En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

1940’ların Başında Şose Kenarında Bir Ev...



1940’lı yılların başları... İki kazayı (ilçe) birbirine bağlayan şosenin 38’inci kilometresinde bir ev. Yanında başka ev yok. O zaman yollar asfaltlı değil, stabilize. Yazları, birkaç günde bir motorlu bir vasıta geçtiğinde toz bulutları kalkıyor. Elektrik yok (o tarihlerde nice şehirde bile yoktu, kaldı ki, kırsal kesimde, köylerde olsun). Akşam yaklaşınca gaz (sıvı gaz, petrol) lambaları yakılırdı. Fazla israf olmasın diye sofanın bir kenarına geceleri küçük bir “idare lambası” konulurdu.

Radyo lüks bir aletti. Bizim Aga Baltic markalı (İsveç) lambalı (o tarihlerde transistor yoktu) bir radyomuz vardı. Pille çalışırdı. Pil bitinceye kadar dinlerdik. O radyoyu çalıştırmak için kocaman (tuğla büyüklüğünde) bir pil lazımdı. İkinci dünya savaşı yılları... Savaş haberlerini takip ederdik. Akşamları Nurettin Artam diye bir zat konuşma yapıyor. Adamda birazcık dindar bir hava var. Sonradan öğrendim, eskiden Mevlevi imiş...

Kışları İstanbul’da Galatasaray’ın Ortaköy’deki ilk kısmında okuyorum, yazları eve geliyorum.

Haftada bir mi iki kere mi, evin önünden PTT’nin katırlı postacısı geçiyor. İki ilçe arasında posta irtibatı katırla temin ediliyor. Daha sonra bu işi Hazret-i Nuh nebiden kalma külüstür bir otobüs yapmaya başladı. Henüz okula gitmeyen altı yaşında bir çocuk iken iki dergiye abone idim. Biri Afacan, ötekisi Çocuk Dünyası... Postacının geçeceği günü sabırsızlıkla beklerdim. Adamcağız yol kenarında beni görünce, katırını yavaşlatmadan, tebessüm ederek mecmualarımı yere atardı. Onları alır, koşa koşa anneme götürürdüm. “Anne mecmualar geldi, ne olur bana okuyuver...”

Henüz İstanbul’da yatılı okula gitmediğim yıllarda  kış şiddetli geçerdi. Rüzgâr camlarda şarkılar okurdu. Çok kar yağardı. Bir gün kardan, soğuktan, açlıktan ölen serçeler bulmuş ve çok ağlamıştım.

Bir kedimiz vardı, kuş tutar, fare tutar, onları yemez, getirir önümüze atardı.

Geceleyin yüklüklerden yer yatakları çıkartılır, serilir yatılırdı. Tavan ahşaptı. Yukarıda gelincikler ile sıçanlar boğuşur, tiz sesler çıkar, gürültüler olur, üzerimize tozlar dökülürdü.

Her yerde yokluk, sefalet, hastalık vardı. Demokrasi ve hürriyet yoktu. Halkın büyük bir kısmı veremden, frengiden, sıtmadan kırılıyordu. Şikayet etmek mümkün değildi. “Nedir şu halkın hali!..” diyen tutuklanır bir yığın sopa yedikten sonra zindana atılırdı. Bizim o taraflarda kömür ocaklarında mecburî işçilik vardı. Kaçan, asker kaçağı muamelesi görürdü.

Halkın büyük kısmı çarık giyerdi. Onu bulamayıp yalın ayak gezen de çoktu. Köylü kadınları şehre giderken, eskimesin diye ayakkabılarını giymezler, şehre yaklaştıklarında giyerlerdi.

Kibrit bile kıymetli ve nadirdi. Cigarasını (o zamanlar öyle denirdi) çakmak taşı, çelik ve kav ile yakan çok kimse görmüşümdür.

Su kabakları kurutulur, su kabı olarak kullanılırdı.

Bazı kışlar kıtlık olur, insanlar açlıktan ölürdü. Matbuat (basın) bunları duyuramazdı. Büyük gazetelerin çıktığı İstanbul’da sıkıyönetim vardı. Olmasa bile tek parti rejimi böyle şeylerin yayınlanmasını istemezdi.

Bir yaz, tuz bulunmadığı için hayvanlar kırılmıştı.

Açlıktan, kıtlıktan perişan olan insanlar süpürge tohumlarını, fındık kabuklarını öğütüp bu acayip unlardan ekmek yapmaya çalışırdı.

Bir jandarma onbaşısı on köyü, bir höt demekle idare ederdi.

