En Sıcak Konular

Mustafa Armağan
Zaman

Mustafa Armağan
0 0 0000

İsmet Paşa Hilafet’i savunuyor



17 Kasım 1922 günü. Lozan yolundaki Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, Strazburg’daki muhteşem manzaralı Grillon Oteli’nde kabul ettiği “Muslim Standard” dergisinin müdürü Seyyid Abdülkadir Mâlik’e, ‘bütün dünyaya duyurulmak üzere’ bir mülakat veriyordu.

Dergi, Hind Müslümanlarının desteğiyle çıkıyor ve giderek İngiltere’yi endişelendirici bir akım haline bürünmekte olan Hind Hilafet Hareketi’ni açıktan destekliyordu. Yalnız Hind Müslümanlarını değil, Hilafet’in korunmasını ‘şahsî meselemdir’ diye sahiplenen Gandi başta olmak üzere bütün Hindistan’ı ilgilendiren Lozan barış müzakereleri hakkında kamuoylarını birinci elden bilgilendirmek, hele başmüzakereci İsmet Paşa’nın ağzından Türkiye’nin Hilafet’e bakışını öğrenmek son derece önemliydi dergi yöneticileri için.

Yola çıkmadan önce gerek TBMM hükümeti, gerekse Gazi Mustafa Kemal tarafından Hilafet konusunda sıkı sıkıya tembihlenmiş olan İsmet Paşa, söyleşide tabiatıyla kişisel görüşlerini değil, TBBM hükümetinin görüşlerini aktarmıştı. Ve zaten sözleri bizim için bu bakımdan önem taşımaktadır.

Şimdi o ilginç konuşmadan bazı pasajları birlikte okuyalım. Aktaracağım kısımlar, 1923 yılında Ankara’da Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’nce bastırılan “Hilâfet ve Millî Hâkimiyet” başlıklı bir derlemeden alınmıştır. Yani şüphe edilecek bir tarafı olmayan resmi bir yayındır. Maalesef “Muslim Standard”daki İngilizce metne henüz ulaşamadım. Bir hayır sahibi fotokopisini bulup da gönderirse sevinirim.

Son bir not olarak belirtelim ki, muhtemelen mülakatın gerçekleştiği saatlerde Sultan Vahdettin, İstanbul’u terk etmektedir; ama Strazburg’dakilerin henüz bu kritik olaydan haberleri yoktur.

Peki İsmet Paşa bu konuşmada neler diyor?

Neler, neler demiyor ki? Şöyle bir hatırlayalım söylediklerini öyleyse:

“Size ve sizin vasıtanızla bütün Müslümanlara diyebilirim ki, Hilafet’e her zaman olduğu gibi, dinen pek sıkı merbut [bağlı] olduğumuz gibi icap ederse onun müdafaası için son damla kanımızı dökmeğe her zaman hazırız.”

“Hilafet uğruna kanımızın son damlasına kadar savaşırız.” diyen Paşa, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Türk milleti İslamiyet’in kılıcı olmakla müftehirdir [övünür].”

Türkiye’de kurulacak devletin ‘İslamiyet’in kılıcı’ olduğunu beyan eden Lozan baş delegemiz, burada da durmaz ve bütün hızıyla devam eder. Hilafet’in sahibi yalnız Halife değil, bütün Türk milletidir ve böylesi İslamiyet için daha hayırlıdır:

“Bütün Türk milleti diyorum, yalnız fert değil. Fert yerine yekvücut bütün bir milletin Hilafet’i müdafii [savunucusu] olması müreccah [tercihe şayan] değil midir?.. Asırlardan beri Hilafet’in mücahidi olan Türk milleti yekvücut olarak onu müdafaada devam edecektir. Hilafetin kuvvetini kayb eyleyeceği korkusu tamamiyle esassız ve nâbecâdır [yersizdir].”

