En Sıcak Konular

Akif'in 'Kod Adı İrtica 906' imiş

10 Mart 2015 18:46 tsi
Akif'in 'Kod Adı İrtica 906' imiş Resmi/gizli belgeler, ‘İrtica 906’ koduyla fişlenen Akif’in, 1925’te Mısır’a gitmediği taktirde, pek ala yargılanabileceğini, bel ki de idam edilebileceğini de ortaya koyuyor.

Gazeteci Muharrem Coşkun'un kaleme aldığı 'Kod Adı İrtica 906' kitabıyla gün yüzüne çıkarılan belgelerde, İstiklal Şairi'nin sadece kendisinin değil, O'nunla görüşenlerin de fişlendiği görülüyor.  Resmi/gizli belgeler, 'İrtica 906' koduyla fişlenen Akif'in, 1925'te Mısır'a gitmediği taktirde, pek ala yargılanabileceğini, bel ki de idam edilebileceğini de ortaya koyuyor.

Ecmel Müjgan'ın röportajı

 Muharrem Bey, 'Kod Adı İrtica 906' nasıl ortaya çıktı…? Kitapta neler var biraz bahseder misiniz?

İlk belgeselim Garp İzi'ni (4 bölüm) 2005'te çekmiştim, Türkçe Ezan ve Dine Müdahale'nin öyküsü anlatılıyordu. Tek Partili yıllarda dindar halka yapılan zulümleri, dini müesseselerin yok edilişini, kaynaklarıyla ve tanıklarıyla anlatmıştık. O belgeselin kurgusunu Boşnak arkadaş yapıyordu, bir ara, 'Abi bunlar gerçek mi, zira Sırplar bile bize bunları yapmadı' demişti.. Oysa anlatılanlar hakikatti..

2010 yılında da Mehmed Akif'le Eşref Edib Fergan'ın birlikte 1908'de çıkardıkları 'Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad' gazetesinin öyküsüne yoğunlaşmıştım. 'Yoldaki Çığır' adıyla 4 bölümlük bir belgesel çıktı ortaya.. TRT'de ekrana geldi. Metnini geliştirerek kitaplaştırdım da. Ancak 'Yoldaki Çığır' belgeseli için araştırmalarımda karşılaştığım bir iddia beni çok ürkütmüştü: İddiaya göre, 1936 Aralık'ında, İstiklal Şairi Mehmed Akif, vefat edince, dönemin Hükümeti, İstanbul Valiliği ve üniversiteye yazı göndererek, 'Akif'in cenazesine devleti temsilen kimse katılmasın' talimatı vermişti.

Akif'in cenazesine devleti temsilen kimsenin katılmadığını biliyorduk, ama böyle talimat var mıydı, belgesi neredeydi bilmiyorduk..

Bu belgenin peşine düştüm..

Bulabildiniz mi o belgeyi?

Yaklaşık iki yıl araştırdım..

Net olarak o belgeyi bulamadım ama daha büyük bir skandallar zincirini anlatan yaklaşık 70 gizli/resmi belgeye ulaştım.. Ben bir belge ararken, utanç dağına toslamıştım..

Akif'in devletteki dosyasının adı 'İrtica 906' idi.. İnanamadım.. Araştırdıkça, daha vahim belgeler çıkıyordu, Milli Şair'in bütün adımları takip edilmiş, kanser tedavisi görürken dahi kendini ziyaret edenler fişlenmiş, konuşmaları takibata alınmış, Safahat isimli eseri için imha edilmesi talimatı verilmişti. İstihbarat, emniyet, valilik, İçişleri Bakanlığı arasındaki gizli belgelerde Akif'in kod adı 'İrtica 906' olarak yazıyordu..

Neler hissetiniz belgeleri incelerken..?

Günlerce uyuyamadım..

Düşünün, 1873 yılında Fatih Sarıgüzel'de dünya­ya gözlerini açtığında, 'Cihan İmparatorluğu'nun, tarih sahnesinden çekile­ceğini, savaşlar, göçler, yoksulluk ve çile dolu bir hayat geçireceğini nereden bilebilirdi ki? En acısı da ömrünü adadığı ülkesinde günün birinde 'sakıncalı', 'mürteci' ve 'tehdit' ithamlarıyla muamele göreceğini nasıl tahmin edebilirdi ki?.

Halbuki, gençliğinde en ağır eleştirileri yaptığı, dahası, 'müstebid' ola­rak andığı Sultan II. Abdülhamid döneminde dahi ne takibe uğramış, ne de sürgün edilmişti.. Gazetesinde istediği eleştirileri yapabilmiş, şiirlerini ko­nuşturmuş, hatta II. Abdülhamid'i bir darbe ile tahttan indirecek İttihatçılar'a destek bile olmuştu. Ancak büyük ümitlerle destek verdiği, cephe cephe do­laştıktan sonra bedellerle kurulan yeni Cumhuriyet o kadar insaflı ve merha­metli davranmamıştı kendi milli şairine.

