En Sıcak Konular

Ahmet Altan
Taraf

Ahmet Altan
0 0 0000

Yönetemiyorlar….



Devlet, denize düşmüş bir tahta parçası değildir.

Her küçük dalgayla yön değiştirmez.

Tabii, bu gerçek bir devlet için böyledir.

Eğer devlet taklidi yapan tuhaf bir örgütlenmeden söz ediyorsak onun sürekli olarak bir o yana bir bu yana çalkalanması kaçınılmaz.

Anayasa Mahkemesi hukuku yok sayan kararlar alıyorsa, Yargıtay’ının içinden çete uzantıları çıkıyorsa, askeri siyasetin göbeğindeyse, bombalamaların arkasından devlet görevlilerin gölgesi gözüküyorsa, siyasi iktidarı iktidarsızsa, bir yağmur yağdığında ülkenin en büyük kentinde insanlar boğularak ölüyorsa orada devletin varlığına pek rastlanılmaz.

Tuhaftır, devlet ne kadar eksilirse “kutsal devlet” lafı da o kadar çoğalır.

Bu yapı tartışılmasın, gerçek ortaya çıkmasın diye yasaklar, tabular doldurulur hayatın içine.

Bizim gerçek bir devletimiz olmadığından son zamanlarda bizi suya düşmüş tahta parçası gibi bir o yana bir bu yana oynatıyorlar.

Gabar Dağı’ndaki yüz silahlı adamı yakalayacak askeri bir başarıyı gösteremediğimiz için uluslarası dengeleri altüst edecek “sınırötesi” operasyonlara itiliriz.

Bütün ülkeyi yasa boğan bir saldırıda dağda öldürülen 13 askerimiz nasıl öldü diye sormaz kimse.

Halbuki uzmanlara sorsanız işin garipliğini anlarsınız.

Öldürülen askerlerimiz ülkenin en seçkin komando taburundan.

Büyük bir birliğin “ardçılığını” yapan 18 kişilik bir “güvenlik timinin” içinde görevliler.

18 asker, dağda görev yaparken, askeri usullere göre onar metre aralıklarla tek sıra halinde yürürler, bu, 180 metreye yayılmaları anlamına gelir. 180 metreye yayılmış bir timi kuşatmak içinse en aşağı 500 kişi gerekir.

Eğer orada 500 kişilik bir PKK gücü yoksa o askerlerin kuşatmaya düşmesi ve o kadar kayıp vermesi imkansızdır.

Bir çatışmaya girebilirler. O çatışma sırasında da, önde giden ana kuvvet geri dönerek “ardçılarını” kurtarır.

Peki, 18 kişilik o ardçı birliğin 13 askeri nasıl öldürüldü?

Ya çatışmaya girdiler ve öndeki kuvvet onlara yardıma gelmedi…

Ya da başlarındaki görevli onları kurallara uygun bir biçimde yürütmüyordu.

İki durumda da askeri bir zaaf söz konusudur.

Ve o asker çocuklarımızın ölümü soruşturulur.

Biz, bunun sorumlularını bulmadan, nedenlerini tartışmadan, sadece öfkelenerek “sınırötesi” operasyonlara girişirsek başımıza daha kötü şeyler de gelebilir.

Ama bizde böyle konular geçiştirilir.

Çocuklar ölür, öfkeli nutuklar atılır ve konu araştırılmaz.

Biz de bunu tartışmamak için bütün ülkenin geleceğini ilgilendiren bir maceraya itiliriz.

Denize düşmüş tahta parçası gibi sürükleniriz.

Ya da Amerika “Ermeni soykırımıyla” ilgili bir tasarıyı karara bağlamaya kalkar…

Irak’daki operasyonunu eline yüzüne bulaştıran bir ülkenin 1915’deki bir olayı görüşmesindeki komedinin bir parçası haline nasıl geldiğimizi sormayız.

Kendi tarihimizi araştırmayız.

Osmanlı İmparatorluğunu batıran İttihatçıların günahını sırtlanırız.

İttihatçıların neler yaptığını araştırmak yerine ülkede bunun konuşulmasını yasaklarız.

Bu yetmez, dünyanın da bunu konuşmasını yasaklamaya kalkarız.

Gücümüz yetmez.

Öfkeleniriz.

Bütün dünyayı karşımıza alarak yeni bir maceraya sürükleniriz.

Durduk yerde denize düşmüş tahta parçası gibi bir o yana bir bu yana çalkalanırız.

Canı isteyen, istediği zaman bizi istediği yere yönlendirir.

Çok açık ki Türkiye bir belanın içine çekiliyor.

Bunu önlemenin yolu, bizi bir tahta parçasına döndüren zaaflarımızı, günahlarımızı açıkça konuşmak, tartışmak ve çözümler aramak.

Ama böyle bir şey yapmak istemiyoruz.

Konuşmuyoruz, tartışmıyoruz.

Sadece sürükleniyoruz.

Olaylara bizim irademiz yön vermiyor, tam aksine başkalarının iradesi bizim rotamızı belirliyor.

Bize gerçek bir devlet gerek.

Bütün kurumları şeffaf olan, bütün zaafları tartışılıp düzeltilen, aydınlık, güçlü bir devlet.

Eğer bunu beceremezsek, bir tahta parçası gibi oraya buraya sürüklenip sonunda kayalara bindirerek parçalanacağız.

Akıntı kuvvetlendi…

Kayalıklara da çok yaklaştık.



Bu yazı 764 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Ağustos 2009 Mafya, TÜSİAD, Türkiye...
    • 3 Ekim 2008 Korkmalı mıyız?
    • 16 Ağustos 2008 Yavaşlık
    • 14 Ağustos 2008 Ne oldu şimdi?
    • 12 Ağustos 2008 Ayıklamak
    • 30 Temmuz 2008 Dışarıda kim kaldı?
    • 18 Temmuz 2008 Yalanlar, gerçekler, sorular...
    • 16 Temmuz 2008 Çete
    • 14 Temmuz 2008 Emine
    • 12 Temmuz 2008 Dindarlar ve demokrasi...
    • 5 Temmuz 2008 Darbe ve medya
    • 28 Haziran 2008 Solculuk ve dindarlık, zavallılık mıdır?
    • 27 Haziran 2008 Bir darbe yandaşı
    • 26 Haziran 2008 Travma
    • 21 Haziran 2008 'Düşman değiliz be paşalar'
    • 13 Haziran 2008 Yeni sorun ihtiyacı...
    • 12 Haziran 2008 Anlamak için...
    • 2 Haziran 2008 Altınların parlaklığı...
    • 1 Haziran 2008 Fırsatçılık ve pusu
    • 28 Mayıs 2008 Her Türk asker doğar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,977 µs