En Sıcak Konular

Yusuf Kaplan
Yeni Şafak

Yusuf Kaplan
0 0 0000

Türkiye rotasını bulursa yeni bir dünya kurulur



Seçimlerden bu yana, dünya, Türkiye'yi yakın takibe aldı. Batılılar da, Arap dünyası da, Asya ülkeleri de, Türkiye'nin rotasını bulma sürecinin nasıl bir seyir izleyeyeceğini ve nasıl sonuçlanacağını dikkatle ve merakla izliyor.

Türkiye, Özal ve Erbakan'dan sonra üçüncü kez bütün dünyanın yeniden merceklerini çevirdiği bir ülke hâline geldi. Neden peki?

Bunun iki temel nedeni var: Birincisi, Türkiye'nin, 1908'den itibaren gayr-i Türk / gayr-i Müslim “İngiliz tayfası / mandacısı” İttihatçı komitacıların marifetleriyle rotasını yitirmiş bir ülke olduğunun bütün dünyaca biliniyor olmasıdır.

Abdülhamit'in tahttan indirilmesi, sadece bizim tarihimiz açısından değil, dünya tarihi açısından da bir milattı. Abdülhamit, son Osmanlı'ydı: Hem Osmanlı'nın üzerine gelen Batı uygarlığının askerî, siyasî, ekonomik ve stratejik saldırılarına göğüs gerecek bir “maddî çağdaşlaşma süreci” başlatmıştı. Hem de, Osmanlı'nın iddialarını, sömürgecilere –ve küreselleşen Yahudi sermayesine– kâbuslar gördürtecek kadar küresel boyutlara taşımıştı.

Resmî tarih tezi, niceliksel olarak doğru ama niteliksel olarak yanlıştı. Doğruydu; çünkü sömürgecilere karşı verilen bağımsızlık savaşının öncüsü bizim kurtuluş savaşımız olmuştu. Yanlıştı; çünkü laikleşen, dolayısıyla Batılılaşan Türkiye, tarih kurucu, tarih yapıcı medeniyet idea'larını / fikirlerini, iddialarını ve ideallerini reddettiği için bir ülkenin rotasını nasıl yitirebileceğinin ve başkalarının tayfalığına / mandacılığına zihinsel olarak nasıl soyunabileceğinin ilk ve son örneği olmuştu. Omurgasını gayr-i Türk / gayr-i Müslim tayfaların / mandacıların oluşturduğu 1908 komitacı darbesi, –İngiliz arşivlerinde açıkça belgelendiği üzere– İngilizlerin tezgâhladığı bir darbeydi; bu ülkeyi ve milleti rotasından çıkarmayı hedefliyordu. Nitekim, 1908'den itibaren Türkiye, rotasından çıktı, başkalarının gemilerinde tayfalık / mandacılık yapmaya talim etmeye başladı.

Ancak Türkiye, son seçimlerden itibaren ilk kez sivil ve askerî bürokrasisiyle, siyaset ve ticaret dünyasıyla belli bir müşterek hedefte buluştu: Türkiye, başkalarının yüzdürdüğü gemilerde tayfalık yapmaktan vazgeçecek ve kendi gemisinin kaptanı olabilecek bir noktaya geldi.

İşte dünyanın Türkiye'yi yakın takibe almasının en önemli iki nedeninden biri bu: Türkiye, kendi rotasını bulabilecek mi? Kendi gemisini yüzdürebilecek mi? Yoksa, Amerikalıların ve –Amerikalı– Yahudilerin tayfalığını yapan gayr-i Türk / gayr-i Müslim “yerli” işbirlikçilerin marifetleriyle kendi rotasını bulmak üzereyken, bir kez daha başka gemilerde tayfalığa mı talim etmeye zorlanacak?