Lozan yolcusu İsmet Paşa’nın ‘İslamcı söylemi’ bu kadarla da kalmaz. İslam âlemine vereceği başka mesajlar da vardır. Ne gibi mi? Kendisine kulak verelim o zaman:

“Türk teşkilât-ı esâsiyesinde [anayasasında] bütün kuvvâ-i tedâfuiyyenin [savunma kuvvetlerinin] Hilafet uğrunda istimali [kullanılması] vardır. Böylece Hilafe’ti maddî vesâitten [vasıtalardan] mahrum bıraktığımız nasıl iddia olunabilir? Hilafet Türkiye’dedir ve Türkiye’ye istinâd eder [sırtını dayar]. Hukuk-ı Hilâfet masundur [Hilafet’in hakları güvence altındadır] ve onun müdafaası için bütün Türk milleti kanını dökmeye hazırdır.”

Paşa’nın buraya kadarki sözlerinin özetini çıkaracak olursak şu başlıklarda karar kılmalıyız:

- Türkiye halkı Hilafet’i kanının son damlasına kadar savunacaktır.

- İslamiyet’in kılıcı olmakla iftihar eder.

- Bütün bir millet yekvücut olarak Hilafet’i savunacaktır.

- Hilafet 1921 Anayasası tarafından güvence altına alınmış olup onun korunması vatanın korunmasıyla eşdeğerdir.

Yazıyı alıntıya boğduğumu düşünen okurlarıma şu kadarını söyleyeyim ki, İsmet Paşa’nın sözleri alıntılanmayacak gibi değil. Çok çok hayatî mevzulara bodoslamasına giriyor ve hükmünü cepheden veriyor. Dolayısıyla böyle bir metni bulmak pek kolay değil. Türkiye’nin 1922 Kasım’ında ‘Hilafet meselesi milli savunma konseptimiz dahilindedir’ söyleminden 1924 Mart’ındaki ‘Hilafet’i kaldırmak İslamiyet’e yapılacak en büyük hizmettir’ söylemine nasıl geçildiğini görmek için bunları bilmek zorundayız.

Öyleyse son bir cümle daha:

“Biz sizinle aynı aile efradındanız [fertlerindeniz]. Sizin teveccüh, muhabbet ve müzâheret-i maddiyenizi [maddî açıdan kol kanat germenizi] isteriz.”

Evet, Hind Müslümanlarının gönlünü kırmaya gelmezdi, zira Milli Mücadele’ye ciddi miktarlarda maddî katkıları olmuştu.

Nitekim bu tarihten çok sonra bile, 1923 ortalarında, Rauf Orbay’ın başbakanlığı sırasında Antalya milletvekili Hoca Rasih Efendi başkanlığında bir Kızılay heyeti Delhi’ye para toplamaya gitmiştir. Muazzam bir sevgi selinin ortasında kalan Rasih Hoca, cuma namazında hutbeye çıkmış ve halktan Hilafet’in koruyucusu Türkiye’ye yardım etmesini istemişti. Gelin görün ki, İngilizler cami çıkışında Türklerin Hilafet’i kaldırdığı haberini yaymışlar ve bunu belirten afişlerle meydanları donatmışlardı. Amaçları, tabii ki, halkı galeyana getirerek Türkiye’nin Hindistan Müslümanları üzerindeki nüfuzunu kırmaktı.

İngilizlerin endişelenmesine gerek kalmadı. Bundan sadece 6-7 ay sonra Türkiye, uğruna savaşma sözünü verdiği Halife’yi kovuyordu… İşin ilginç yanı, Hilafet’in kaldırılmasının hemen ardından (Temmuz 1924) ‘kör parmağım gözüne’ der gibi Hind Müslümanlarının gönderdiği yardım paralarıyla İş Bankası’nın kurulmasıydı.

Şimdi ‘İş Bankası’nı Hilafet sayesinde kurduk’ desem yine birilerini kızdıracağımı biliyorum.



Bu yazı 1,062 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Haziran 2008 Bir Abdülhamid efsanesi daha çöküyor: Reval safsatası
    • 1 Haziran 2008 Menderes en son ne zaman güldü?
    • 12 Eylül 2007 Zübeyde Hanım’ın derdi Selanik’in kurtarılmasıydı
    • 3 Eylül 2007 İsmet Paşa Hilafet’i savunuyor
    • 27 Ağustos 2007 İngiliz proflar İsrail’i boykot ediyor, biz ne yapıyoruz?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,158 µs