En Sıcak Konular

Ali İhsan Karahasanoğlu
Vakit

Ali İhsan Karahasanoğlu
0 0 0000

Abdullah Gül ile Sezer kıyası!



Kartelcilerin çapsızlığını bilirdim de, bu kadar kendilerini ele vereceklerini sanmıyordum.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ramazan’ın birinci günü, misafir olarak bulunduğu ilde, masada duran suyu içmiş!
 
 
 Şimdi bu olay üzerine, bazı laikçiler çok merak etmişler, “Acaba Vakit gazetesi bu olay üzerine Gül’ü yerden yere vuracak mı” diye!

“Tutarlı olmak bunu gerektiriyor” diye de ilave ediyorlar!

Olayları analiz etmede bu kadar çapsızlık, sadece kartel yazarlarına mahsus olmalı.. Tutarlı olmayı; böyle bir “kel alaka” örneğe hasretmek, kendileri için net bir “çıkmaz sokak” hali olsa gerek..

Ve benim kanaatim, Vakit’i eleştirmek için, gelip de böyle basit konulara kaldıklarına göre, artık pilleri bitti demektir..

Gazetecilikte ben diyeyim 25 yılı siz deyin 30 yılını devirmiş M. Yakup Yılmaz’ın yazdıklarını aktarayım da, siz de kararınızı verin... Aynen şöyle yazmış beyefendi: “Cumhurbaşkan? Abdullah Gül, ilk yurtiçi gezisinin üçüncü gününde Siirt’teydi ve burada toplant? masas?nda bulunan bir bardak suyu içti. Daha sonra da oruçlu olduğunu hat?rlay?p, masaya su koyan görevlilere ç?k?şt?: ‘Neden buraya su koydunuz?’ (..) Gül’ün ramazanda su içtiği haberini okurken, bir ramazan ay?nda su içti diye eski Cumhurbaşkan? Ahmet Necdet Sezer’in nas?l bir yayl?m ateşine tutulduğunu hat?rlad?m. (..) Vakit şöyle yaz?yordu: ‘Musevilerin Hanuka Bayram?’nda kutlama mesaj? yay?nlamay? ihmal etmeyen Sezer, Ramazan ay?nda su içerek mesaj vermişti.’ Bakal?m yar?n ne yazacaklar bu konuda.”

Merak ettikleri konuya bakın!

Yani şu iki olayı birbirinden ayıramıyorsan, ne diye eline kalemi aldın sen?

Örneklerin birisindeki olay şu.. Kendi özelinde oruç tutabilir tutmayabilir.. Ama toplumumuzun kültüründe, Hıristiyanların bile Ramazan günü açıktan yemek yemediğini hepimiz biliriz. SayınSezer de oruç tutmayabilir. Bunu, hiç kimsenin kınamaya da, eleştirmeye de hakkı yoktur. Kendi özel düşüncesidir. İnancıdır.. Veya inançsızlığıdır.. İtirazımız olamaz.

Ancak bizim kültürümüzde Hıristiyanlar bile, Ramazan günü, ülkenin çoğunluğuna saygı açısından açıktan yemek yemiyorsa ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı makamında oturan kişi tam aksine bir davranış içine giriyorsa, bu tavır tabii ki eleştirilecek bir durumdur.

Şu olabilirdi; Sezer diyebilirdi ki, “Ben oruçluydum veya değildim. Bu kimseyi ilgilendirmez.Hesabımı insanlara değil, sadece Allah’a veririm. Ama Anıtkabir’de su içişim unutkanlık eseridir. Oruçlu olsam da, olmasam da içmemem gerekirdi. O bardağı oraya koyanlar da, halt etmişlerdir..”

O an bütün tartışmalar biterdi.

Oruç tutmuyor olsa bile, halkın büyük çoğunluğunun oruçlu olduğu bir günde onlara nazire edercesine su içmesinin unutkanlık sonucu olduğunu sayınSezer söyleseydi, konu o an kapanırdı.

Öyle mi yaptı sayınSezer?

Hayır.

Konuşmaları ile, tavırları ile o davranışının yanlış olmadığı yolunda izlenim bile vermeye kalkıştı..

Bazı konuşmalarında, devletin dinlere karşı tarafsızlığı ilkesini, öyle uç ifadelerle yorumladı ki, “Ramazan günü, televizyonların naklen yayın yaptığı bir sırada su içmenin, önceden hazırlanmış, bilinçli ve özel bir mesaj olduğu” dahi iddia edildi.. Yani Sezer’in tavrının, “Ben oruç tutmuyorum”un deklare edilmesi olduğunu yazıp-çizen kendi taraftarları bile oldu!

Peki ikinci örnek olarak gösterilen sayın Gül öyle mi yapıyor?

Oruç tutar veya tutmaz. Onun da Allah ile kendisi arasındaki bir konu. Ama halkın kendisini görebileceği bir ortamda, Ramazan günü su içmesini, kendisi dahi tasvip etmiyor.. Doğru bulmuyor..

