En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

Yanardağ Patlamaya Hazırlanıyor



YAY gerildi, gerildi, gerildi. Hedefe nişan alındı. Yay boşaltıldı. Vınnn... Ok yaydan çıktı gitti... Her atılan ok hedefi vurmaz... Ya vurursa?.. Muallak kader okları vardır. Yaydan çıkınca mübrem kaza olur.

1960’lı yıllarda, Muhyiddin Arabî hazretlerinin, âhir zamanda İstanbul’da yaşanacak ve görülecek fitnelere ait bazı keşif ve kerametlerini duymuştum. Bunlar inanılması çok zor feci şeylerdi. Onların patlak vermesi yaklaştı mı?

İnsanlar azgınlıkları, isyanları, tuğyanları kendi iradeleriyle önlemeye çalışmazlarsa volkan patlar, ne azgın kalır, ne azmamış...

Bundan iki bin yıl kadar önce Pompei ve Herculanum’da birtakım adamlar keyiflerince yaşıyorlardı. Bezirgânlıklar, hesaplar kitaplar, ihtiraslar, şehvetler, fuhşiyatın her çeşidi... Üzerleri çeşit çeşit nadide yiyecekler ve şaraplarla dolu sofraların kenarındaki yataklara uzanıyor, saatlerce yiyip içiyorlardı. Mideleri iyice dolunca biraz öteye gidiyorlar, yediklerini içtiklerini kusuyorlar, tekrar sofraya oturuyorlardı.

Vezüv onları ansızın, olanca fuhuş ve şehvetleri içinde yakalayıverdi. Kaçmak istediler kaçamadılar.

Altın gümüş... Euro dolar... Bina zina... Riba riba riba... Gurur, kibir, gösteriş... Benlikler put olmuş... Bu adamlar. Vezüv’ü hiç düşünmüyorlar. Ama Vezüv var, Vezüv patlar... Vezüv’ün içi ateş dolu, yakar...

Müslüman bir ülkede Peygambere hakaret edilince Vezüv’ün patlamasından korkmalı.

Allah’ın sınırları var, onlar bildirilmiş, bu sınırlar çiğnenince yanardağ patlar... Zemin sarsılır... Yüksek binalar yere serilir...

“Öyle bir belâ ve musibetten korkunuz ki, o içinizden sadece kötü olanlara isabet etmez...” Genel gelir.

Şu adamlar ve kadınlar dindar ve salih görünüyor ve geçiniyor ama kendilerinde münafıklığın bütün alametleri var. Salâh ile nifak bir arada olur mu?

Muhteremlerin, hazretlerini erbab haline getirip putlaştıranlar salih kişiler midir?

Altın ve gümüşe, euroya dolara, mala servete tapmak Müslümanlıkla uyuşur mu?

Bilenler bildikleri ile niçin âmil olmuyorlar? Bilmeyenlere niçin bildirmiyorlar?

Bin dört yüz yıl önce her şey bildirilmiş, asırdan asra, nesilden nesle bu bilgiler günümüze kadar intikal etmiş. Bunları insanlara hatırlatmakla, öğretmekle, ilan etmekle yükümlü olanlar niçin vazifelerini yapmıyor?

Müslüman bir toplumda riba yaygın hale gelirse o toplum hiç iflah olur mu?

Müslümanım diyenlerin ezelde Allah ile yaptıkları bir ahd ü misak var, Peygamberle biatleşmeleri var. Bu ahd ü misaka ve biata hıyanet edenler ne korkunç bir suç işlemiş olduklarının farkında mıdır?

Kurtarıcı kitaplar var, okunmaz... Öğütler var, tutulmaz... Uyarılar var, kulak asılmaz...

Ellerinizi kulaklarınıza koyup semayı dinleyiniz. Korkutucu sesler geliyor. Yere yatıp toprağı dinleyiniz, homurtular geliyor derinliklerden.

Rüzgâr hırçınlaşıyor, kuşlar acı çığlıklar atarak uçuyor. Dilsiz ve sessiz gibi görünen eşyada bir huzursuzluk, bir tedirginlik...

Vakit yaklaşıyor, vakit darlaşıyor. Lakin yine de vakit var. Var ama çok az. Derlenip toparlanmak zamanı. Niçin kendimize çeki düzen vermiyoruz?

Kur’an bizi uyarıyor, Sünnet uyarıyor, fıkıh ve şeriat uyarıyor... Rabbani alimler, kâmil mürşidler geçmiş asırlarda uyarmışlar, kitapları elimizde... Eskisi kadar sayıları çok olmasa, tesirleri yeterli olmasa da bugünkü alimler ve mürşidler de uyarıyor. Yer uyarıyor, gök uyarıyor. Zemin bazen nasıl depreniyor, rüzgar bazen nasıl şiddetle esiyor, nehirler taşıyor, afetler birbirini kovalıyor. Bağdat’ın hali ne kadar ibretlik. Bugün Bağdat, yarın başka bir ülke ve başka bir şehir. Filistin’in ezilen mazlum halkının yardımına koşmazsan yarın aynı şeyler senin de başına gelebilir.

