En Sıcak Konular

Hayrettin Karaman
Yeni Şafak

Hayrettin Karaman
0 0 0000

Rejim nasıl değişecek?



Akparti iktidarının rejimi değiştireceğine inanan veya buna inanılmasını isteyen yazarların ikinci örneği Fatih Altaylı.

Sayın Altaylı bir yazısında (Gazeteoku'da okudum, 23. 8. 2007) bir Amerikalı ile görüştüğünü ve aralarında geçen konuşmayı naklediyor. Amerikalının “Darbe olur mu?” sorusuna, “Seçimlere hile karıştı gibi bir bahane ile seçim gecesi olsaydı olurdu, artık zamanı geçti” cevabını verdikten sonra Türkiye'nin zaman içinde nasıl bir İslam ülkesi olacağını şöyle açıklıyor:

“Türkiye giderek bir İslam ülkesi olur” dedim. Nasıl olacağını anlattım:

Yavaş yavaş Mısır gibi, Malezya gibi oluruz. Din etkisi artmaya başlar. Din günlük hayata girer. Sokağa iner. Yaşam biçimi olur. Gözle görünmeye, elle tutulmaya başlar. Toplum tutuculaşır. Muhafazakârlaşır.” “Bunlar niye olsun ki?” dedi. “Olur. Çünkü rol modeller değişmeye başlar. Rol model Erdoğan olur. Gül olur. Müslümanlığını gösteren, göstere göstere yaşayan işadamı olur. Çünkü iktidar kendi gibi düşünen, kendi gibi yaşayan bürokratları yukarı taşır. Kendi gibi işadamlarını ön palana çıkarır. İçki içen, eşinin başı açık olan, mayo giyen bürokratın yükselme olanağı kalmaz, işadamının iş yapma olanağı kalmaz. Kimse kimseye örtün, kapan, içki içme demez ama içmeyen iktidar dairesinin dışında kalır. Yükselemez, iş alamaz, iş yapamaz. Bürokratlar namaza başlar, işadamları ortalıkta içki içmemeye, eşlerine dekolte giydirmemeye başlar. Bu durum yoğunlaştıkça onlar gibi olmayanlar kendilerini dışarıda kalmış hisseder. Yasayla, yasakla olmaz. Ama ayıpla, günahla olur” dedim.”

Amerikalı “AB'ne üye bir ülkede böyle şey olmaz” şeklindeki itirazına da sayın Altaylı, “Bu durumu bahane ederek bizi oraya almazlar” cevabını veriyor.

Sayın Altaylı'nın tasvir ettiği İslam ülkesi, halkının çoğu ve iktidardakiler (rol-moeller) dindar olan; yani kamuya açık alanlarda dini yaşayan, başkalarının hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan olabildiği ölçüde dinin gereklerini yerine getiren ülke oluyor. Eğer bu bir tehlike ise, olmaması gerekiyorsa insan hakları belgelerinden din özgürlüğünü kaldırmak veya dinin görünür olmasını önleyecek şekilde sınırlamak gerekir. Halbuki Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesi şöyle diyor: “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.”

Akparti iktidarının ileri gelenleri alkol almaz, eşleri örtünür, namaz kılar, oruç tutar; bunu gören bürokratlar, iş adamları ve gençler de ya örnek alıp benimseyerek veya yaranmak ve yararlanmak için müslümanca yaşamaya yönelirlerse bu durumda herkes din özgürlüğünü uygulamış olur. “Din özgürlüğünü korumak, “din değiştirme hakkını” da içerir. Din değiştirmeyi veya eksik uygulamadan vazgeçerek dini daha kamil olarak yaşamaya karar vermeyi engellerseniz, bunu “rejim değişikliği” sayarsanız din özgürlüğünü tanımamış olusunuz.

Naklettiğim düşüncede önemli bir arıza daha var: İnsanların ya gevşeklikleri veya menfaatleri yüzünden kimlik ve kişilik değiştirebilecekleri varsayılıyor. Üstelik bu değişim İslam'ı yaşamama şeklinde olunca müspet, yaşama şeklinde olunca menfi/tehlike kabul ediliyor!

İşin doğrusu insanlara güvenmek, saygılı olmak, farklıların bir arada, özgürlük ve adalet çerçevesinde yaşamalarına imkan sağlamaktır.

Tabii Livaneli ve Altaylı gibi düşünmeyen birçok yazar var. İşte size İsmet Berkan'dan bir cümle: (21. 8. 2007, Radikal) “Hayır, burası bir ılımlı İslam devleti değil, hiçbir zaman da bir 'İslam devleti' olmayacak; çünkü laiklik ilkesinin ortadan kaldırılması mümkün değil. Ama buna karşılık laiklik uygulamalarını mutlaka tartışmalıyız.”



Bu yazı 497 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Haziran 2008 Milli maç milli mesele
    • 26 Haziran 2008 Şimdi ne yapacağız?
    • 12 Haziran 2008 Cumhuriyeti korumak
    • 25 Mayıs 2008 Ya bu deveyi güdecekler…
    • 18 Mayıs 2008 Yargı bağımsızlığı ve yanılmazlığı
    • 24 Nisan 2008 Bankaların verdiği promosyon
    • 5 Nisan 2008 Devlet-din ilişkisi
    • 30 Mart 2008 İddianamedeki laiklik
    • 28 Mart 2008 Laiklik tehlikede mi?
    • 23 Mart 2008 İddianame kusurludur
    • 14 Mart 2008 Kısas (2)
    • 13 Mart 2008 Kısas
    • 7 Mart 2008 Sıra sana da gelir
    • 29 Şubat 2008 Sağırlar, dilsizler ve körler
    • 28 Şubat 2008 Atalar dini
    • 24 Şubat 2008 Çelişkiler Yumağı
    • 22 Şubat 2008 Fetvalar arasında
    • 21 Şubat 2008 Mescid-i Aksâ hepimizin
    • 15 Şubat 2008 Kadınlar da farklı
    • 14 Şubat 2008 Niçin Örtünüyoruz? (3)

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,622 µs