En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Bir ‘muhtemel baskı’ vehmiyle, ‘mevcud bir zulm’ü sürdürmek..



Yeni anayasa çalışmaları yapılırken, inancının gereği olarak örtünenlerin üniversite tahsili veya kamu hizmetlerinde çalışmaları konusu üzerine, ilk ciddî vuruşu, kamuoyu araştırmacısı Tarhan Erdem, 10 Eylûl günü Radikal’de yayınlanan röportajında, yapmıştı, geçen hafta.. 
 
 ‘AK Parti üniversitelerde türbanı serbest bırakırsa bütün kız öğrenciler sizce türban mı takacak’ sorusuna Erdem, ‘-Tabii. İki sene içinde, hiçbir üniversitede başı açık kız göremezsiniz. Çünkü toplumsal baskı yaratılır.. Çok kısa bir zaman sonra da insanlar başörtüsü takmamazlık (…) edemezler. (…) Laiklik risk altında.. (…)’ cevabını veriyordu. Onu, Ecevit’in Adâlet Bakanı Hikmet Sami Türk takib etti ve ‘üniversiteye türban girerse, sarık da girer..’ diye, birilerini tahrike kalkıştı, çekinmeden..
Arkasından, sosyolog Prof. Şerif Mardin de, benzer korkuları dile getirdi..
Örtüye riayet etmiyenlere ‘Mahalle baskısı’ yayılırmış.. Aynı endişeyi dün de, Anayasa Mahkemesi’nin eski Başkanı M. Bumin paylaştı...
‘Felaket tellâllığı’na soyunanlardan bir diğeri, Hürriyet’in Özkök’ü ise, ‘Ufukta yeni bir darbe mi var?’ gibi tahrik edici bir suali başlık yaptığı dünkü yazısında, ‘mahalle baskısının mahalle despotluğuna dönüşeceği’nden, ‘halkın darbe yapacağı’ndan korkusunu dile getiriyor; Gül ve Erdoğan’ı da aşacak bir tehlikeden sözederek, ‘Tek, bir tek kişinin başlatacağı bir ‘dinî diktatörlük’ten korkuyorum.  Yani, Türkiye’yi İran’dan bile beter hale getirecek bir tehlikeden..’  diyordu..
’Çıkıp bir iki kelime etsek, küçük bir itirazda bulunsak, hemen "dinsizlikle" suçlanmaktan, bizi fanatiklere hedef yapacak manşetlerden korkuyoruz; (…) fanatizmden ürküyoruz.. (…) o despotizm çoğumuzu askerden çok korkutuyor. Hepimiz hissediyoruz ki, askerinkinde hapis var, ama ötekinde cinayet... Biri geliyor ve sonra kendi isteğiyle gidiyor. Öteki gelirse bir daha gitmeyecek..’ cümleleri de Özkök’ün.. (-Böylece Özkök ‘Askerî darbelerde cinayet işlenmediğini’ iddia ediyor. Yani, milletin kalbine saplanan hançerlerin acısını hiç duymamış, demek ki..) Özkök, ‘İşte bu nedenle, çok istediğim halde, üniversitede türbanın serbest bırakılmasını bütün gücümle savunamıyorum.’  demeyi de ihmal etmiyor.. İşte asıl üzerinde durulacak nokta, herhalde burası..
‘Benim korkularım var, vehimlerim var, öyleyse, başkalarına baskı yapılmasına göz yumarım.. Hattâ kamuoyunu, toplumu, bu korkulara göre yönlendirecek şekilde yayınlar yaparım..’ demek istiyor Özkök, zımnen.. Ki, sürekli yaptığı da esasen bu değil mi? Bu zamana kadar az insanı mı, ‘irticacı’ diye damgaladı, birilerine hedef gösterdi; gazetesinde.. 
Birileri, birilerinin zevklerine aykırı mı geliyor, kafa konforlarına mı hitab etmiyor? 
Öyleyse, inancının gereğince örtünenlere baskıya, zulme, vehimlerle devlet idareye devam!..
Yeter ki, ‘elit’/ seçkin’lerimiz, kendilerine baskı yapılacağı gibi bir muhtemel vehimden kurtulsunlar.. Onlara baskı yapılamaz, onlar seçkindirler.. Baskı yapmak, onların hakkıdır!
‘Efendim, Türkiye Malezya mı olacak?’ diye soruluyor..
