En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

Millet, Menderes’in Asılmasını Coşku ile Değil Nefret ve Lânetle Karşılamıştı



ADNAN Menderes’in asılmasını halk yığınları coşku ile karşılamış... Böyle iddia ediyor ünlü bir kişi. Bu söz kocaman bir yalandır. Yaşım müsait, o günleri yaşamış bir vatandaşım. Türk milleti o idamı nefret ve lânetle karşılamıştı. Bendeniz, Menderes’in asıldığı tarihte haftalık YENİ İSTİKLÂL gazetesini yayınlıyordum. Menderes iktidarına muhalif bir Müslümandım. Lakin onun ve iki bakanının idamlarını doğru bulmam, hoş karşılamam, alkışlamam mümkün değil. Bir Müslüman böyle bir cinayeti asla tasvip etmez (doğru bulmaz).

27 Mayıs darbesinin özelliklerinden birkaçını sayayım:

1. Demokrasiye, insan haklarına, hukuka, anayasaya, sivil idareye indirilmiş bir darbeydi.

2. Türkiye’yi geri bırakmış, bugünkü vahim krizlere yol açmıştır.

3. Bu darbenin arka planında G.Y.’lerin büyük rolü olmuştur.

4. Çoğunluğu oluşturan Müslümanlara karşı yapılmıştır.

Demokrat Parti iktidarının hataları yok muydu? Olmaz olur mu, bir yığın vahim hatası olmuştur. O hataları bahane ederek yapılan darbe onlardan bin kere büyük bir hata, bir hıyanet, bir cinayet olmuştur.

Adnan Menderes’in asılmaması için içten, dıştan baskılar gelmiştir. Dinlemediler, astılar. Demokrasiyi astılar, anayasayı astılar, hukuku astılar.

Asılan Maliye Bakanı HasanPolatkan’ın yaşlı bir anacığı vardı. Âhir ömründe korkunç bir acı içinde kalmaması için ona “Oğlun Pakistan’a sürüldü...” dediler. Böyle bildi, böyle öldü.

Bu memlekette her devirde bir yığın asılasıca hain çıkmıştır. Hariciye (Dışişleri) Bakanı Fatin Rüştü Zorlu o listede değildi. Türkiye’ye büyük hizmetler etmişti, astılar.

Adnan Menderes iktidarının perde arkası baş aktörü Mason Üstad-ı Azam’ı Ahmet Salih Korur’du. İlle de bir adam asılacaksa, onun asılması uygun olurdu. Çok hafif bir ceza ile sıyırdıydı. Öyle ya, Mason locası başkanıydı.

27 Mayıs darbesinden sonra dine ve dindarlara korkunç baskılar yapılmıştır. Erzincan ve Sivas’ta toplama kampları kurulmuş ve nice hacı, hoca, şeyh, alim, mücahid oralara doldurulmuştur.

Çok az kimsenin bildiği bir gerçeği üstü kapalı olarak  yazmak istiyorum.

27 Mayıs darbesinden sonra birtakım güçler, Büyük Millet Meclisi’nde Demokrat Parti milletvekillerinin özel dolaplarının kapılarını kırmışlar ve buldukları paraları ve kıymetli eşyayı yağmalamışlardır.

Demokrat Parti iktidarının büyük hizmetlerinden biri, Türkçe üzerindeki solcu, Mason, Sabataycı baskılara, dil terörüne ve kıyımına son verip 1920’lerin güzel Türkçesini esas almış olmasıdır. 27 Mayıs darbesiyle tekrar öz, arı, duru, tavşan suyuna tirit, kuşa çevrilmiş uyduruk dile dönülmüş ve bugünkü lisan, kültür, düşünce yozlaşmasına yol açılmıştır. Şu meşhur Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlük”ünün ilk baskılarında, DİN kelimesinin karşısında şu cümle yer almaktaydı: “Kemalizm Türkün dinidir.” İşte 27 Mayıs bu zihniyeti geri getirmiştir.

Adnan Menderes’in idamı halk tarafından coşku ile karşılandı iddiası büyük bir yalandır, korkunç bir iftiradır, dehşetli bir hezeyandır. Türkiye halkını böyle bir canavarlıktan tenzih ederim. Bir kısım halkımızın bazı hatâları, günahları olabilir, bu ülkede birtakım yamyamlar bulunabilir ama Türk halkı Adnan Menderes’in ve iki arkadaşının asılmasına asla sevinmemiştir, yeni nesiller de böyle bir canavarlığı kesinlikle doğru bulmazlar.

İstanbul’a 10 Milyon Kitaplık Bir Kütüphâne

Birkaç yıl önce  Mısır’ın İskenderiye şehrinde büyük bir kütüphane yapıldı. Mimarlık bakımından yüksek bir sanat eseri, bir âbide... Açılışına krallar, cumhurbaşkanları, dünyanın seçkinleri katıldı. Böyle bir kütüphane Mısır’a prestij ve şeref kazandırdı.

