En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Fransızlar mı “kafayı yemişler”, biz mi?



Yeni anayasanın hazırlanmasıyla ilgili tartışmaların sonunda gelip başörtüsüne ve laikliğe dayanmasından daha doğal bir şey olabilir mi? Çünkü şimdiye kadar gerçek sorunlarımızla yüzleşmek yerine “kaçak güreşme”yi yeğlemedik mi?

Aslında Türkiye'nin bütün sorunları, laiklik ile İslâm arasındaki birbirini iten ilişkide düğümlenmiştir. Ama meseleyi bu kadar açık ve net bir şekilde ortaya koyup konuşabilmek pek mümkün değil Türkiye'de.

163. madde, laikliğe yönelik en küçük eleştirileri yapanların tepesinde demoklesin kılıcı gibi duruyordu bir zamanlar. Bu yasak tam olarak ortadan kalkmış değil aslında. Anayasanın dibacesinde yer alan ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan ilkelerin başında laiklik ilkesi gelir. Daha doğrusu, bence, bu değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelerin bulunmasının nedeni, laikliği güvence altına almaktır.

Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir uygulama yoktur ve laikliğin din'in kaşısına alternatif bir din gibi yerleştirilmesi, kutsanması, kutsallaştırılması, tartışılmaz, dokunulmaz kılınması çok tehlikeldir. Bu nokta, İslâm korkusu, İslâmlaşma korkusu gibi saçma sapan korkular üretmeye kadar gelip dayanmıştır!

O yüzden dünyada çeyrek asırdır kız çocukları başörtülü olduğu için okumaları yasak olan tek ülke biziz dünyada.

Oysa Fransızlardan apardığımız laiklik anlayışıyla bizimkini karşılaştıramazsınız bile: Fransa'daki ortaöğretim okullarının tam üçte biri Katoliklerin kontrolünde. Türkiye'deki İmam-Hatip Liseleri'nin en yoğun olduğu dönemde, bu okullara giden orta öğretim öğrencilerinin oranı sadece % 2,5'tu. Fransa'da katolikler, ortaöğretimin üçte birine sahipler; Türkiye'de ise İHL'ler, ortaöğretimin kırkta birini oluşturabiliyor ancak. Fransa'da bir Katolizm korkusu yok; ama Türkiye'de İslâmlaşma korkusu var! El insaf.

Bu milletin suçu, günahı nedir ki, dünyanın en laik ülkesi ve bizim laikliğimizin de anavatanı Fransızlardan bile daha bağnaz bir uygulama var burada? Buna kraldan çok kralcı geçinmek denmez de ne denir peki? Oysa kraldan çok kralcı geçinmek, ancak kölelere mahsus bir özellik değil midir?

Şimdi, Türkiye'de bu kadar İHL okuluna ne lüzum var diyerek bangır bangır bağıranlara şunu sormak gerekiyor: Fransa'daki ortaöğretim sisteminden mezun olan üç çocuktan biri papaz mı oluyor? Bir halkın çocuklarının üçte birinin sadece papaz olması insan aklının alacağı bir şey midir? İyi de Fransızlar kafayı mı yediler de bu kadar Katolik okulunun açılmasına izin veriyorlar?

Bizde bu kadar imama ihtiyaç olmadığına göre bu İHL'lere de ihtiyaç yok diyen “bidonkafalı”, “beyni sulanmış”, İslâm düşmanı köşe-kapıcılara ve kapıkulu maşalarına sormak gerekiyor gerçekten: Fransızlar, neden bu kadar okulu ve çocuklarının üçte birini katoliklere teslim ediyorlar dersiniz? Neden? Fransızlar kafaya mı yemişler acaba? Yoksa kafayı yiyenler, siz misiniz?

Adına TÜSİAD denen 300-400 kişiden oluşan bir grup, ne zaman İslâm'la, laiklikle, eğitimle, dolayısıyla başörtüsüyle ilgili bir mesele olsa, hemen veryansın ediyor. Arkasından diğer “silahsız askerler” / STK'lar sıralanıyor hemencecik...

Başörtüsü meselesi yeniden gündeme geldi. Yine gürültü patırtı yapmaya başladılar. Türkiye'de bir İslâmlaşma korkusundan dem vurulmaya başlandı şimdi de. Bir güvercinler var; bir de şahinler. Güvercinler, korkulan İslâmlaşma'nın demokrasiyle yok edilebileceğini; şahinler ise, demokrasi değil askerî vesayet rejimiyle yok edilebileceğini söylüyorlar.

Ben duyduklarıma okuduklarıma inanamıyorum. İslâmlaşma korkusundan sözediyor aşağılık adamlar. İnsan mı bunlar şimdi? Yazıklar olsun!

 

 



Bu yazı 655 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,629 µs