Redd-i miras yapan ve geçmişle bağlarını kesen yeni Türkiye Cumhuriyeti, Mehmed Akif'in hem gazetesini kapatmış, hem kadim dostunu idamla yar­gılamış, hem de kendi peşine hafiyeler takarak izlemeye almıştı..

Çare olarak ülkeyi terk etmiş, ancak Mısır'a hicret ettikten sonra da takibattan kurtulamamıştı. Şeflik Rejimi, O'nun izin sürmüş, O'nunla ilgili istihbarat ya­zışmalarını, takip raporlarını 'İrtica 906' k odlu dosyada biriktirmişti.

 

Gitmeseydi asılabilirdi

İlk kez 'Kod Adı İrtica-906' adıyla yayınladığımız kitapta yer alan belgeler açıkça ortaya koyuyor ki; İstiklal Şairi eğer 1925'te Mısır'a gitmemiş olsaydı, ülkesinde İstiklal Mahkemeleri'nde pek ala yargılanabilirmiş. Bel­geleri görünce, kendinizi; 'İyi ki o karanlık yıllarda Mısır'a gitmiş ve bizi o utançtan olsun kurtarmış' diyorsunuz..

Gazetesi kapatıldı, idamla yargılandı

1925 kışını Mısır'da geçirip baharda İstanbul'a döndüğünde ise şartların daha da kötüleştiğine tanıklık edecekti Milli Şair. Zira başyazarı olduğu gazete Sebilürreşad, Takrir-i Sükun yasası ile kapatılmış, (5 Mart 1925) kadim dos­tu Eşref Edib ise Şark İstiklal Mahkemesi'nde hem de 'Vatana İhanet' suçla­masıyla yargılanmaktadır. Aslında Eşref  Edib Bey, Akif'in yerine de yargılanıyordu. Zira Eşref Edib Fergan'a, 1908'den itibaren gazetesinde Akif'in yazıları da dahil çıkan har satırın hesabı soruluyordu.

İşte bu günlerde o artık işsiz, dahası 'mürteci' bir kişidir. İşte bu manzara karşısında kesin kararını verecek ve 1925'te Mısır'a gidecektir. Vefat edeceği yıl olan 1936'nın 16 Hazi­ran'ına kadar da çok sevdiği yurduna dönmeyecektir artık.

Ancak Mehmed Akif, takibattan ülkesini terk etmekle de kurtulamamıştı. Orada da adım adım izlenerek raporlar geçilmişti. 11 yıl hasret kaldığı vatanına döndükten sonra daha da artmış, hasta yatağında bile görüşmeleri izlemeye alınmıştı. Vefatından sonra O'nu anmak için yapılan küçük katılımlı programlar dahi soruşturma konusu olmuştu. Milli Şair, milletine armağan ettiği İstiklal Marşı'nda, asla kabul edemeyeceğini belirttiği 'Vatanında Cüda' durumuna getirilmişti. 

Belgeler arasında neler vardı?

 1925-1964 tarihleri arasında tutulan resmi belgelerde;

- Mısır'da bulunan Mehmed Akif hakkında yazılan istihbarat takip raporları..

- Şapka, hilafet, laiklik için neler söylediği,

- Safahat isimli eserinin nasıl toplatılıp imha edildiği,

- 'Gölgeler' eserinin bu ülkeye sokulmadığı,

- Kendisiyle görüşenlerin dahi nasıl fişlendiği,

- Kanser tedavisi görürken bile takibata tabi tutulduğu,

- Cenazesine katılanların bir bir tespit edilip fişlendiği,

- Vefatından sonra dahi O'nun adına yapılan anma programlarının soruştu­rulduğu..

Şükrü Kaya'nın İçişleri Bakanı, İsmet İnönü'nün Başbakan ve Mustafa Ke­mal Atatürk'ün Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemde hazırlandığı anlaşılan belgelerin tarihleri ise 1935 ile 1937 arasında yoğunlaşıyor. İlginç­tir; Mehmed Akif'in vefatından yıllar sonra, 1961 ile 1965 yılları arasında da anma geceleri yakın takibe alınıyor, soruşturmalar açılıyor, bu dönemlerde ise İsmet İnönü yine Başbakan olarak karşımıza çıkıyor.

Gazeteci Muharrem Coşkun tarafından kaleme alınan Mehmed Akif'le ilgili yaklaşık 70 gizli/resmi belgenin ilk kez gün yüzüne çıkarıldığı 'Kod Adı İrtica 906' Yeditepe Yayınları'ndan çıktı.

 



Bu haber 1,241 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,257 µs