En Sıcak Konular

Ali İhsan Karahasanoğlu
Vakit

Ali İhsan Karahasanoğlu
0 0 0000

O kural uygulanırsa, türban yasak değil, zorunlu olur paşam!



İnsanların bulundukları makamlara bakarak, zaman zaman yanlış değerlendirmelerde bulunuyoruz. Aldıkları ünvanlara bakıp, belli bir birikimlerinin olduğu vehmine kapılıyoruz. 
 
 Sonuçta da, küçücük bir iğne ile patlatılacak kocaman balonlarını, ciddi ciddi değerlendirmelere tabi tutuyoruz.
İşte size, küçücük bir iğne ile patlayacak kocaman bir balon..
Önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün, Milliyet’ten Fikret Bila’ya verdiği röportajdaki bazı değerlendirmelerden bahsedeceğim. Geçtiğimiz hafta içinde yayınlanan röportajda,  Hilmi Özkök, türban ile ilgili kanaatini açıklayıp, arkasından da örnekler vererek kendi tavırlarının doğruluğunu isbata çalışmış.
SayınÖzkök’ün değerlendirmesi şöyle: “Bana kalırsa, üniversiteye türban sokulmamalı. Türbana hiç karşı değilim bakın, inançlar yönünden, örf ve âdetler yönünden, insan hakları yönünden. Ama, bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız.”
Ne kadar çelişkili bir bakış açısı..
Hayır, SayınÖzkök’e bir garezim yok. Hatta benzerlerine göre, çok daha demokrat bir insan. İnsanlara da, inançlara da çok daha saygılı, hoşgörülü bir tavrı var.
Ama o bile, mahalle baskısı altında kalarak, böyle bir çelişkiye imza atıyor işte!
Çelişki ne?
Çelişki şu: Sayın Özkök, türbana karşı değil. Hatta “İnançlar yönünden, örf ve âdet yönünden, insan hakları yönünden karşı çıkmamam gerekiyor” diyor.
Ama sonra, yasaklanmasına yönelik gerekçesini açıklarken, “Bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız” ifadesini kullanıyor.
Adetimdir, kendi görüşlerimi açıklarken de, başkalarının görüşlerini okurken de, objektiflik adına, tam tersinden de olaylara bakmak isterim.
Bir genel doğru cümle öne sürüyorsam, o cümlenin, benim öne sürdüğüm tezi çürütüp çürütmediğine de bakarım.
Şimdi Sayın Özkök’ün gerekçesi, bakalım kendi tezini çürütüyor mu, çürütmüyor mu?
Ne diyordu sayın Özkök, “Bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız.”
Yani demek istiyor ki, üniversiteye gidecekseniz, üniversitenin koyduğu kurallara uyacaksınız.Yani sadede gelirsek, başınızı açacaksınız.
Öyle mi?
Öyle... O zaman ben sizin “Bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız” cümlenizden hareketle, size desem ki, “İslam dinine girmek istiyorsanız, İslam dininin kurallarına uymak zorundasınız. İslam dinine girmek istiyorsanız, İslam’ın emri olan başörtüyü de kabul etmek, kullanmak zorundasınız.Buyrun başörtüleriniz, örtünüz”, ne cevap verirsiniz?
İnsanları kendi safınıza zorlarken bu cümleyi kullanıyorsunuz da, başkaları aynı gerekçeyi niçin kullanmasınlar?
Siz çok daha dar kapsamlı bir “üniversite” kapsamında uygulanacak kuraldan bahsederken, karşınızda çok daha geniş bir kapsamı olan İslam dininin kuralını buluyorsunuz..
Siz sadece türbanlıları üniversiteye almamak için bu gerekçeyi öne sürerken, o gerekçeyi aynen uyguladığımızda, üniversiteye gidenlerin hemen hemen tamamının başını örtmelerini gerektiren bir sonuca ulaşıyoruz. Evet, Türkiye’de üniversiteye gidenlerin çok büyük bir kısmı müslüman olduğuna göre, Hilmi Özkök’ün gerekçesi ile hareket eden birisi pekâlâ diyebilir ki, “Bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız. İslama talipseniz, müslüman olmak istiyorsanız, islam dininin emirlerini, bu arada başörtü emrini de yerine getirmek zorundasınız!”
Görüyorsunuz ki, kendi tezinizi çürüten bir gerekçe ile yola çıkmışsınız.
Özkök’ün değerlendirmesinin yanlışlığı, verdiği örneklerde daha net ortaya çıkıyor.
“Girilen kurum veya statünün kurallarına uyma zorunluluğu” konusunda, sayın Özkök şöyle diyor; “Ben TSK'ya talipsem, nelere uydum? İnsan öldürmeye ‘evet’ dedim, ölümü göze almaya, hem de bunu seve seve yapmaya ‘evet’ dedim. Haftada bir nöbet tutmaya ‘evet’ dedim. Aylarca, yıllarca eşimle, çocuklarımla ayrı kalmaya ‘evet’ dedim. Bir sürü şeye ‘evet’ dedim. Bilerek, seçerek.”
Dolayısıyla; üniversiteye giden öğrencinin de, başörtü yasağına uyması gerekirmiş..
Görülüyor ki, sayın Özkök’te ciddi bir muhakeme eksikliği var.. “Zorunlu olan şeyler”le, “zorunlu olmayan şeyler”i birbirine karıştırıp, yanlış sonuçlara varıyor!
Gerektiğinde öldürmek, askerliğin vazgeçilmez kuralıdır. “Zorunlu olsa bile, ben kimseyi öldürmeyeceğim, ama askerlik yapacağım” diyen, dünyanın herhangi bir yerinde bir tek insan gösterebilir misiniz?
Gösteremezsiniz.
Çünkü gerektiğinde öldürmek, askerliğin doğasında olan bir zorunluluk. Askerliğin olmazsa olmaz bir kuralı..
Peki başını açmak, üniversitede okumanın olmazsa olmazı mı?
Hiç alakası bile yok.
Tam aksine; dünyanın tamamında, Türkiye hariç, üniversitelerde başörtü yasağı yok.Başı açık da, başörtülü de üniversitede okunabiliyor. Sadece Türkiye’de var bu yasak!
O halde, yapılan işin zorunluluğu olan bir kural ile, yapılan işin özüyle hiç alakası olmayan bir kuralı nasıl karşılaştırabilirsiniz?
“Nöbet tutmaya evet dedim ben” diyor sayın Özkök..
Peki göstersin bakalım, askerlik yapıp da, hayatında nöbet tutmayan bir insan var mı?
Askerliğin en temel kuralları bunlar.. Kimsenin de “Hem askerlik yapacağım, hem de nöbet tutmayacağım” demeye hakkı yok. Çünkü nöbet tutmayanın yaptığı zaten askerlik değil, olsa olsa hokkabazlık olur.
Peki türbanlı birinin üniversiteye gitmesi için aynı şeyleri söyleyebilir miyiz? Yani, “Türbanlı birisi üniversiteye giderse, üniversitede artık bilimsel çalışma yapılamaz” denilebilir mi?  Alın işte dünyada ilk 500’e giren tüm üniversitelerde başörtü serbest. Sadece ilk 500’e giremeyen, bizim Türkiye’de yasak türban.. İlk 500’e girenler, başörtü yasağı olmadan bilimsel çalışma yapabiliyorlar da, zaten seviyeleri alt sıralarda olanlar mı, türbanla bilimsel çalışma yapamıyorlar?
O halde türban yasağını, üniversite eğitiminin olmazsa olmazı olarak kabul etme imkanı da yok!
İnsan ister ki, GenelkurmayBaşkanlığı makamına gelen insanlar, görüşlerini daha net, daha tutarlı bir şekilde izah etsinler. Ama maalesef, sonuç ortada işte!
 


