsuru olarak algılanıyor.. Bir tehdid oluşturduğumuz için de, bize hiç ummadığımız mevzilerden savaş açıyorlar.. Öyleyse, onların saldırılarından da öte, saygısızlıklarına hazır olmalıyız..

Daha önce de, Danimarka’da bu İsveç’linin benzeri bir alçak kişi, çizdiği birtakım karikatürleri Resul-i Ekrem (S)’e nisbet etmişti, ahmakça..

Bu gibi saldırı ve saygısızlıklara, bizim ayniyle mukabele imkanımız, şer’an da yok, aklen de.. Çünkü, Batı dünyasında, yüzmilyonların kendilerini takibçisi olarak niteledikleri Hz. Îsâ’ya veya diğer enbiyaullah’a saldırarak mı mukabelede bulunacağız?

Kaldı ki, isim olarak, ‘onların dini’ dediğiniz husus, gerçekte, bizim kendi dinimizdir!. Çünkü, Hz. İbrahîm Khalil’ur’Rahman’ın, Hz. Mûsa Kelimullah’ın ve Hz. Îsâ Rûhullah’ın veya diğer enbiyaullah’ın her birisi de bizim Peygamberlerimizdir..

Kendilerini onlara nisbet edenleri sadece, o nisbetlerinde samimiyet ve sadakate çağırabiliriz. Ama, onların bize ahlâksızca, alçakça saldırılarına aynı şekilde cevab vermemiz kesinlikle mümkün değildir.. Ve bu durum, bizim için, bir zaaf ve çaresizlik değil, tam tersine, bizim en büyük meziyet ve güç kaynaklarımızdan birisidir..

Onlar bize saldırmaya, ahlâksızca saldırmaya devam edeceklerdir.. Çünkü, bizim dünyamızla onların dünyası savaş halindedir.. Hem de, bir ‘topyekûn savaş’ anlayışı içinde.. Bazen edebiyat alanında, bazen karikatür çizgileriyle, bazen yalan haber ve propagandalarla, bazen askerî ve ekonomik savaşlarla.. Bazen de bizzat kendi içimizden.. Sözgelimi, 2 Ekim akşamı, A. Hakan’ın CNNTürk’de sunduğu bir tartışma proğramında, bazı azgın laiklerce söylenen sözler sanki daha mı hafif ve daha mı az tahrik ediciydi?. Ama, bütün bu savaşların her birisinde biz, kendi ölçülerimizle hareket ettiğimiz müddetçe güçlü kalırız..

Biz bunların herbirisine hazır olmalıyız.. Üzerine parmak uzatılınca, ne yapacağını şaşıran, hoplayan-zıplayan, sağa sola kaçmaya çalışan, sağlıksız tepkiler veren ‘tik’leri olan kimseler durumuna düşmeden.. Verilecek cevabı, inancımızın ve aklımızın ölçüleri içinde ve zaman, mekan ve usûlünü bizim belirleyeceğimiz bir kararlılıkla..
 
 



Bu yazı 810 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,292 µs