Doğru bulmadığını da, onun güleryüzüne ve nezaketine de yakışmayan bir sinirlilikle, “Bu bardağı niye koydunuz” diyerek, ilgilileri uyarak gösteriyor!

Bu andan sonra, hâlâ kalkıp da “Abdullah Gül, Ramazan günü halkın huzurunda niye su içti” diye sorgulamaya kalkarsanız, kusura bakmayın ama, yobazlığın dik alasını yapmış olursunuz.

Bu vesile ile size, “Benim kalbim temiz” sözünü ne kadar yanlış kullandığınızı da göstermiş olalım..

Siz her yanlış hareketinizden sonra, sürekli tekrar eder durursunuz ya, “Benim kalbim temiz” diye.. Aslında tam da bu olayda uygulanacak bir söz bu..

Siz dahil, hiç kimse, Abdullah Gül’ün su içmesinin, unutkanlık eseri olmadığını iddia edebiliyor mu?

Hayır.Unutkanlık eseri suyun içildiği, herkesin ittifak ettiği bir gerçek. Yani görüntüde bir yanlışlık varsa da, hemen herkes  Abdullah Gül’ün niyetinin bu olmadığını kabul ediyor. Demek ki Abdullah Gül’ün kalbi temiz.

Peki yine o malum olaydan örnek verelim.. Sizlerden hiçbiriniz, Sezer’in Anıtkabir’de su içme olayında, unutkanlıkla hareket ettiğini söyleyebiliyor musunuz?

Hayır.

Yani “Sezer’in kalbi temiz” diyebileceğiniz bir durum yok ortada..

Bilerek, isteyerek, halkın huzurunda su içiyor.

Diğeri ise, yanlışlıkla içtiği suyun üzüntüsü içinde kahroluyor!

Bugün dahi sayın Sezer çıkıp, “Ben o gün, yanlışlıkla su içtim” dese, o an kendisinden özür dilenmelidir.

Ama kusura bakmayın, milletin gözünün içine baka baka, din kurallarına “akıl dışı” nitelemesinde bulunan, “dinsel kurallardan arındırılma”dan bahsederek halkın inanç sistemine müdahale edilmesini isteyen bir kişinin, büyük çoğunluğu oruç tutan bir halkın önünde Ramazan günü su içmesini, kimse mazur bir davranış olarak gösteremez! Göstermemelidir.

 Ve siz bu iki olayı alıp, Vakit’in eşdeğer şekilde yorumlamasını istememelisiniz!

Devlet gazetesinin yazarları, artık konu bulamayıp, böyle saçma kıyaslar yapmaya başlamışlarsa eğer, halleri gerçekten içler acısıdır.

Durum vahim demektir.

“Tez elden, Allah kurtarsın!” diyelim..
 
 



Bu yazı 1,154 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Anlayana sivri sinek anlamayan davul zurna sinek ee..
    • 16 Ağustos 2008 Maliye Bakanlığı cevap verdi, ya diğerleri?
    • 14 Ağustos 2008 Fikret Bila, namazdan niye rahatsız oluyor?
    • 14 Temmuz 2008 Onların gücü, bizim ‘dik duruş’ eksikliğimizden!
    • 12 Temmuz 2008 Yasakçı Tuğcu, böyle saçmaladı!
    • 5 Temmuz 2008 Ergenekon’da öyle, AK Parti’yi kapatmada böyle!
    • 28 Haziran 2008 RTÜK bile uyursa, Anayasa Mahkemesi ne yapacak ki?
    • 27 Haziran 2008 “Bedevi”nin arkasındaki gerçek!
    • 21 Haziran 2008 Doğan saldırılarının arkasında ne var?
    • 13 Haziran 2008 Bak sen, şu ANKA kuşuna!
    • 12 Haziran 2008 “Sı-nır-lı-dır” ne demek, izah etseniz ya!
    • 1 Haziran 2008 50 yıllık gazeteciden(!) gazete düşmanlığı!
    • 28 Mayıs 2008 ‘Kapatma kararı’ndan daha vahim olan..
    • 25 Mayıs 2008 Tartışma örtü yasağıysa, MHP’nin safı neresi?
    • 24 Mayıs 2008 Yargıtay, kapatılmamaya “heves”’ dedi!
    • 21 Mayıs 2008 CHP % 95, AK Parti % 4.. Normal mi bu?
    • 19 Mayıs 2008 ‘Köşeler babamızın malı mı?’dan ‘gazeteler babamızın çiftliği’ne!
    • 14 Mayıs 2008 Bir dönem, emekliliklerle kapanıyor!
    • 10 Mayıs 2008 Hataların sebebi, yargıya baskı mı?
    • 10 Mayıs 2008 Hataların sebebi, yargıya baskı mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,533 µs