Dünyanın Türkiye'yi yakın takibe almasının ikinci nedeni, şu ân tarihî bir geçiş sürecinde yaşıyor olmamız ve önümüzdeki yarım asırda yeni bir dünyanın kurulmak zorunda olduğunun ve rotasını bulmuş bir Türkiye'nin yeni bir dünyanın kurulmasında bizim tahmin ve tahayyül edeceğimizden çok daha fazla boyutlarda kilit ve tarihî bir rol üstleneceği gerçeğinin belli başlı dünya aktörleri tarafından farkedilmesidir.

Rusların modernleştirilmesi/laikleştirilmesi Rusları durdurmuş ve en az bir kaç asır kaybettirmiştir. Aynı şey Çin ve Hindistan için de geçerlidir. Ve daha da önemlisi Türkiye'nin Batılılaştırılması/laikleştirilmesi, dolayısıyla rotasını yitirmesi de Türkiye'ye en az iki-üç asır kaybettirmiştir.

Rotasını yeniden bulabilmiş bir Türkiye, ABD'nin, AB'nin ve İsrail'in çıkarlarının tayfalığını/mandaclığını yapmaktan kurtularak, kendi gemisinin kaptan köşküne geçecek bir Türkiye olacaktır. Eğer Türkiye, Batılıların projelerini körükörüne uygulama aymazlığına son verirse, Batılıların laik Türkiye'yi kontrol ederek Ortadoğu'yu, Hazar havzasını ve Balkanları kontrol edebilmeleri zorlaşacaktır.

Türkiye'ye vaziyet eden gayr-i Türk/gayr-i müslim ya da devşirilimiş, masonlaştırılmış, maymunlaştırılmış tayfaların/mandacıların bizim gemimizi yürütmek yerine başkalarının gemilerinde tayfalığa talim etmek için bağıra çağıra gürültü patırtı yapmalarının nedeni budur.

Birilerinin, bu eski tüfek solcu tayfalara/Amerikan mandacılarına, kaptanlığın ne kadar özgürleştirici bir şey olduğunu anlatmaları gerekiyor ama tayfalık/mandacılık adamların kanına işlemiş olmalı ki, hâlâ efendileri adına gürültü patırtı yapma rollerinden bir türlü vazgeçmek istemiyorlar!

 

 



Bu yazı 707 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Ergenekon'la “dolmuşa bindirilmediğimizden” emin miyiz?
    • 21 Temmuz 2008 Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
    • 14 Temmuz 2008 Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 27 Haziran 2008 Travma ve yok oluş süreci
    • 26 Mayıs 2008 Küresel İngiliz hâkimiyetine doğru (mu?)
    • 19 Mayıs 2008 İngilizlere dikkat!
    • 28 Nisan 2008 Laikçilik zırhıyla Türkiye'yi satıyorlar!
    • 25 Nisan 2008 Medeniyet yoksa, medîne de, din de yok olur
    • 18 Nisan 2008 Peygamberî çağ/rı
    • 24 Mart 2008 Çağa tanıklık, peygamberî soluk ve öncü varoluş kuşağı (2)
    • 17 Mart 2008 Türkiye bağımsızsa, Türkiye'yi bağlayan şey ne öyleyse?
    • 14 Mart 2008 Yalıtılmış masal perdesinden ruhsuz heykeller yapmak
    • 10 Mart 2008 "32. Gün"ün yaptığı şey televizyonculuk mu?
    • 3 Mart 2008 Aydınlanma mı dediniz? Peki, nerede Kant'ınız, Diderot'nuz, Voltaire'iniz?
    • 25 Şubat 2008 Kurumları kezzapladık, şimdi sıra insanlarda mı?
    • 18 Şubat 2008 Konya modeli
    • 15 Şubat 2008 Türkiye neden durdurulmalı; ama durdurulamaz?
    • 11 Şubat 2008 'Medya terörü' derhal durdurulmalı!
    • 4 Şubat 2008 21. yüzyılı "Türkiye" başlatacak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,479 µs