En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

Yağmalanan Vakıflar



Gerçekten muhterem, gerçekten elleri öpülesi birtakım vicdanlı, vefalı, vatansever kimseler var. Bunlar ecdadımızın (atalarımızın) bizlere miras ve emanet olarak bıraktıkları vakıf eserlerini koruyor, tamir ettiriyor, onları gelecek nesillere (kuşaklara) aktarmak için ellerinden geleni yapıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü mensubu olsun, tarihçi ve araştırıcı olsun, hangi sıfatı taşıyorsa taşısın bu saygıdeğer kimselere minnet ve teşekkür borçluyuz.

Lakin... Birtakım uğursuz, alçak, şerefsiz, rezil, kara vicdanlı, eşkıya ruhlu adamlar ve çeteler var ki, bunlar yukarıda övdüğüm işlerin tam aksini yapıyor. Bu habisler, İslâmî vakıf eserlerini ellerine geçirmek, yok etmek, gasb etmek için ellerinden geleni artlarına koymuyor. Maalesef yakın tarihimizde çok büyük, çok korkunç, çok yüz kızartıcı bir “Evkaf-ı İslâmiye” (İslâm Vakıfları) yağması ve kıyımı olmuştur.

“Yakın Tarihîmizde Cami Kıyımı” adlı kitabım (373 s. BEDİR YAYINEVİ, 0212/519 36 18) tedkik edilecek olursa yakın tarihimizdeki vakıf faciasının çapı kolayca anlaşılacaktır.

İstanbul’umuz Müslümanlara düşman güçlerin ellerine geçse ne yaparlar? İslâmî vakıfları yok ederler... İşte içimizdeki hainler ve habisler de vaktiyle böyle yapmıştır.

Bazıları, gözümüzün içine bakarak “Yalandır, yakın tarihimizde dine ve dindarlara hiçbir baskı yapılmamıştır” diyebiliyor. Ne büyük yalandır bu...

Yakın tarihimizde en az 10 bin tarihî cami, mescid, tekke, zaviye, taş mektep, medrese, imaret ve diğer hayır hasenat binası yok edilmiştir.

Binlerce tarihî İslâm kabristanı yok edilmiş; yeri park yapılmış veya kapanın elinde kalmıştır.

İstanbul’daki o büyük Okmeydanı ne oldu? Yerine şimdi bir beton büyük sahrası var.

Karaköy meydanında, Sultan Abdülhamid Han hazretlerinin baş mimarı İtalyan Raymondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş nefis bir cami vardı. Yıktırıldı, yeri boş duruyor.

İstanbul’un her yerinde küçük tarihî mezarlıklar/hazireler vardı. Yüzde doksanını düzlediler. Kimler düzledi? Herhalde mü’minler düzlemedi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü tenzih ederek açıkça beyan ediyorum ki, vakıf düşmanı çeteler, mafyalar, eşkıya, eşirra hâlâ birtakım düzenlerle ecdad yadigarı hayır binalarını ve arsalarını gasb etmek için bin çeşit dolap çevirmektedir.

Bunların gözlerini para, mal, servet hırsı bürümüştür. Kendilerini ne kadar uyarsanız uyanmazlar. Gözleri perdeli, kulakları tıkaçlı, kalpleri mühürlüdür.

Ancak geberince uyanacaklar, o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.

Atalarımız yurt sathını (yüzeyini) vakıf eserleri ile doldurmuşlardı. Yüzde kaçı kaldı?

Daha fazla vakit geçirmeden birtakım güçlü ve idealist araştırıcıların, Tarihçilerin harekete geçerek “Yakın Tarihimizdeki Vakıf Eserleri Kıyımı” adıyla çok ciddî kitaplar yazması gerekiyor.

Eskiden Osmanlı imparatorluğunun birer parçası olan bazı ülkelerde bir cami, bir medrese, bir Osmanlı binası yıkıldığı vakit gürültü kopartıyoruz. Peki, kendi ülkemizdeki Vandallığa karşı niçin gereken tepkiyi göstermiyoruz.

Yağmacılar, birtakım vakıf eserlerini ellerine geçirebilmek maksadıyla onları hayrat vakfı statüsünden, mülhak vakıf statüsüne geçirmek için bir yığın dolap çevirmektedir. Hükümetimizin bu gibi kötü teşebbüslere yeşil ışık yakmamasını temenni ederiz.

Vakıf eserlerinin şartnameleri vardır. Eseri vakfeden Müslüman, “Ben bu malımı Allah rızası için vakfediyorum. Kim bu vakfı bozarsa yarın ahirette ondan davacı olacağım. Allah’ın, meleklerin, insanların laneti onun üzerine olsun...” mealinde bir cümle sarfetmiştir. Şimdiye kadar bozulan vakıf şartnamelerinin lanetleri ülkemiz üzerinde kara bir bulut gibi durmaktadır.

Bu lanetler sadece zalimleri ve gasıpları yakmakla kalmaz, bu gibi kötülüklere meydan verenleri, onları önlemeyenleri de yakar.

