En Sıcak Konular

Gülay Göktürk
Bugün

Gülay Göktürk
0 0 0000

Orada durun!



Aylardır şoven milliyetçi bir dalgayla kuşatılmış bir halde, sakin olmaya çalışarak, kimsenin duygularını rencide etmeden yazmaya ve konuşmaya çalışıyoruz. Şehitler üzerinden süren, ölmek ve öldürmek üzerine ruhlara zarar bir söylem genişledikçe genişleyerek bütün toplumu sardı.

 Vatan- savaş- düşman- ölüm- lafları edilmeden cümle kurulmaz oldu. Böyle bir ruhsal iklime çok uygun düştü anlaşılan ki, Atatürk'ün "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" lafı da günümüzün en sık kullanılan, en sevilen, en revaçta sloganı haline geldi. Hangi koşullarda, ne bağlamda kullanıldı bilemem; bana göre apaçık yanlış bir laftı, ama hadi, hassas bir dönemdir dedik o slogana bile laf etmedik; halkımız aşırı duygusal anlar yaşıyor; saygı gösterip susalım, dedik.

Ama sustukça azıttılar. Sonunda esir düşen erlere "keşke ölseydiniz de teslim olmasaydınız," diyecek kadar azıttılar. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in konuşmasını duymayanınız kalmamıştır; ama ben yine de tekrarlayacağım. Ailesi sevinmiştir mutlaka, ama ben sevinmedim, diyor Şahin. Neden sevinmemiş; çünkü bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken şehit olmayı göze alan askermiş, bunlar birkaç çapulcuya teslim olmuşlar, şehit olmayı göze alamamışlar! Evet, bu lafı da ettiler sonunda...

Haftalardır o kabusu yaşayan zavallı gençleri zehirli sözleriyle kurtulduklarına sevinemeyecek hale getirdiler; onurlarıyla, gururlarıyla oynadılar; arkadaşlarıyla birlikte ölmedikleri için suçluluk duyar hale getirdiler. Bu ne zalimliktir böyle...

İşin daha da vahimi, bu zalimliğin yaygınlığı; Şahin'in bu duygularında hiç de yalnız olmayışı... İnternette bu haberin altında yer alan yorumlara baktım; üşenmeden okudum hepsini...

Yüzlerle okur, hep bir ağızdan "vatan için" ölüme methiyeler düzüyor; ölmeyenleri, teslim olanları aşağılıyor, kendisi ölmek için can atıyor ve bütün bunları, yaşamın herhangi başka bir anından söz ederken yapmadığı kadar büyük bir coşku ve istekle ifade ediyor ...

Dikkatinizi çekmiştir mutlaka; şehit düşen gençlerin hemen hepsinin cebinden ölümü kutsayan birkaç satır şiir çıkıyor; istisnasız hepsi ailelerine şahadetin içlerine doğduğunu, yakında öleceklerini söylüyor, helallik istiyor, vasiyetlerini sıralıyorlar. Savaşmak için böyle bir ruh hali gerekiyor anlaşılan ve savaşın en vahim yanı da bu belki: İnsanları, ölümü hayattan daha fazla sever hale getirmesi...

Ama okuduğum okur mektuplarından da anlaşılıyor ki, sadece fiilen savaşmak değil, savaşla haşır neşir yaşamak da öyle... Hele bizimki gibi on yıllar süren bir savaşsa bu; istediği kadar düşük yoğunluklu olsun, hepimizi yavaş yavaş zehirliyor; ruhlarımızı esir alıp ölü seviciler haline getiriyor. Vatan deyince "uğruna ölmek"ten başka bir şey gelmiyor aklımıza... Oysa biz vatan için değiliz; vatan bizim için...

O, bizim üstünde mutlu mesut yaşamamız için var...

Birinci derecede önemli olan biziz; biz insanlar, bireyler, bizim rahatımız, mutluluğumuz, refahımız, özgürlüğümüz... Ve tabii, hepsinin üstünde yaşama hakkımız...

Bir ülke bağımsız olabilir, yani vatan "yabancı çizmeleri"yle çiğnenmekten korunmuş olabilir. Ama bu, o ülkede yaşayan halkın özgür ve mutlu olduğunu göstermez. Bağımsızlık, o ülkenin başka ülkelerden bağımsızlığıdır. Ama halk açısından, "yerli" bir diktatör tarafından mı yoksa "yabancı" bir diktatör tarafından mı ezildiği pek de bir şey fark etmez. Yani özgürlük olmadan bağımsızlığın bir değeri yoktur.

Ayrıca tarihi olarak, vatan geçici, insan ise kalıcı kavramlardır. Yarın öbür gün, ben diyeyim yüz yıl, siz deyin iki yüzyıl sonra, belki ülkeleri birbirinden ayıran bu sınırlar kalkacak ortadan, kimin vatanının nerede başlayıp kimin vatanının nerede bittiği birbirine karışacak; üstelik belki dünyanın dört bir yanında yaşayan -başka ülkeleri vatan bellemiş- ama kendini hâlâ Türk olarak tanımlayan insanların sayısı Türkiye'de yaşayan Türkleri kat be kat aşmış olacak. Vatan şu anda bildiğimiz anlamda vatan olmaktan çıkacak belki. Ama birey ve onun mutluluk arayışı, hep en yüce değer olarak sürüp gidecek...

O yüzden, neyin asıl, neyin teferruat olduğunu karıştırmamak; daha doğrusu, söz konusu insan ve insan hayatıysa, geri kalan her şeyin teferruat olduğunu asla unutmamak gerekir.


Bu yazı 712 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Krizler ve sebep sonuç ilişkileri
    • 12 Temmuz 2008 Ergenekon Davasını bekleyen tehlikeler
    • 12 Haziran 2008 Cumhuriyet Çalışma Grubu
    • 28 Mayıs 2008 “Yalnız ve güzel ülkem”
    • 25 Mayıs 2008 Tam Gün Yasası 2
    • 21 Mayıs 2008 Tam Gün Yasası
    • 18 Mayıs 2008 Hukuk dersi
    • 14 Mayıs 2008 Kraliçe bilecek mi?
    • 9 Mayıs 2008 Patinaj ve bıkkınlık
    • 7 Mayıs 2008 "Dini ticarete alet etmek"
    • 30 Nisan 2008 Taksim neyin sembolüdür?
    • 25 Nisan 2008 “CHP'yi kurtarmak”
    • 23 Nisan 2008 Doğurun, ama bize güvenerek doğurmayın
    • 20 Nisan 2008 Hizmet yarışı olarak siyaset
    • 16 Nisan 2008 Vazoda büyüyenler
    • 9 Nisan 2008 “Kökü dışarda”
    • 30 Mart 2008 "Eğer kapatma davası açılırsa..."
    • 28 Mart 2008 Reform kuşa dönmesin
    • 26 Mart 2008 Meşru müdafaa
    • 19 Mart 2008 Asıl ihtimal Anayasa Mahkemesi’nin reddetmesidir

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,559 µs