En Sıcak Konular

Ahmet Altan
Taraf

Ahmet Altan
0 0 0000

Dindarlar ve demokrasi...



Yeni dostluklar, yeni ittifaklar, yeni terkipler oluşturmak zorunda olduğumuz zamanlardan geçiyoruz.


Ama geçmiş kızgınlıklar, kuşkular, alınganlıklar da yakamızı bırakmıyor.


Allen’ın, “dostça omzuna vurdum altında yarası varmış” dediği durumları sık sık yaşıyoruz, dostça dokunduğumuz birçok omuzun sahibinden bir çığlık yükselebiliyor.


Dün, “cinayet işlemek büyük bir günahken, cinayeti işleyenler Müslüman olunca, bu günah ‘sevaba’ mı dönüşüyor? Eğer biz bu ülkede hep birlikte demokrat ve özgür bir sistem kuracaksak, dindarlarımızın bu sorulara gür bir sesle cevap vermesi gerekiyor bence” diye yazmıştım.


Çok mail aldım.


Ama, epeyce kırgın bir tanesi çok ilgimi çekti.


“Ey sevgili dindarlar, sizin hakkınızı savunuyorum ama şüphelerimin giderilmeye çok ihtiyacı var. Ve madem ben sizleri savunuyorum (hak edip etmediğinizden emin olmamakla beraber) siz de şunu bunu yapmalı cinayetle, pedofili ile yeryüzünün bütün lanetleri ile mesafe koymalı, önümüze çıkan her olayda Müslümanlık bu değil, merhamet dinidir diye avaz avaz bağırmalısınız. Bu beklentinin karşınızdakine nasıl bir zül olduğunun farkında mısınız? Bitmez tükenmez samimiyet sorguları, kendi gerçeğinizle yüzleşin durumları.”


Hafifçe terleyip yüzümün kızardığını hissettim.


Böyle algılanabileceğimi hiç düşünmemiştim.


“Ben sizin hakkınızı koruyorum” gibi bir ses tonum mu var gerçekten?


Bir yazar yanlış anlaşılıyorsa kabahati önce kendinde aramalı.


Demek iyi anlatamamışım.


İzin verirseniz daha keskin ve daha net anlatmaya çalışayım.


Ben, bu ülkedeki dindarlar içtenlikle katılmadığı sürece demokrasi olabileceğine inanmıyorum.


Kemalistlerin kurduğu ve egemenliği asla elden bırakmadığı bu ülkede özgürlüğün ve demokrasinin ancak dindarların, solcuların, Kürtlerin bir araya gelmesiyle ele geçirileceğini düşünüyorum.


Demokrasi istemeyen Kürtler, dindarlar, solcular olduğunu da biliyorum.


Dindarların dindarlardan, Kürtlerin Kürtlerden, solcuların solculardan ayrılacağı bir zamandayız.


“Bizi kendi cemaatlerimizden” ayıracak ve başka “cemaatlerle” birleştirecek ölçü “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” olmalı fikrindeyim.


Benim gibi insanlar kendi ırklarından, sınıflarından, eski fikirdaşlarından çoktan koptular, “demokrasi” istemeyen hiçbir ırkdaşımızla, sınıfdaşımızla, eski fikirdaşımızla bir ortaklığımız yok artık.


Bizim dostlarımız, her ırktan, her inançtan, her sınıftan demokrasiye inanan insanlar.


Benim gibi insanlar “demokrasiye” bağlılıklarını neredeyse her gün, her gün defaatle beyan ediyorlar.


Faşist solcuların, faşist dindarların, faşist Kürtlerin olduğu bir ülkede, demokrasiden yana olan insanların bunu sürekli yapması gerekiyor.


Bizi “faşist” benzerlerimizden ayıracak olan bu istek ve bu beyandır.


Bir solcu, bugün darbeyi destekleyen bir solcudan kendini nasıl ayıracak?


Demokrasi isteğiyle ve bunu söylemesiyle.


Artık kendimizi sadece “solcu”, “dindar” veya “Kürt” olarak tanımlamamız yetmiyor, bu tanımların başına, eğer gerçekten demokrasi istiyorsak, “demokrat” kelimesini de eklemek zorundayız.


Kendilerini dindar olarak tanımlayanlar ise bunu diğerlerinden daha güçlü ve daha fazla yapmalılar.