Türkiye’nin gerçek baş şehri olan İstanbul’umuzda yazık ki büyük bir kütüphane yok. Gökdelenlerimiz var, kütüphanemiz yok. Utanç verici, yüz kızartıcı bir eksiklik.

Yakın tarihimizde, istenilseydi İstanbul’da on milyon kitaplık dünya çapında bir kütüphane kurulamaz mıydı?

Kurulabilirdi. Lâkin Türkiye ve İstanbul idarecilerinde böyle bir niyet, istek, bunu gerçekleştirecek aksiyon olmamıştır.

Böyle bir kütüphane zenginlik, sanat, ihtişam bakımından dünya birincisi olmalıdır. Türkiye’yi sembolize etmelidir. Dünyanın okur-yazar halkı bu kütüphaneyi öve öve bitirememelidir.

Böyle bir kütüphane milyarlarca dolara mal olur. Türkiye’nin buna yatıracak parası mı yoktur? Yoktur diyenin alnını karışlarım. Birkaç yüz milyarlık kara para stoku yapmak için imkân bulunuyor da bu kütüphaneye mi para bulunmayacak?

Böyle bir kütüphanede, dünyanın her yerinde Türkiye ile Osmanlı imparatorluğu ile bizim ile ilgili yayınlanmış bütün kitapların eksiksiz bir koleksiyonu bulunmalıdır.

Bu kütüphanedeki bütün (ciltsiz olarak alınmış) kitaplara en kıymetli ve en pahalı deriden, en sanatlı ciltler yapılmalıdır.

Böyle bir kütüphanede ilmî araştırma yapmak üzere dünyanın her yerinden araştırıcılar gelmelidir.

İstanbul’u ziyaret eden turistler Topkapı Sarayı’nı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiilerini gezdikten sonra kafileler halinde bu kütüphaneye seğirtmelidir.

Üçüncü köprüye para var, tüp geçide para var, gökdelene para var, baraja para var, otoyola para var, havaalanına para var... Kütüphaneye para yok... Yazıklar olsun.

Amerika’da Harward Üniversitesi’nde 15 milyon kitap varmış... Chicago Üniversitesi Kütüphanesi’nin 13,5 milyon kitabı varmış... Bizim İstanbulumuzda en büyük devlet kutüphanesi olan Beyazıd Kütüphanesi’nde sadece 450 bin kitap ve başka malzeme var. Kadrosu son derece yetersiz. Bu kütüphane sanki devletin üvey çocuğudur.

Kitapsız, kütüphanesiz, okumasız, araştırmasız ne medeniyet olur, ne kültür, ne gerçek ilerleme...

Bir hayal: Elli politikacı, elli medya mensubu, elli seçkin, elli edebiyatçı, beş aydın (niçin elli değil? Çünkü bizde bu kadar aydın yoktur.) bir araya gelseler İstanbul’da dünyanın en güzel, en ihtişamlı kütüphanesinin yapılması için bir beyanname hazırlasalar...

Yukarıda iki Amerikan üniversitesindeki kitapların sayılarını verdim. İstanbul’daki on milyon kitaplık kütüphane, kitap sayısı bakımından üstün ve birinci olmayacaktır. Olursa, binasının mimarisi, okuma salonlarının sanat ve ihtişamı, koleksiyonlarının zenginliği, kitap ciltlerinin kalitesi ile öne geçecektir.

Türkiye yakın tarihte yapılaşmaya, meskenlere, otomobillere, cep telefonlarına, konfor sağlayan elektrikli ev eşyalarına, dışarıdan satın alınan doğalgaza (Mavi Akım!..) trilyonlarca dolar ödedi. Bu Türkiye’nin idarecileri, İstanbul’a, bendenizin yukarıda anlattığım gibi bir kütüphane kurmayı düşünmediler.

Böyle bir kütüphaneye isim olarak ne konulmalıdır? Bazılarının ismi şimdiden hazır ve bellidir... Yeter yahu!.. “İstanbul Kutüphanesi” denilebilir, “Muhteşem Süleyman Kütüphanesi” denilebilir, “Mimar Sinan”, “Kutadgu Bilig”, “Mevlânâ”... Zengin ve engin tarihimizde ve geleneksel kültürümüzde böyle bir kütüphaneye verilebilecek isim mi yok?

İlgililer ve sorumlular benim bu yazımı okuyacaklar ve böyle bir kütüphane kurulması için harekete geçecekler... Bu kadar hayalperest değilim. Öyle ise niçin yazıyorsun? Yazılmış bulunsun... Biri yazsın...

Bu yazı 1,195 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    38,414 µs