En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

Bu Millete Kan Kusturdular



YIL 1941... Ankara Büyük Millet Meclisi kürsüsünde Antalya milletvekili Rasih Kaplan konuşuyor. Önce bu konuşmayı okuyalım. Bir değişiklik yapmadan aynen nakl ediyorum: “...Size bir misal (örnek) arzedeyim. Antalya’dayım... Müddeiumuminin (savcının) yanında müftüyü gördüm, ibticvab ediyordu (sorguluyordu). Hayret ettim... Çünkü Antalya’daki müftü, ta Millî Mücadele’den (Kurtuluş Savaşı’ndan) bugüne kadar müftümüzdür. Millî Mücadele’de çok çalışmış, karakterli bir arkadaştır. Kendisi cürüm (suç) ve ceza ile alakası olmayacak derecede sakin, iyi ahlaklı bir insandır. Binaenaleyh (müftü) gittikten sonra sordum... Müddeiumumi (savcı) dedi ki: Birisi bir ihbarname veriyor (jurnal ediyor), “dün öğle namazında camiye gittim, müftü camide idi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra baktım, müftü namaza başlamadı, dikkat ettim, dudakları kıpırdıyor. Arapça kamet getiriyordu...” Müddeiumumi, bunun üzerine takibata (soruşturmaya) başlamış...”

Kaynak: Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi (tutanakları), İ,55, 23-5-1941, c. 1, s. 144.

Yukarıda metnini verdiğim şu tek belge bile Türkiye Müslümanlarının yakın tarihte ne korkunç, ne insafsız, ne vahşi, ne ölçüsüz bir din düşmanlığı terörüne mâruz kaldığını isbata yeter. Yeter de artar...

Yıl neydi?.. 1941... Millî Şef İsmet Paşa’nın tek parti rejimi... Milletvekili seçimleri yapılsa ne yazar!.. CHP’den başka parti yok!

Antalya milletvekili Rasih Kaplan, 1920 ilk Meclisinde Antalya milletvekilliği yapmış sarıklı bir hoca. Sonra rejime tâbi olmuş ve milletvekilliğini korumuş. Lakin ne de olsa kendisinde hocalık var ya, ülkedeki zulüm ve terörü, biraz da olsa dile getiriyor.

Antalya’nın müftüsü öğle namazı için camiye gidiyor, o tarihte Ezan-ı Muhammedi okumak yasak, Türkçe tercümesi okutuluyor, farz namaz başlamadan önce çabukça okunan kamet de öyle... Müftünün suçu, cinayeti nedir? Müezzin “Tanrı uludur, Tanrı uludur...” diye Türkçe kamet okuduktan sonra, müftünün dudakları kıpırdamış... Her halde Arapça kamet getiriyor. Hemen jurnal edilmiş ve doğru savcının huzuruna... “Müftü efendi, sen nasıl içinden de olsa, dudakların kıpırdayarak Arapça kamet getirebilirsin?”

Savcıya bir şey demiyorum. O da emir kulu... Müftünün dudaklarının kıpırdamış, Arapça kamet getirmiş olması büyük ihtimal dahilindedir... Niçin sorgulamadın?... Mecbur, çağıracak, sorgulayacak...

Peki, zavallı müftüyü şikayet eden utanmaza ne demeli. Hem camiye geliyor, hem de müftüyü, dudakları kıpırdadı diye savcılığa şikayet ediyor. Bu adam, mutlaka bir münafıktır. Bir Müslüman böyle bir şey yapmaz...

Bu devirde de böyle adamlar var, bilhassa cuma namazlarında camilere gidiyor ve hatiplerin laikliğe aykırı hutbe okuyup okumadıklarını kontrol ediyor...

Şimdi kalkmışlar, birtakım medya Don Kişot’ları, göğüslerini gere gere “Bu memlekette Müslümanlara baskı yapılmamıştır...” diyebiliyorlar. Yalanın daniskası!..

Müslümanlara yapılan baskılar bitti mi? Ne gezer... ‘Devam ediyor. Daha demokratik (!) şekilde...

Bizde sözde demokrasi var ama dinî dernek kuramazsın...

12 yaşından küçük çocuklara din ve Kur’an dersi verdiremezsin...

Okullara ve üniversitelere, kız çocuklarını başları örtülü olarak gönderip okutamazsın...

Atatürk’ün kapattırdığı Mason locaları açık ama Müslümanlar tekke, zaviye, dergah açarak zikrullah yapamaz...

Dinî kıyafet giymek yasak...

Müslümanların başlarına dinî/ruhanî bir imam-ı kebir seçmeleri yasak...

Neymiş efendim, ülkemizde din hürriyeti varmış ve Müslümanlara baskı maskı yapılmıyormuş... Sevsinler!..

İsmet Paşa’nın tek parti rejimi uzun yıllar boyunca Müslümanların hacca gitmesine de izin vermemişti.

Ülkedeki camilerin yüzde seksenini kapatmışlar, harap etmişler, yıkmışlar, satmışlar, kiraya vermişlerdi. Sultanahmet Camii bile 1943’te ibadete kapalıydı, asker sevk merkezi idi...

Mimarlık okutulan üniversitelerde ve yüksek okullarda cami mimarisi okutmadılar.

1940’lı yılların ilk yarısında Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) bütün gazetelere bir tamim (genelge) göndererek dinî yayınların durdurulmasını istedi. (İzzettin Nişbay imzasıyla)

Nakşibendî şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvasî 1944’te Ankara’nın Bağlum köyünde vefat etmiştir. Orada ne işi vardı? Rejim onu sürgün etmişti.

O tarihteki anayasada din hürriyeti vardır diye yazılıymış... Pöh!..

Yine yazımızın ana konusuna dönelim. Antalya milletvekili Rasih hoca ne diyor: Antalya müftüsü Kurtuluş savaşında büyük hizmetler etmiştir... Etmiş ama yine paçasını 1

Kurtuluş savaşı nasıl bir savaştır? İslâmî bir cihad hareketidir, ilk Meclis’te yetmişten fazla sarıklı hoca ve şeyh vardı.

O tarihte hicrî takvim kullanılırdı... Hafta tatili Cuma idi... Bütün Müslüman kadınlar çarşaflı, çoğu peçeli idi.

Büyük Millet Meclisi hükümetinde bir Evkaf ve Şer’iye Vekaleti (İslâm Vakıfları ve Şeriat Bakanlığı) vardı...

Zavallı Antalya müftüsü, nereden nereye sürüklenmişti. Sen Kurtuluş Savaşında canla başla hizmet et, sonra dudakların kıpırdadı diye savcıya ifade ver...

Dudakları kıpırdamış... Arapça kamet getirmiş... Doğru savcının huzuruna... Aman ne büyük cinayet!..

Sonra gözümüzün içine bakarak bu millete dinî baskı ve zulüm yapılmamıştır diyebiliyorlar. Kim inanır onların bu yalanlarına...

Bu yazı 1,006 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13,133 µs