En Sıcak Konular

Mustafa Armağan
Zaman

Mustafa Armağan
0 0 0000

İngiliz proflar İsrail’i boykot ediyor, biz ne yapıyoruz?



ABD’deki Yahudi derneğinin ‘soykırım’ desteği, İsrail ile Türkiye arasındaki bahar havasını bir anda kara kışa döndürdü. İsrail Sefir-i Kebirimiz Namık Tan tatilini yarıda keserek apar topar İsrail’e dönmüş. NTV’deki açıklamalarını dinledim, İsrail’deki lobiler vasıtasıyla ABD’ye ulaşılacak ve mesele çözülecekmiş. İşi bakın, biz Filistin halkının adım adım yok oluşa sürüklenişi karşısında Yahudileri sıkıştıracağımıza, kalkmış onlar bizi sıkıştırıyor.

Peki biz neyiz? Bir toplum olabildik mi? Bir millet? Ya da artık ağzıma alamadığımız terimle ümmet-i Muhammed’den miyiz? Cevaplar olumsuz galiba. Öyleyse kimiz biz? Kimiz biz ve nerede yaşıyoruz? Orta Doğu’da mı? Sahi neden kendimizi bu İngiliz icadı coğrafi ‘bölge’nin içinde düşünmekte bu denli ısrarcıyız ki? Biz İngilizlere “Orta Batılı”, Amerika Birleşik Devleti vatandaşlarına da “Uzak Batılı” diyor muyuz? Neden demiyoruz? Çünkü biz tanımlamıyoruz haritayı; tanımlanıyoruz daima.
Kim bilir kaçıncı defadır İsrail’i tel’in mitingleri yapılıyor. (‘Lanetleme’ anlamına gelen bu kelimeyi de sanki kimse anlamasın diye asıl hedefin üstünü örtmek için kullanıyoruz.) Yapılsın, bir şey demiyorum, insanların, özellikle de Müslümanların tepkilerini göstermeleri tabii ki gerekir. Aksini düşünemem bile. Ne yazık ki, bilmediğiniz bir mekanizmayı lanetlemek çözüm olamıyor.

Neler olup bittiğini bilmiyoruz ki İsrail’de. Bu yüzden tepkilerimiz sade suya tirit oluyor ve birkaç gün sonra oyuncağından bıkan çocuklar gibi hevesimiz kaçıyor. Bir daha hatırlayana kadar bir kenarda tozlanmaya terk ediyoruz onu.

Oysa Filistin’de olup bitenler sadece intifada ile sınırlı değil, hatta sadece masum çocukların hunharca katledilmeleriyle de sınırlı değil. Hiçbir noktada güvenliğin olmamasından da söz ediyor değilim.
Bir halk yok ediliyor. Filistin’in özü, özeti bu.

Nüfus olarak yok ediliyor, doğru. Ancak asıl büyük tehlike, Filistin’in iç tutunum (insicam) noktalarının başarılı bir toplum mühendisliğiyle berhava edilmesinde yatıyor. Filistinliler bütün bu katliama çocuk doğurarak cevap veriyorlar ama bahsettiğim yıkıma karşı çaresiz kalıyor tenasül bereketi.
İnsanın en temel hakları alenen çiğneniyor. Yakaladıkları gencin kolunu bir kaya parçasıyla kırma olayını kastettiğim sanılmasın. O tarifi imkânsız bir gaddarlıktır kuşkusuz. Ancak en temel yaşama hakları ellerinden alınmış bir toplumun bu tip öldürme kaldırma olaylarını bizden daha bir metanetle karşıladıklarını da hepimiz görüyoruz. Ölüme ve kana bağışıklık kazanmış bir toplumun beynindeki plazmalar farklı gelişir. Bunu bilmemiz lazım.
Kaldı ki Filistin’i sömürgeleştirme işini bu kaba zalimane metodlara havale edecek kadar safdil bir yönetim yok karşınızda. Hesaplar daha derinden yapılıyor burada.

Bilmem hiç dikkatinize çarptı mı: Radikal gazetesinin 30 Mayıs 2006 tarihli nüshasında “Filistin lehine bilim boykotu” başlıklı tuhaf bir haber yer alıyordu. İngiliz bilim adamlarının kurdukları akademisyenler sendikası NATFHE, yaptığı açıklamada İsrailli meslektaşlarını, devletlerinin Filistinlilere uyguladığı ırk ayrımcılığı (apartheid deniliyor buna) politikasına açıkça karşı çıkmadıkları ve ona destek verdikleri için suçlamış ve bundan sonra toplantılarına İsrailli bilim adamlarını davet etmeyeceklerini açıklamış, habere göre. Gerçekten de Batı’da uzun zamandır görmediğimiz cinsten cesurca ve son derece sivil bir tavırdı bu.
NATFHE Genel Sekreteri Paul Mackney’in açıklaması da bir o kadar ilginç. Bakın gelen tepkiler karşısında bilginin olgunlaştırdığı ve onurlulaştırdığı bir bilim adamı, Filistin dramının hangi basılmayan dalına ayak basıyor cesaretle:

“Filistinlilerin haklarını destekleme tavrımızın ne kadar salakça olduğuna dair beni eğitmeyi amaçlayan binlerce e-posta aldım. Bunların çoğu İsrailli profesörlerin akademik özgürlüklerinin kısıtlanmasına tehditle yanıt verirken, Filistin'de akademik özgürlükten söz etmenin kara mizah olduğunu anmıyor bile. Filistinli öğrencilerle öğretmenlerin tek hareket özgürlüğü üniversiteye gitmek olurken, akademik yaşamın işlemesini sağlayacak en somut temeller bile bulunmuyor. Eylül 2000'den beri bir İsrail okulunun (saldırılara) hedef olmasına karşılık 185 Filistin okulu topa tutulmuş ya da taranmışken, adaletsizliğe karşı üniversiteleriyle birlikte Filistin sivil toplumuyla her zamankinden fazla dayanışmak gerekir. Beni zorbalıkla susturamazlar.”

