En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.



Avrupa Parlamentosu (AP)’nda 3 Ekim günü Türkiye konuşulmuş.. AP Yeşiller Grubu Eşbaşkanı ve (68 kuşağının Kızıl Dany diye bilinen ünlü ismi) Daniel Cohn-Bendit, ‘ABD’deki 11 Eylûl 2001 saldırılarının Türkiye’ye bakışı Avrupa’da da değiştirdiğini, Türkiye’nin laiklik problemini çözmesi gerektiğini’ belirterek, ‘Türk halkının algılayışında laiklik Atatürk’le özdeşleşmiş.
 
  Fakat Türkiye’de uygulanan demokratik bir laiklik değil, otoriter, biraz diktatör bir laiklik.. Türkiye’nin demokratik laikliğe dönüşmesi lâzım..’ demiş..
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı bulunduğunu belirterek ‘Laikliğin mevcut tanımı problem oluşturuyor. Fransa Türkiye’den daha az mı laik? Orada başörtüsüyle üniversiteye giriyorlar. Türkiye’deki laiklik tanımının değişmesi gerekiyor.’ demiş..
Biz söyleyelim, Türkiye’de uygulanan laiklik ve genelde devlet yönetimi anlayışının adı, siyasî literatürde, ‘stalinizm’dir.. Stalinizm, Sovyet Rusya halklarını sadece cismanî olarak değil, daha da önemlisi rûhen de katletmişti ve bu durum, sonunda Sovyetler’in de sonu oldu..
Bazıları sadece Gorbaçev’i suçluyor, ‘komünizm’i çökerten ‘hain..’ diye.. Halbuki, Gorbaçev olmasa, o yıkılış çok daha dehşetli de olabilirdi; hattâ bütün dünya için.. Tıpkı Osmanlı’nın çöküşü gibi.. Osmanlı’dan geride kalan coğrafya, aradan 90 yıl geçtiği halde, hâlâ da huzur yüzü göremedi.. 
Bu ‘stalinist devlet idaresi’ anlayışı, laiklik uygulamasında değil, ülkenin temel yönetiminin hemen her sahasında da karşımıza çıkmakta.. Ama, özellikle bugün, ülkenin karşı karşıya bulunduğu en buhranlı konulardan birisi, Güneydoğu.. Ama, sadece Güneydoğu ile sınırlı sanılmaması gereken ‘iç buhran’..
AP’de Türkiye’nin tartışıldığı gün, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Strasbourg’da, ülke içi mes’elelerle ilgili sorular üzerine, ‘Biz, farklılıkları zenginlik olarak görüyoruz, ama bütünlüğü tehdit etmesine izin vermeyiz. Terör ülkemizi tehdit ederse tedbirleri almakta geri durmayız.’ diye bir alarm veriyordu.. Çünkü, DTP de kitlelerin ayağının altından kaymakta olduğunun tedirginliği içinde, daha bir tahrik edici pozisyonlarda..  Ama, kamu hizmetlileri de, genelde, bu buhranı daha bir tırmandıracak tavırlardan kaçınmıyorlar.. Alınız size, 3 Ekim gününden bir haber; ‘DTP’lilerin PKK’lıların cenazesini derede yıkadıklarına ve gece defnettiklerine dair..’
Habere göre, Şırnak’ın Beytuşşebab ilçesi’ndeki Kato Dağı’nda güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürülen 7 teröristin cesedleri için hastahanede sedye bile verilmemesi yüzünden, aileler ile güvenlik güçleri arasında gerginlik yaşanmış; hastahane gasılhanesinde cenazeler yıkanmayınca, cesedler bir derede yıkanıp defnedilmiş, geceleyin.. Definde, DTP’li mahallî yöneticiler de hazır bulunmuşlar..
‘Ölüm düşmanlıkları bitirir..’ derler.. Ama, öyle olmadığı ortada.. Adetâ, düşmanının cesedlerinden bile hınç almak isteyen bir kontrol edilemez duygu hâkim, taraflara.. Taraflar birbirlerinin ölülerinden bile intikam almaya kalkışıyorlar.. Cesed tekmeleme ve parçalamalar, üzerine şarjörleri boşaltmalar.. Bu iki taraf için de sözkonusu..