Komşuları, vatandaşları, kardeşleri aç iken kendileri tok sabahlayanlar korkunuz korkunuz korkunuz... Komşusu açken kendisi tok sabahlamayı adet edinenlerin akıbeti parlak olmaz.

Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır, her halt yenilir diyenler, sizin sonunuz bu kafayla çok kötü olacak.

Şu adama bakınız dünyadan cehenneme bin kişiyi yakacak odun götürüyor. Bunca ateşe nasıl dayanacak?

Şu kadın ne kadar gururlu ve kibirli. Allah gururluları ve kibirlileri sevmez, bunu bilmiyor mu?

Riyaset sarhoşu şu adamı kim ayıltacak?

Yanardağın patlama ihtimalini hiç hatırdan çıkartmayalım...

Ne zaman? Ben ne bileyim...

Her Yer Kulak, Her Yer Casus ve Ajan Dolu

KUŞ kadar aklı olan lüzumsuz ve faydasız, söz söylemesin. İnsana dili kadar zarar veren, belâ getiren bir şey yoktur. Milletçe dinleniyoruz. Mahremiyet, özel hayat diye bir şey kalmamıştır. Telefonlar dinleniyor, e-mailler kontrol ediliyor. Büyük şehrin her yerinde on binlerce kamera var. Kurumlarda, ticarethanelerde, sokaklarda, meydanlarda, her yerde... Görüyorlar ve kaydediyorlar.

On binlerce, yüz binlerce ajan, casus, kulak var. İstihbarat yapıyorlar. Önlerine gelen herkesi tarikata, cemaate, topluluğa sokanlar iyi bilsinler ki, içlerinde tümen tümen ajan bulunmaktadır. Bunlar sadece bilgi toplamakla, istihbarat yapmakla yetinmiyor, ayrıca yönlendiriyor.

On dokuzuncu asırda Palgrave adında bir İngiliz, Mısırlı bir Arap doktor kimliğine bürünmüş ve Arabistan’da uzun bir seyahat yapmıştı. Mükemmel Arapça konuşuyor, tam bir Müslüman gibi hareket ediyor ve tabiî ki, beş vakit namazı kılıyordu. Ondan kimse şüphelenmemişti.

Şimdi de içimizde bir hayli Palgrave mevcuttur. Gerekirse sakal bırakırlar... Namaz kılarlar... Nafile oruç bile tutarlar... Müslümanların ağlaması gerektiği yerde ağlarlar, gülmesi gerektiği yerde gülerler...

Hazret-i Ömer devrinde Yemenli bir Yahudi hahamı Müslüman olmuş, Abdullah ibn Sebe ismini almıştı. Bu adam, Hazret-i Ömer’den vazife istemiş, Halife ona yüz vermemişti. İbn Sebe, Hazret-i Osman zamanındaki fitneleri çıkartmıştır. Bu devirde asri ibn Sebe’ler var mıdır? Olmaz olur mu hiç.

Pek yakın tarihimizde bir Hizbullah vardı. Bu teşkilatı Derin Devlet kurdurmuştu. İşi bittikten sonra kanlı bir şekilde tasfiye ettiler.

İttihad ve Terakki tarihe karıştı ama İttihadcılık yaşıyor.

1908’de Manastır’da Şemsi Paşa’yı vuran mülazım Atıf, bilahare Çanakkale mebusu (milletvekili) yapılmıştı. İttihadcılık terör, şiddet, adam öldürme, kan dökme, tehdit ve kaba kuvvet üzerine kurulu bir doktrindir.

İkinci Meşrutiyet ile memlekete sözde hürriyet, adalet, müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik) gelmişti. İttihadcılar İstanbul’u darağaçları ile süslediler, Beyazıt’tan Sirkeci’ye kadar yollarda üç ayaklı sehpalarda asılmış vatandaş cesetleri rüzgarla sallanıyordu.

Bugün ülkemizde güçlü bir İttihadcı teşkilat bulunmaktadır. İleri gelenleri cesur, gözükara, amansız ve acımasızdır. Her boyaya girerler. Yerine göre Atatürkçü, yerine göre ulusal, yerine göre dindar...

Vatanımızı satıyorlar, sattırmayacağız diyorlar. Bu zihniyet gözünü kırpmadan adam öldürür, kan döker.

Bazıları dev bir barut fıçısının üzerine oturmuşlar, nargile içiyor. Nargile bitiyor, mangal yakıp kebap pişiriyor.

1908’de Meşrutiyet ilan edilip Kanun-i Esası yeniden yürürlüğe konulunca Selanik’te sarıklı hocalarla papazların sarılıp öpüştüğünü tarih kaydetmiştir. Zamanımızda bir kısım Müslümanlar papazlar ve hahamlarla Diyalog yapıyor.

Eski hikayeleri hatırlayan yok. Gaflet içindeyiz...



Bu yazı 1,134 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,356 µs