En Sıcak Konular

Tek Parti döneminden ilginç örnekler

8 Mayıs 2010 15:24 tsi
Tek Parti döneminden ilginç örnekler CHP lideri Deniz Baykal'la Başbakan Erdoğan arasındaki “Hitler” tartışması eski sayfaları yeniden açtırdı.

Muharrem Coşkun yazıyor

On gazeteciden Köşk’e şok dilekçe

CHP lideri Deniz Baykal'la Başbakan Erdoğan arasındaki “Hitler”  tartışması eski sayfaları yeniden açtırdı. Erdoğan, kendisine “Hitler” benzetmesi yapan Baykal’a cevap verirken, "Eğer illa Hitler'e benzetecek siyasi bir figür arıyorlarsa, genel merkezlerindeki eski genel başkanlarının kendini Hitler'e benzetmiş fotoğraflarına baksınlar. Orada, kendisine 'Milli Şef' dedirtmiş genel başkanlarının Hitlervari bıyıklarının altından kendilerine gülümsediğini görecekler." Demişti.

Tek Parti dönemini (1923-1950) iyi okumayanlar özellikle de resmi tarihin kahramanlarıyla yetinenler bu sözleri yadırgayabilir. Ama birazcık araştırıp, gerçekleri görenler için Sayın Başbakanın sözlerinin yetersiz bile kaldığını anlayacaklardır.

O dönemde yaşanan baskı ve dayatmaları anlatmayacağım. Bir gazeteci olarak sadece basına uygulanan yasak ve sansürden kısa kısa örnekler arz edeceğim.

Bunlarda ilkini Kemalizm’in sıkı taraftarlarından Ahmet Emin Yalman anlatıyor;
Nadir Nadi’nin 30 Temmuz 1940 günlü Cumhuriyet’te yayımlanan Türkiye’nin savaş karşısında takınacağı tutumla ilgili yazısı, basında geniş yankılar uyandırır.
Başbakan Refik Saydam da Yunus Nadi’ye telefon ederek, yazının “çok kötü” olduğunu bildirir. Yunus Nadi eski arkadaşı “Milli Şef” İsmet İnönü’ye durumu anlatmak ister. 7 Ağustos’ta onu Ankara Garı’nda karşılar. İnönü Nadi’yi azarlar ve elini sıkmadan gider.
Aynı gün Basın Yayın Genel Müdürü Selim Sarper, Nadir Nadi’ye telefon eder:  Ankara Garı’nda geçen olayla ilgili tek satır çıkarsa Cumhuriyet kapatılacaktır.
Nadir Nadi olaydan söz etmeksizin, yalnız İsmet Paşa’nın anlayacağı biçimde, “Özel çıkarlar uğruna yazı yazmayacağını” belirten bir başmakale yayımlar. İsmet Paşa pek sinirlenir, “Bu adamlar benimle uğraşmak istiyor. Kapatın şu gazeteyi!” der. 10 Ağustos’ta kapanan  Cumhuriyet, 3 ay sonra 9 Kasım 1940’ta yeniden yayımlanır.”
(A. Emin Yalman, Yakın Tarih’te Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 89-107)

Şimdilerde, İnönü’yü Hitler’e benzettiği için Başbakan’ı,  hedef alan Cumhuriyet gazetesi İnönü döneminde defalarca kapatılacaktır.

Bir diğer olayı Gazeteci Abbas Parmaksızoğlu’ndan dinleyelim;
 “Mili Şef” İsmet İnönü’nün küçük bir Güney Amerika ülkesinin elçisini kabulüyle ilgili haber, üçüncü sayfaya konulduğu için kıyamet kopar. Haberin verildiği ertesi gün acele gazeteye çağırıldığımı ve telefonun elime tutuşturulduğunu hatırlıyorum.  Karşı tarafta Basın Yayın Genel Müdürlüğü görevini yürüten Selim Sarper vardı. Milli Şef’e ait bir haberi nasıl bir cesaret ve hangi kötü maksatla üçüncü sayfaya atışımızın hesabını soruyor. Haşin ve tehdit dolu sesiyle bar bar bağırıyordu.  Gazetenin, bir hafta, bir ay, üç ay, hatta süresiz kapatılması işten değildi. Geleceğimiz, hepimizin ekmek parası  Sarper’in iki dudağı arasındaydı.”
(Vedii Evsal: Gazeteciler Cemiyeti ve 40 Yıl, İst. 1987, s. 63-64)