Halbuki en azından devlet, intikam ile hareket etmez, edemez; devlet güçleri, sosyal düzeni sağlamak için gerekli tedbirleri, verilen emirler doğrultusunda alır.. Hele, öldürülen kişinin cenazesine, kendisi veya yakın çevresinin inancına göre yapılması gerekenin ve hattâ cenaze namazı kılınmasının yasaklanması, vs, bunlar düşmanlığı derin ruhî köklere kavuşturuyor.. Bu da, güvenlik güçlerini de, bir boğuşmanın, bir intikam duygusunun içine çekiyor..
Ama, bir ordu, geçmiş zamanların istila savaşlarında olduğu gibi saldırı için değil de, modern bir devlette, ancak, savunma için kullanılır ve ona göre hareket eder.. Ama, taraf olamaz..
Gen. Kur. eski başkanlarından em. Gen. Doğan Güreş’in deyimiyle ‘ilan edilmemiş ve düşük profilli bir iç savaş’ mahiyetindeki bu boğuşmada, devlet ve hele de devletin içindeki savunma güçleri kendi kendilerine düşmanlar veya dostlar belirleyemez.. Hattâ en yakın silah arkadaşınızı veya en yüksek komutanınızı bile kaybetseniz, kan tepeye fırlamaksızın, kanun çerçevesi içinde kalmaya mecbursunuz.. Çünkü, yapılan savaş, bir grup veya taife savaşı değil, ülkenin, halkın ve kamu düzeninin kanunî ölçüler içinde korunması savaşıdır..
Ama, devletin resmî güvenlik güçleri veya zorla ‘korucu’ yapılan güçler, bir ‘kan davası’nın içine sürüklenmektedirler.. Hele bu ‘korucu’ meselesi daha bir facia.. Çünkü, onlar gündüz devletin yanındaysa, gece karşı tarafla işbirliği halinde olmaya mecburlar.. Ve, bir yamukluk yaptıkları takdirde, her iki tarafın da hışmına uğramanın çaresizliği içindeler; üstelik ailece..
Bu durumda, tekrar edelim, Hükûmet’in, sivil otoritenin kesinlikle inisiyatifi ele alması gerçekleşmeli ve güvenlik güçlerinin kendi kendilerine inisiyatif kullanmak için yöntemler icad etmeye kalkışmalarının yolu kesilmelidir.. Sadece ekonomik tedbirler de, stalinist yöntemler gibi, kitlelerin ruhuna hitab etmeyeceğinden, derde devâ, sadre şifâ olmayacaktır..
Hükûmetin kontrol ve inisiyatifi dışında, birtakım komutanlarca nasıl yönlendirildiğine dair tesbit ve iddialara dair yazılıp çizilenler acı tablolar üzerinde herkesin düşünmesi gerekiyor..  Askerî Mahkeme’ye yapılan ap-açık Amerikan baskısıyla beraet eden ‘Mehmed’in Kitabı’nda veya em. Tümg. Osman Pamukoğlu’nun önceden ve kezâ, em. Jand. Alb.Erdal Sarızeybek’in henüz geçen hafta yayınlanan hatıralarında veya Sabah’tan Umur Talû’nun sütununda 4 Ekim günü, bir em. Kur. Albay’a atfen yazdıklarında dile getirilenler, vs, resmî güvenlik güçlerinin ‘inisiyatiflerini kullanmak adına’, halk’a karşı nasıl entrikalar kurarak, halkı daha bir terör örgütünün kucağına kitle olarak ittiklerinin izahını veriyor bize..
Hele, ‘Şemdinli bombalaması’ sonrasında gelişen hukuk dışı baskıları tekrara gerek yok..
Evet, ortada büyük bir facia vardır.. Ve âcilen müdahale edilmezse, bu yara, bir ‘gangren’e dönüşebilir ve ‘gangren’li uzvun fedâsı da durumu kurtarmaya yetmeyip, bir ‘kan zehirlenmesi’yle bütün beden ağır bir durumla karşı karşıya kalabilir.
Bu konuda elbette emperyalist güçlerin de entrikaları vardır, ama, en azından biz, aklen ve şer’an alınması gereken tedbirleri almak durumunda değil miyiz? Ve vakit iyice daralıyor..
Ankara’da, evvelki gün, DTP binası yakınında havaya ateş açan kişinin, ‘Türk milliyetçisi olarak sembolik bir tepki verdim.’ demesi üzerine, Ank. Nöb. 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nce serbest bırakılması, gelinen noktanın ne kadar dehşet verici olduğunu anlatmaktadır!. 
 


Bu yazı 872 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,113 µs