Bunun iki temel nedeni var bence.


Birincisi, bu ülkenin “kırılma noktası” onların üstünden geçiyor.


Dindarlar demokrasiye gönülden inanmadıkça, bunun gereklerini yerine getirmedikçe bu ülkeye demokrasi tam anlamıyla yerleşemez.


Demokrasi dediğiniz de, kendinize benzemeyenin hakkını kendi hakkın gibi savunmaktır.


Şimdi söyleyeceğim ikinci neden ise dindar dostlarımı biraz üzecek.


Dindarlar, kendilerine benzemeyenlerin, kendi “cemaatlerinden” olmayanların haklarını çok uzun zaman savunmadılar.


Solcular işkencelerden geçerken seslerini çıkarmadılar.


Kürt köyleri yakılırken ağızlarını açmadılar.


Başka mezheplerden olanlar hırpalanırken sessiz bir onayla arkalarını döndüler.


Dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar “Müslümanlık” adına cinayetler işlerken çığlık çığlığa bağırarak karşı çıkmadılar.


“Kendilerine benzemeyenlerin” özgürlükleriyle ilgilenmediler, sadece kendi cemaatlerinin özgürlüklerine önem verdiler.


Bilmiyorum aranızda “hayır, öyle olmadı” diyecek kimse var mı?


Biz bugünkü rejimin geçmiş günahlarını kabul etmesini isterken, kendi günahlarımızı saklamaya, bunları geçiştirmeye çalışırsak dürüst ve içten olmayız.


Dindar dostlarımız beni bağışlasın ama solcularla Kürtlerin size “helal” etmesi gereken bir hak var üstünüzde.


Aynı şeyi siz de onlar için söyleyebilirsiniz.


Onlar da sizin acılarınıza aldırmadılar.


Onların da sizden bir helallik dilemesi gerekiyor.


Hep birlikte eziliyoruz bu ülkede.


İsterseniz, “biz bu ülkeyi ele geçirir, kendimize benzemeyenleri zorla kendimize benzetiriz” diyerek bugünkü Kemalistlerin zorba görüşlerini aynen paylaşır, dinci Kemalistler haline gelir ve Kemalistlerle iktidar için dövüşürsünüz.


Ya da hem kendiniz için hem de size benzemeyenler için demokrasi istersiniz.


Kimsenin dininden, ırkından, fikrinden dolayı baskı altına alınmadığı mutlu ve özgür bir ülke kurulur burada.


Eğer ortak bir mutluluğu ve özgürlüğü istiyorsanız, “demokrasiyi” her gün, her gün vurgulamalısınız, bunu sizden bekler size benzemeyenler.


Gücünüzü ve geçmişinizi düşündüğünüzde bu beklentiden gocunmamalısınız.


Ayrıca, alıngan okuyucuma ve onun gibi düşünen dostlarıma şunu da söyleyeyim, “ben sizin hakkınızı koruyorum” demiyorum ben.


“Birbirimizin hakkını koruyalım” diyorum.


Benim söylediğim bu.


Söylemeyeyim mi?



Bu yazı 604 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Ağustos 2009 Mafya, TÜSİAD, Türkiye...
    • 3 Ekim 2008 Korkmalı mıyız?
    • 16 Ağustos 2008 Yavaşlık
    • 14 Ağustos 2008 Ne oldu şimdi?
    • 12 Ağustos 2008 Ayıklamak
    • 30 Temmuz 2008 Dışarıda kim kaldı?
    • 18 Temmuz 2008 Yalanlar, gerçekler, sorular...
    • 16 Temmuz 2008 Çete
    • 14 Temmuz 2008 Emine
    • 12 Temmuz 2008 Dindarlar ve demokrasi...
    • 5 Temmuz 2008 Darbe ve medya
    • 28 Haziran 2008 Solculuk ve dindarlık, zavallılık mıdır?
    • 27 Haziran 2008 Bir darbe yandaşı
    • 26 Haziran 2008 Travma
    • 21 Haziran 2008 'Düşman değiliz be paşalar'
    • 13 Haziran 2008 Yeni sorun ihtiyacı...
    • 12 Haziran 2008 Anlamak için...
    • 2 Haziran 2008 Altınların parlaklığı...
    • 1 Haziran 2008 Fırsatçılık ve pusu
    • 28 Mayıs 2008 Her Türk asker doğar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,357 µs