En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

Densizliğin Böylesi



GAZETELERDE, televizyonlarda bir yaygara bir yaygara... Neymiş efendim, Keşan’da bir okulda bir öğrenci Sultan Vahdettin’i yeren bir kompozisyon yazmış, vilayetin valisi soruşturma açtırmış; bu Atatürk’e dolaylı şekilde hakaretmiş.

Meğerse işin aslı çok başkaymış. Bakınız bu kompozisyonun ilk cümleleri şunlar:

“1299 yılında Söğüt ve çevresine inen küçük kara bulut yavaş yavaş büyüdü ve tüm Balkanları sardı. Bu kara bulutun altında tüm insanlar kendilerine olan saygınlıklarını  yitirip bir kişi için çalıştılar. Elde ettikleri her şeyi bir haine verdiler. Sonucunda da çoğu bu hainin emriyle öldürüldü. İşte tüm bu zamanlarda ne güneş doğmak, ne kuşlar ötmek, ne bulutlar dans etmek, ne de bayraklar dalgalanmak isterdi.

Bu kara bulut ve onun doğurdukları 1918 yılına kadar sürdü ve 1918’den sonra yavaş yavaş dağılmaya başladı...”

Kompozisyonun bu satırlarını Hıncal Uluç Beyin, “içinde olduğum bir gazetecilik ayıbı” başlıklı yazısından aldım. Dolduruluşa geldiğini kabul ediyor. Kendisini tebrik ediyorum.

Peki, böyle bir kompozisyonu “Sultan Vahdettin’e hain dediği için soruşturma açıldı?” başlığıyla veren kaltabanlara ne demeli?

Kim yazdıysa (yazıklar olsun ona!) 1299’daki kuruluş yılından başlayarak 622 senelik bir tarihi iğrenç bir şekilde karalıyor. Bu yazı bir kompozisyon değil, bir küfürnamedir.

Biz 622 senelik tarihimizi inkâr edersek, bu coğrafyadaki varoluşumuzu inkâr etmiş olmaz mıyız?

Osman Gazi hain, Orhan Gazi hain, şehit Murat Hüdavendigâr hain, Yıldırım Beyazıt hain,  II. Murat hain, İstanbul fatihi Sultan Mehmet Han hain, Yavuz hain, Kanunî Sultan Süleyman hain... Dünyanın neresinde atalarına böylesine sövüp sayan, çamur atan vicdansızlar görülmüştür?

Yeryüzünde iki büyük cihan devleti kurulmuştur. Birincisi Roma İmparatorluğudur, İkincisi Osmanlı Devleti’dir. Osmanlı bugünkü mânada bir devlet değil, bir barış, bir paxtır.

Osmanlı tarihinin kuruluş devirlerinde balkanlardaki gayr-i müslim ahali, kendi istekleriyle Osmanlı tebaası olmuşlardır. Çünkü az vergi alınıyordu,

Hıristiyanların dinlerine karışılmıyordu, güvenlik ve adalet sağlanıyordu. Bunları ben söylemiyorum, Batılı tarihçiler söylüyor. Hatta bir kısım Rumlar bile itiraf ediyor. 1205’te IV. Haçlı Seferi’nde Katolik Hıristiyanların İstanbul’u aldıktan sonra Ortodoks Rum kardeşlerine neler yaptıklarını tarih yazıyor. Yaktılar, yıktılar, öldürdüler, yağma ettiler, kiliseleri bile soydular. Haydut ve katil Haçlılar, Ayasofya’nın içine atlar, katırlar, eşekler soktular, bunlara çaldıkları kıymetli kilise eşyalarını yüklerken, hayvanlar kutsal mabede pisliyordu... Baş Patriğin vazettiği kürsüye bir fahişeyi çıkarttılar, çirkin konuşmalar yaptırdılar.

Cihannüma adlı tarih kitabında okudum, Sultan II. Murad, Edirne’yi zapt edince civardaki Rum köylüleri korkmuşlar vadilere, dağlara, tepelere saklanmışlar. Bir müddet sonra köylerine dönüp bakmışlar. Ne görmüşler? Üzüm mevsimiymiş, Türkler kopardıkları salkımların yerine paçavralara sarılmış paralar bırakmışlar. İşte Osmanlı’nın farkı...