Başbakan söyleyemezdi ama bir örnek de ben vereyim; yine CHP iktidardadır ve Tek Parti dönemidir. 4 Mart 1925 tarihinde çıkarılan Takrir-i Sükun yasası yürürlüktedir. Yasanın ertesi günü,  jet hızıyla gazeteler kapatılmaya başlanmış, sorumlu müdürleri ve bazı yazarları İstiklal Mahkemeleri’ne gönderilmiştir.
Bunlardan, Sebilürreşad’dan Eşref Edip, Tevhid-i  Efkar’dan Velid Ebuzziya, Son Telgraf’tan Sadri Ethem, Fevzi Lütfi, Toksöz’den Abdulkadir Kemali, Vatan Gazetesi’nden  Ahmet Emin Yalman, Ahmet Şükrü, Suphi Nuri, İsmail Müştak ve İhsan Safa’dan oluşan 10 gazeteci Şark İstiklal Mahkemesi’nin bulunduğu Elaziz’de yargılanmaktadır.
Üç ay süren mahkemenin sonucunda, gazetecilerden Mustafa Kemal’e sunulmak üzere bir “af” dilekçesi yazmaları istenir.  Dilekçedeki ifadeler ise inanılır gibi değildir.

İşte on gazetecinin kaleme aldığı o dilekçe;

 “Ankara’da Reis-icumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;
Şark İstiklal Mahkemesi karşısında sorgulanmalarınız ikmal ve icra olunduğu şu günlerde tahdis-i nimet kabilinden bir hareketle huzur-i ulviyetinize çıkmayı vecibeden addettik.Cumhuriyetin sadık bir amelesi, inkılabın samimi bir hadimi olduğumuzu isbat etmiş olmak kanaatiyle bipeyan bir fahr ve gurur hissederek zat-ı riyaset penahilerine bir kere daha arz ederiz ki; bu kanaat şu dakikada vicdanlarımızı müsterih etmekle beraber bundan sonra çok güvendiğimiz nokta, asalet-i kalbinizin lütf-i hata püşanesidir.
Bu lütfun yad-ı itminan karanesiyle ve zeval-i na-pezir bir kalbi irtibatla bundan sonra vazifemize devam edebilmek, vicdanlarımızda hasıl olan intihabı müstakbel hareketlerimize rehber edinerek, yüksek gayemize doğru temiz nasiyle ile yürüyebilmek için feyz-i enzar-ı itimadınızın bizlerden diriğ buyrulmamasına pek muhtaçtır.
Huzur-ı mahkemede taayyun eden masumiyetimiz için Büyük Münci’nin yüksek vicdanından duyacağımız afv ve müsamaha müjdesi iledir ki bizim için kıymettar olur.
Bu lütfu bizden esirgemeyeceğinizi uluv-vu kalbinizden ümid ederek en derin tazimatımızı arz ve takdim ederiz, Muhterem Resi-i Cumhur Hazretleri”  On gazetecinin imzası
(TTK Arşivi)

Telgraf çekilmiş, dört gözle karar beklenmektedir.
Çok geçmez  cevap gelir. Mustafa Kemal, ‘gazetecilerin hatalarını kabul ettiklerini ve pişman olduklarını’ belirterek, mahkemeden insaflı olunmasını istemektedir.

Siyasi baskı altında çıkan kararda ise, Mustafa Kemal’e yazılan af dilekçesine gönderme yapılarak, mahkemenin beraatle sonuçlandığı açıklanır..

Basın üzerindeki sert rüzgarlar, ünlü gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı otomobil lastiği ticaretine, Hüseyin Cahid Yalçın’ı sürgüne,ardından da İsmail Müştak’la birlikte  gümrük komisyonculuğuna mecbur edecektir.

Zekeriya Sertel 5 yıl süren Takrir-i Sükun Kanunu dönemini şöyle anlatır;

“Basın sıkı bir baskı altında yaşıyordu. Telefonla gazete başyazarlarına verilen emirlerin dışına çıkılamazdı. En ufak bir hata yüzünden, gazete haftalarca kapatılır, sorumlular mahkemeye verilirdi. Yani tek kelimeyle halk nefes alamıyordu. Havasızlıktan ve hürriyetsizlikten boğuluyordu.” (Hatırladıklarım, 3. Baskı, İst. 1977, s.191-192)

Bu örnekleri çoğaltmak elbette mümkün.. Hava durumunu yayınladığı için ceza alan gazeteler, kapatılma gerekçesini duyurduğu için yeniden kapatılan yayın organları.. Yine Cumhuriyet’te “Kemalist Türkiye’den, Faşist İtalya’ya selam” manşetleri.. Hepsi Tek Parti döneminde kaldı..

Şimdilerde Tek Parti goygoyculuğu yapanlara tavsiye, fazla aramalarına gerek yok: Alpay Kabacalı’nın ‘Türkiye’de Basın Sansürü’ kitabına baksınlar yeter.. Dikta neymiş, dikdatörlük ne zaman uygulanmış görürler.. Tabii görmek isterlerse..



Bu haber 3,811 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,214 µs