En Sıcak Konular

Mehmet Altan
Star

Mehmet Altan
0 0 0000

12 Eylül ve AK Parti



Geçen cumadan beri siyaset arenası tek şey konuşuyor: AK Parti’nin kapatılma davasını... ‘Tek parti zihniyetinin hücuma kalkmasından’ tutun da ‘Ergenekon uzantılarının canhıraş hamlelerine’ kadar birçok ihtimal dile getiriliyor.

Bir de... Bu kadar kısa sürede böyle bir noktaya gelinmesini kolaylaştıran ‘eksiklikleri’ kurcalayanlar var.

Bunu sorgulayarak, bir sonraki adımın daha sağlıklı olmasına çalışan bir yaklaşım bu.

* * *
Bu yaklaşımın amacı...

Akıl tutulmasına uğramadan...

Durumu soğukkanlı bir şekilde ameliyat masasına yatırmak.

Bu üst düzey beyinsel aranışa örnek birkaç yazıdan iki tanesi de dün bizim gazetede yer alıyordu.

Birisi Eser Karakaş’ın ‘Siyasal pozisyon üstünlüğü vermek’ başlıklı yazısı...

Diğeri de Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un ‘Hedefte Sapma ve Çözüm’ adlı makalesi... Üstelik bu iki yazı birbirini tamamlar mahiyetteydi.

* * *

Eser Karakaş şu soruyu sormaktaydı:

‘Hukuken bu davanın tartışılabilir bir yanının olmadığı ortada ama bu durum AKP’nin 22 Temmuz’da elde ettiği o büyük siyasal pozisyon üstünlüğünü demokrasi ve hukuk devleti karşıtı güçlere nasıl kaptırdığının tartışılmasını engellememeli.

Birileri 22 Temmuz’dan günümüze AKP’nin siyasal pozisyon üstünlüğünü kaptırmadığını öne sürebilir ama bu iddianın çok güçlü olduğunu zannetmiyorum, kanıtı da açılan davadır, siyaseten pozisyon üstünlüğünü, zaten büyük bir sandalye üstünlüğü varken, kaptırmayan bir AKP’ye bu tür bir dava açılamazdı diye düşünüyorum.

Açılan dava, boy ve kiloda sağlıklı bir görünüme rağmen, zayıf düşen bir bünyede bazı rahatsızlıkların ortaya çıkabilme ihtimalinin güçlenmesine benzemekte; önemli olan bünyeyi sağlam tutmak yani evrensel hukuk çizgisinden ayrılmadan reformları sürdürmek.

Sorun bence Şemdinli’de başladı, 301 meselesinin sürüncemede kalmasıyla, Hrant’ın davasında mesafe alınamamasıyla, devlet içinde bazı yerlere dokunulamamasıyla devam ediyor.’

* * *

Sami Selçuk da ‘bünyeyi zayıflatanın’ 12 Eylül darbe rejimi ile topyekün demokratik savaşa girişilmemesine bağlıyordu.

Önce kapatma davasının açılmasına vesile olan hukuksal çerçevenin 12 Eylül rejiminin yadigarı olduğunu şöyle hatırlatıyordu:

‘Dava ile ilgili iki yasa var.

Biri, 12 Eylül ürünü Anayasa. 68. madde, ‘Siyasal partiler(in), (...) tüzük ve izlenceleri ile eylemleri, (...) laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz’ diyor.

Anayasanın 69. maddesi, bir siyasal partinin bu tür eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesince (AYM) saptandığı takdirde temelli kapatılacağını söylüyor.

Öbürü, yine 12 Eylül ürünü 1983/2820 sayılı Siyasal Partiler Yasası.

Yasanın 78-103. maddeleri siyasal partilerle ilgili onlarca yasak öngörüyor.

103. maddesi de ‘...laiklik karşıtı eylemlerin odak durumunu oluşturup oluşturmadığını’ AYM belirler, diyor.

Bu yasaları yabancılar bilmeyebilir.

Ya bizler, T.C. Yurttaşları, özellikle parti kurucuları? Bilmeme hakkımız var mı? Yok.’

* * *

Yazının sonunda da sözü 12 Eylül rejiminin yasası olan ‘Siyasal Partiler Yasası’ ile bunca yıldır sarmaş dolaş uyumanın faturasına getiriyordu:

‘Gelelim en önemli noktaya: Siyasal Partiler Yasası gibi yasaklarla dolu bir metni çağcıl hiçbir demokraside bulamazsınız.

Bu yasa, demokrasi karşıtıdır, halkın iradesini hiçe saymaktadır.

Eğer bir savcının eline bu yasayı teslim ederseniz, o da, sizler de, hukuku kullanarak toplumu ezmek, bu tür sancıları da sürgit yaşamak zorunda kalırsınız. ‘

Ardından uyarılar geliyordu:

‘Yargının önüne gelen konularda yorumlar yapmaya kalkışırsanız, yasaları çiğner (T. Ceza Yasası, m. 288, Basın Yasası, m. 19/1), yargı bağımsızlığı ilkesini örseler, kaş yapayım derken nice göz çıkarırsınız.

Siyasal Partiler Yasası yerine hukukun gereğini yapmakla yükümlü Başsavcıya saldırmak, hedefte yanılgıdır/sapmadır.’

* * *

Sami Selçuk çözümü de şöyle gösteriyordu:

‘Çözüm bellidir. Partiler yerine, onların ve özgürlükçü rejimin mezar kazıcısı olan bu 12 Eylül ürünü, demokrasi özürlü, çağdışı Yasayı tez elden mezara gömmek ya da en azından kökten değiştirmek.’

Aslında Türk siyaseti ‘akıllı’ olmak yerine hep ‘kurnazlığı’ seçiyor. Akıl yerine kurnazlığı da hayat hep cezalandırıyor.

12 Eylül rejimini topyekün hedefe koymamak,12 Eylül rejiminin tutsağı olmaya dönüşüyor sonunda.

Halk iradesine akıl almaz saldırıyı sağlayan ortam biraz da bundan ‘pozisyon üstünlüğü’ sağlamıyor mu?



Bu yazı 566 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Oku bakayım...
    • 16 Ağustos 2008 Beş yıl önce neredeydiniz?
    • 14 Ağustos 2008 Ahmedinejad’la...
    • 12 Ağustos 2008 Saakaşvili Tolstoy okudu mu?
    • 31 Temmuz 2008 ‘Kapatma ama hırpala..’
    • 14 Temmuz 2008 MİT’in Ergenekon listesi...
    • 12 Temmuz 2008 İran savaşı yaklaşıyor mu?
    • 10 Temmuz 2008 Ölümün askerleri
    • 8 Temmuz 2008 Öksüz Çocuk Eldiveni...
    • 5 Temmuz 2008 Dağbaşı
    • 28 Haziran 2008 Bir Türk neye bedel?
    • 26 Haziran 2008 Türkiye-Almanya
    • 21 Haziran 2008 ‘Kamuoyunu TSK çizgisine getirmek’...
    • 13 Haziran 2008 Gerçekten cevap bu mu?
    • 11 Haziran 2008 Askeri sopa ile özen...
    • 2 Haziran 2008 Elitist mi, kitlesel mi?
    • 1 Haziran 2008 Sizi muhatabınız belirler...
    • 28 Mayıs 2008 Sivas’ın doğusu...
    • 25 Mayıs 2008 Danıştay ne karar verecek?
    • 24 Mayıs 2008 Birinci Cumhuriyet’in sonu mu?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,135 µs