Tarihçi ve edebiyatçı Harold Lamb, Muhteşem Süleyman adlı kitabında, Padişahın Avrupa ortalarına yaptığı bir seferde günlüğüne (Ruzname) şöyle bir cümle yazdırdığından bahseder: “Bugün, ekili arazide atını otlatan bir sipahinin boynunu vurdurttum.” Düşünebiliyor musunuz? En az 100 bin kişilik bir ordu atlarıyla develeriyle, öküz, ve mandalarıyla, toplarıyla, yemek kazanlarıyla, çadırlarıyla İstanbul’dan kalkıyor, Macaristan taraflarına gidiyor ve yolda bir tarlayı, bir bahçeyi, bir bostanı bile çiğnemiyor, zarar vermiyor. Bu konuda kusuru olan idam ediliyor.

Yukarıda birkaç satırını verdiğim kompozisyonu bir ilkokul öğrencisi yazmamıştır. Hocası yazmıştır ve maalesef buna birincilik ödülü verilmiştir.

Şu garabetlere bakınız:

Birinci garabet: Kompozisyonu öğrenci değil, hoca yazıyor.

İkinci garabet: Böyle rezil bir kompozisyona birincilik ödülü veriliyor.

Üçüncü garabet: Bizim büyük Beyaz Medya, “Vahdettin’e hain diyen kompozisyona soruşturma açıldı, bu Atatürk’e hakarettir...” diyor.

Gelelim son padişah Vahdettin Han hain miydi? Bence kesinlikle değildir. Yeteri kadar tarih bilenler ona asla hain diyemezler. Arzu edenler Murat Bardakçı’nın “Şahbaba” adlı güzel araştırmasını okuyabilirler. Sağlam bilgiler ve belgelerle doludur. Sultan Vahdettin talihsiz bir kimsedir, yenilmiş bir devletin başına geçmişti, yapacak hiçbir şeyi yoktu. Mustafa Kemal’i, büyük paralar vererek Anadolu’ya o göndermiştir. Paşa, Samsun’a indikten sonra Sultan’a iki uzun telgraf göndermiştir, bu telgrafların ilk cümlesi:

“Atebe-i ulya-yı Hazret-i Hilafet penahiye...” (Bugünkü uyduruk, arıtılmış, damıtılmış Türkçe ile “Halife Hazretlerinin yüce eşiğine...”)

İmzasının üzerinde de, telgrafların birinde “Kulunuz”, diğerinde “Kulları Mustafa Kemal” diye yazılıdır.

Medeni ve hür bir milletin yakın tarihinde Sultan Vahdettin faciası gibi bir trajedi yaşanmış olsaydı, şimdiye kadar binlerce tarih araştırması yayınlanmış olurdu. Bizde bu konuda 10’dan fazla kitap yoktur.

Sultan Vahdettin talihsizdir... Kusurları olabilir... Lakin kesinlikle hain değildir.

II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da Mareşal Petain de hain değildi. Talihsizlikle hainliği birbirine karıştırmayalım.

Bizim tarihimizde hainler yok mudur? Elbette vardır.

Velinimeti Sultan Abdülaziz Han’ı tahtından indirip şehit ettiren Serasker Avni Paşa haindir.

31 Mart Vakası’nda hiçbir dahli ve suçu olmadığı halde Sultan Abdülhamid’i tahttan indirenler haindir. Onların basiretsizlikleri yüzünden Balkan Harbi’nde koskoca Rumeli’yi kaybetmedik mi?

Sultan Vahdettin hain olsaydı, (ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı zaman yanına, gurbette geçimine yetecek kadar para alırdı. Almadı... 1926’da İtalya’nın San Remo şehrinde vefat ettiği zaman alacaklı esnaf, cenazesine haciz koydurttu. Tabutunu kaldığı binanın arka kapısından kaçırıp Şam’a götürdüler, orada defnettiler.

Bir gün çok Ulu bir Mahkemede kimlerin vatan haini olup olmadığı şaşmaz bir adaletle ortaya çıkacaktır,

(Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’a talip olmuştu, onunla nikahlanabilseydı “Damad-ı Şehriyarî” olacak ve belki de tarih nehri bambaşka bir vadiden akıp gidecekti... Bu ayrı bir hikâyedir, başka bir yazıda tafsilatını anlatmak isterim.)

Bu yazı 1,014 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,008 µs