Ne olmuş ki, Malezya’da?. Dünyanın en kalkınmış, sayılı ülkelerinden birisi.. Kimsenin örtüsüne karışılmayan; örtülü- örtüsüz herkesin üniversitelerde birlikte okuduğu, kamu hizmetlerinde bir arada çalıştığı bir ülke.. O halde, bu korku neden? Yani kimsenin kimseye müdahale etmediği, kalkınmış ülke durumuna gelmek, çok mu aykırı geliyor, ‘taife-i laicus’un 80 yıllık despotluğuna..
Bir zamanlar (İsmet Paşa’nın damadı) Metin Toker, ‘insan hak ve özgürlükleri mi, kalkınma mı?’ sualine, ‘kalkınma..’ diye cevab verirdi.. Çünkü, onun insan hak ve özgürlükleri gibi kavramlara ihtiyacı yoktu.. Şimdi ise, ‘ülke kalkınmış, kalkınmamış’, bu onların derdi, değil; yeter ki, zevklerine aykırı tablolar olmasın, ülkede.. İslamî eğilimli kadrolar ülkeyi kalkındırsınlar; saltanatı ise laikçiler sürsün! Ohh,  tadlı hayat, dolçe vita..
Bu zulüm çarkı kırılmalı ve milletin hakları, birilerinin vehimlerine fedâ edilmemelidir!
 *’Adl olur mu, ol mahkemenin kararında?’:
Şemdinli Dosyası, yargılama süreci boyunca karşılaşılan acaib müdahalelerden sonra, Askerî Mahkeme’ye havale edildi.. Şemdinli Dosyası’na yazdığı iddianâmede son derece ilginç ve karmaşık, ilişkilere değinen Van Savcısı F. Sarıkaya’nın meslekten atılmasıyla başlayan traji-komik hukuk cinayeti son olarak da Van Ağ. C. Mahkemesi hâkimlerinin sağa-sola sürgün edilip, dâvanın Askerî Mahkeme’ye gönderilmesiyle yeni bir merhaleye ulaştı..
Hatırlayalım.. Şemdinli’deki bir kitabevine, 1 kişinin ölümüyle neticelenen bir bombayı  atanlar halk tarafından yakalanmış ve bunların astsubay oldukları anlaşılmış ve onlardan birini, zamanın KKK. Org. Büyükanıt, ‘İyi çocuktur, yakından tanırım.’ diye tezkiye etmişti. İddianâmede, Büyükanıt’ın da yargılanması gerekliliğine değinilmesi üzerine; Büyükanıt’ın, ‘Aslanlar gibi gider, kendimi savunurum..’ demesine rağmen, sözünü yerine getiremediğini ve zamanın Gen. Kur. Başk. H. Özkök’ün de, kanunî yetkisini ‘yargılanmasına izin vermemek’ şeklinde kullandığını ve sonra da Büyükanıt’ın Gen. Kur. Başkanı olduğunu hatırlayalım..
Sanık astsubaylar, Van Ağır Ceza Mahkemesi’nde 39’ar yıl hapse mahkum edildiler.. Ancak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ‘teröre karşı mücadele eden güvenlik güçlerinin terörist gibi yargılanmalarının kabul edilemiyeceği’ gerekçesiyle, kararı bozdu ve dosyanın Askerî Mahkeme’de görülmesi gerektiğini bildirdi.. Ancak, Van Ağır Ceza Mahkemesi bu bozma kararına uymayıp, kararında direnince, ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’, bu hâkimleri  darmadağın etti, başka yerlere tayin etti ve mahkemenin yeni yargıçları ise, Yargıtay’ın ‘bozma’ yazısına uyup, dosyayı Askerî Mahkeme’ye gönderdiler, geçen hafta..
Askerî Mahkemelerin başkanının hukukçulukla bile ilgisi olmayan bir ‘asker kişi’ olduğu ve emirle karar verdiği yeni bir iddia değil.. Büyükanıt’ın, geçtiğimiz Mart-Nisan aylarındaki o muhtıra teşebbüsleri günlerinde yaptığı bir konuşmada, ‘Askerî Mahkemeler’den memnun olduğunu bilhassa belirttiğini’ de hatırlatalım..
‘Terör’le mücadele etmek için, ‘bir kitablığa bomba koymak’ gibi ‘mâsum’ eylemler yapanlar, bir de taltif edilirlerse şaşırmamalıdır..
Birilerinin ‘Birilerini mutlaka cezalandırmalı veya cezalandırmamalısınız!’ mesajını en kaba usûllerle ortaya koyan bütün bu müdahalelerden sonra ortaya çıkacak hükmün, mülkün, memleketin temeli olan bir ‘adâlet’ olup olmayacağını da, gayri siz hesab ediniz..
 


Bu yazı 900 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,771 µs