Köy halkının bir kısmının üst başı yırtık pırtıktı.

Bit çok yaygındı. Bırakın köyleri İstanbul’u bile bit istila etmişti. Galatasaray’ın ilk kısmında, çok iyi hatırlıyorum, duvarda kocaman bir bit afişi vardı. Kuzu büyüklüğünde bir bit. Vatandaş bit şudur budur, tifüs bulaştırır, kendini koru... Meşhur romancı İskender Fahrettin Sertelli tramvayda giderken bitlenmiş, tifüs olup hayatını kayb etmişti.

Din hürriyeti yoktu. Çok köyde cami yoktu, din hocası yoktu. Ölüleri kaldırmaya imam bulunmadığı için cesetler bazen kokardı. Ezan okumak yasaktı, “Tanrı uludur!...” diye “Türkçe ezan” okunurdu. Hele bir Müslüman yanılıp da Arapça Ezan-ı Muhammedi okumaya kalksın, adamı doğup doğacağına pişman ederlerdi. Bursa’da Ulucami’de biri ezan okuduğu için yer yerinden oynamış, leş kargası gazeteler “İrtica hortladı” başlıkları atarak İslâm’a ve Müslümanlara azgınca saldırmışlardı.

O zaman bugünkü gibi gelişmiş bir basın yoktu. En büyük gazete 30 bin tirajla Cumhuriyet’ti. Fiyatı sanırım 10 kuruştu. 5 kuruşluk gazeteler de vardı. Köylüler, kırsal kesim için 4 sayfa tabloid boyutta gazeteler çıkardı. Karagöz, Hemşehri, Ali Dayı...

Evin önünden bazen kömür ocaklarına direk taşıyan külüstür kamyonlar geçerdi. Bazılarının kapısı bile yoktu. Bulabilirsek, rast gelirse bunlarla şehre giderdik. Kamyon bulamadığımız zaman öküz veya manda arabasıyla yola çıkardık. Sabah ezanında yola çıkılır, akşamdan sonra şehre varılırdı. Otuz sekiz kilometrelik yolu bir günde alırdık.

Civar köylerde, 38 kilometre uzaktaki şehre hiç gitmemiş, denizi hiç görmemiş yaşlılar vardı. Şehre en çok mahkeme işleri için gidilirdi.

Yoldan motorlu bir vasıta geçerken köylü kadınlar arkalarını dönerlerdi. O zamanlar kaç göç vardı.

Köylü vatandaşlar, en berbat ve en ucuz “Köylü Sigarası” içerlerdi. Dumanı geniz yakar, öksürtürdü.

Sefalet yaygındı ama düğünlerde rakı içilirdi.

Şehre giden yoldaki köprülerin hemen hepsi yıkıktı. Sel gelmiş, köprüyü alıp götürmüş, devlet yeniden yapmıyor, köprülerimiz yıkık, yapılsın desen başın belaya girecek.

Ormanlar vahşi hayvanlarla doluydu. Yazın tarlaları yaban domuzlarından muhafaza etmek için ateşler yakılır,  gürültü çıkartmak için tenekeler çalınırdı. Dere kenarlarında kunduzlar, makilerde keklikler, ormanlarda ayılar, vaşaklar (yaban kedileri) görülürdü, Göklerde kartallar, doğanlar, atmacalar... Yazın kırlangıçlar gelir, evimizin pencerelerindeki yuvalarda yavru yetiştirirlerdi. Derelerde balık tutulurdu. Çok kılçıklıydılar. Tavşanın, kaplumbağanın, yılanın haddi hesabı yoktu.

Düğünler de davullu zurnalı olurdu.

Buğday, dere kenarlarındaki su değirmenlerinde öğütülürdü.

Evlerde el tezgahlarında keten kumaş dokunurdu.

Bize yakın bir köyde, belki de bin yıl önceden kalma bir yağ sıkma tezgahı vardı, bunda ceviz yağı çıkartılırdı.

O günleri bilen insanların bir kısmı hâlâ sağ. Hatıralar, resimler, belgeler toplansa, kocaman bir albüm yapılıp basılsa... Bundan 70 yıl önce Türkiye’de günlük hayat... O zaman halkın yüzde sekseni köylerde oturuyor... Toprağın öküzlerin çektiği sabanla sürüldüğü, insanların çarık giydiği, geceleri gaz lambalarının yandığı; at, katır ve merkeple seyahat edildiği günler.

Maziyi bilmeyen toplumlar hali anlayamaz, istikbali keşf edemez.



Bu yazı 1,817 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,764 µs