Fatih Sultan Mehmed Han-ı Sânî hazretlerinin vakfettiği Ayasofya’nın uzun bir vakfiyesi vardır, Arapçadır. O vakfiyede de, vakfı bozacaklar, binayı camilikten çıkartacaklar için çok ağır beddualar edilmektedir.

Atalarımızın yerine kendimizi koyalım: Bir mülkünüz var, yahut yepyeni bir okul veya imarethane (fakirlere yemek verilen hayır kurumu) yaptırdınız. Bunun için bir vakıf şartnamesi yazdınız, tasdik ettirdiniz, Evkaf-ı İslâmiye teşkilatına teslim ettiniz. Sonra öldünüz, öteki tarafa gittiniz. O vakıf hizmet ettikçe sizin sevap defteriniz kapanmıyor, zimmetinize hep hayır hasenat yazılıyor. Bunlar sizin için Büyük Hesap Günü’nde azık olacaktır. Bunlarla Yüce Yaratan’ın rızasını kazanıyorsunuz... Sonra, aradan bir müddet geçtikten sonra birtakım alçaklar, reziller, hainler sizin vakıf eserinize göz dikiyor, onu vakıflıktan çıkartıyor, zimmetlerine geçiriyor... Beddua etmez misiniz, lanet savurmaz mısınız, Mahkeme-i Kübra’da davacı olmaz mısınız?

Vakıflar arşivinde, tapu sicillerinde, tarih kitaplarında ve başka kaynaklarda eski vakıflar hep yazılıdır. Yurt dışında kalanların çoğuna olanlar oldu. Yurt sınırları içindekilerin hepsinin listesi yapılmalı, mahiyetleri halinde bilgi verilmeli ve bunlar büyük bir külliyat şeklinde basılmalıdır.

Yakın tarihte yıkılmış vakıf eserlerinin hepsi, başta camiler olmak üzere yeniden yapılıp hizmete açılmalıdır.

Vakıf eserlerine hıyanet bir insan hakları ihlalidir.

Vakıf eserlerine hıyanet bir vatan hainliğidir.

Vakfiyelerdeki lanetler hainleri yakacaktır.

HATIRLATMA

(1) Yakın tarihimizde, binlerce tarihî camiden kimisi çok kıymetli antika, hattâ bazısı müzelik vakıf halılar alınmış, yerlerine hiçbir sanat kıymeti olmayan renkli paçavralar serilmiştir. Bu tarihî vakıf halılar ve kilimler ne olmuştur? Paraları hangi alçakların kursağına girmiştir? Beş yüz senede biriken bir hazine, otuz yıl içinde yağma edilmiştir.

(2) Türbelerdeki vakıf eşya da soyulmuştur. Hangi padişah sandukasının üzerinde kıymetli, tarihî bir pûşide (örtü, kumaş) kalmıştır?

(3) Ecdadımızın bazısının mezar taşları bile yerlerinden sökülüp satılmıştır.

(4) Karun hazinesini bin zahmetle yurt dışından getirttik de ne oldu?

(5) Güney illerimizden birinin müzesinden tam 12 bin adet obje “kayboldu”.

(6) İstanbul Topkapı civarındaki Mevlevihane vakıf eşyası deposu yapılmıştı. Hırsızlar ve alçaklar burasını soydular ve izlerini yok ettirmek için binayı kundaklayıp yaktılar.

(7) 1985’te Mersin’de polis çok eski, papirüs üzerine Aramî diliyle (Hz. İsa’nın anadili) yazılmış bir İncil bulmuştu. Yapılan tedkikat neticesinde bunun, Aziz Barnaba’nın bizzat kendi eliyle yazmış olduğu orijinal bir İncil nüshası olduğu anlaşılmıştı. Dinler tarihini değiştirecek bu önemli İncil nüshası ne oldu? Kayıplara karıştı!..

(8) Son yıllarda camilerdeki kıymetli tarihî hat levhaları da yok edildi. En son, İst. Ayvansaray’daki Hz. Cabir Camii’nden çalınan bir Bakkal Arif levhası müzayedede 25 bin dolara satılmıştır. İlgilenen çıktı mı?

(9) İstanbul Vilayeti civarında Fatma Sultan Cami-i şerifi aynı zamanda Gümüşhanevî dergahı idi. Ülkemizde bunca tarikat mensubu var, bazıları Karun kadar zengin. Adnan Menderes zamanında temellerine kadar yıktırılmış olan bu cami niçin, ihya edilmiyor? Yine, Şehremini taraflarında Kelamî dergahı vardı. Şeyhi, Erbilli Esad Efendi hazretleri Menemen vak’asında bîgünah olduğu halde hastanede şehit edilmiştir. Yıktırılan o dergâhın yerine niçin bir cami yaptırılmıyor.

(10) Tarihî camilerimizdeki binlerce kıymetli elyazması Mushaf ne oldu?

Bu yazı 1,049 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    40,336 µs