Bu yazı 719 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Anlayana sivri sinek anlamayan davul zurna sinek ee..
    • 16 Ağustos 2008 Maliye Bakanlığı cevap verdi, ya diğerleri?
    • 14 Ağustos 2008 Fikret Bila, namazdan niye rahatsız oluyor?
    • 14 Temmuz 2008 Onların gücü, bizim ‘dik duruş’ eksikliğimizden!
    • 12 Temmuz 2008 Yasakçı Tuğcu, böyle saçmaladı!
    • 5 Temmuz 2008 Ergenekon’da öyle, AK Parti’yi kapatmada böyle!
    • 28 Haziran 2008 RTÜK bile uyursa, Anayasa Mahkemesi ne yapacak ki?
    • 27 Haziran 2008 “Bedevi”nin arkasındaki gerçek!
    • 21 Haziran 2008 Doğan saldırılarının arkasında ne var?
    • 13 Haziran 2008 Bak sen, şu ANKA kuşuna!
    • 12 Haziran 2008 “Sı-nır-lı-dır” ne demek, izah etseniz ya!
    • 1 Haziran 2008 50 yıllık gazeteciden(!) gazete düşmanlığı!
    • 28 Mayıs 2008 ‘Kapatma kararı’ndan daha vahim olan..
    • 25 Mayıs 2008 Tartışma örtü yasağıysa, MHP’nin safı neresi?
    • 24 Mayıs 2008 Yargıtay, kapatılmamaya “heves”’ dedi!
    • 21 Mayıs 2008 CHP % 95, AK Parti % 4.. Normal mi bu?
    • 19 Mayıs 2008 ‘Köşeler babamızın malı mı?’dan ‘gazeteler babamızın çiftliği’ne!
    • 14 Mayıs 2008 Bir dönem, emekliliklerle kapanıyor!
    • 10 Mayıs 2008 Hataların sebebi, yargıya baskı mı?
    • 10 Mayıs 2008 Hataların sebebi, yargıya baskı mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,198 µs