İşte bilim namusu budur dostlar! Hadi YÖK izin verdi diyelim, bizdeki anlı şanlı profesörlerin kaçı bu onurlu çıkışı yapabilir Allah aşkına?
Bir bilim adamı çıkıyor ve ben bu çuvalla bilgiyi insanlığın geliştirilmesi için, insanlığın daha iyiye gitmesi için, insanlığın acıları dindirmek için öğrenmiştim. Oysa siz İsrailli meslektaşlarım, bir halkın yok edilişine sessiz kalıyor, adım adım imhasına destek veriyorsunuz. Öyleyse sizinle yollarımız ayrılıyor, diyor ve ekliyor: Siz bilimi kendiniz için iyiye, başkası için kötüye işleyecek bir alet olarak düşünüyor ve kullanıyorsunuz. Hani bilim evrenseldi? Hani bilimin dini, ırkı şusu busu olmazdı? Yoksa bu Aydınlanma yalanlarına boş yere mi kandık yıllarca?

Aynı haberin altındaki bir not ise büsbütün uyarıcı nitelikte. Not şöyle: “Konferansa katılan İsrailli bir grup da, İsrail akademileri ile işgal politikaları arasındaki bağları anlatıp lisans mezunlarına doğrudan iç istihbarat servisi Şin Bet’te çalışma hakkı getirilmesi örneğini verdi.”
Yani neymiş? İsrail üniversiteleri, lisans mezunlarına doğrudan milli istihbarat servisinde çalışma hakkı tanıyormuş. Yani üniversiteler ile İsrail’in işgal politikaları arasında güçlü bir bağ var.

Merak edip bu NATFHE’nin internet sitesine (
http://www.tufp.org.uk/Unions/NATFHE/natfhe.html) girdim ve İngiliz akademisyenlerin kendilerini tanımlarkenki vakarlarına, eleştirilere verdikleri soğukkanlı cevaplarına, her şeyden önce de ahlakî tavırlarındaki netliğe hayran kaldım. Onun için aynen çevirmek istiyorum bir paragrafı:
“NATFHE İsrail aleyhtarı olmayıp 1980’lerin sonlarında Bir Zeit Üniversitesi Dostları ile temasından beri Filistin’deki eğitimle ilgilenen bir kuruluştur. Bize öyle görünüyor ki, Filistin’de kurulacak sağlam bir eğitim sistemi, bölgede barışın inşasına temel teşkil edecek olan sivil toplumun köşe taşlarından biridir. Aynı şekilde İsrail’in genelde Filistin halkına yönelik baş saldırgan olduğu, güvenlik bölgeleri oluşturmak için insanları yerlerinden yurtlarından ettiği, bir yandan Filistinli otoriteleri terörizmin kökünü kazımak için neden daha fazla şey yapmadıkları için suçlarken, öbür yandan zaten cılız olan altyapısını tahrip ettiği gerçeğine gözümüzü kapayamayız. Hiç şüphesiz Filistinli otoriteler geçmişte daha fazla şey yapabilirlerdi ama Ramallah ve diğer Batı Şeria şehirlerindeki son yıkımlar bu sürece zarar verir, Filistinli otoritelerin kendi toplumları gözündeki güvenilirliğini ve işbirliği yapma azmini tahrip eder.”

Hem okullara roket saldırısı düzenleyen ve eğitimi engelleyen, herşeye rağmen okullarına gitme mücadelesi veren öğrencileri de, binbir çeşit ayrımcılığa tabi tutmak suretiyle yükselmelerine ve meslek sahibi olmalarına mani olan İsrail devletinin bu zalimce uygulamalarına karşı mücadele veren İngiliz akademisyenleri insanlık adına bağrıma basmak ve bizim yapamadığımızı yaptıkları için kendilerine teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Başta da söylediğim gibi heyecanla ve sloganlarla değil, bilgiyle, kalple, İslamiyetin bizlere en büyük ihsanı olan mazlumlarla birlikte olmak adına hepimiz neler yapabileceğimizi düşünelim. Elin İngilizi bulmuş da, biz mi bulamayacağız?


Bu yazı 2,842 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Haziran 2008 Bir Abdülhamid efsanesi daha çöküyor: Reval safsatası
    • 1 Haziran 2008 Menderes en son ne zaman güldü?
    • 12 Eylül 2007 Zübeyde Hanım’ın derdi Selanik’in kurtarılmasıydı
    • 3 Eylül 2007 İsmet Paşa Hilafet’i savunuyor
    • 27 Ağustos 2007 İngiliz proflar İsrail’i boykot ediyor, biz ne yapıyoruz?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,587 µs