En Sıcak Konular

Avni Özgürel
Radikal

Avni Özgürel
0 0 0000

Olan oldu... Olacak, olacak...



Seçim yaptık, istikrarı koruduk, Çankaya'yı halka açtık, sivil anayasa hazırlama derdindeyiz; rakamlara bakarsanız ortalık pekâlâ güllük gülistanlık. Ama bu pembe tabloya rağmen ne gariptir ki, toplum olarak bize sıkıntı veren konularda ne iyileşme ne de bir hafifleme var! Her şey aynen berdevam!.. Hatta kimi meselelerde tablo günden güne daha da ağırlaşıyor. Yoksulluk, yoksulluğun kamçıladığı sosyal ve ahlaki çözülme, hayatı para, her ne pahasına olursa olsun sonsuz servet edinme, güç kazanma mücadelesi olarak gören bir anlayışın azgın hâkimiyeti. İçinde yaşadığımız süreç bu.
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden Adem Solak'ın 20 ilde çeşitli suçlardan cezaevine girmiş 18 yaşında altındaki 1645 çocukla görüşülerek yapılan anketin sonuçlarına ilişkin açıklamasını işittiniz mi bilmiyorum. Büyük basın her nedense görmezden geldi; ama gerçek şu: önünde durduğumuz tablo dehşet verici! Genç/çocuk suçluların sayısındaki yıllık artış oranı yüzde 40.
Rahip Santoro, Hrant Dink cinayetleri ve Malatya katliamı benzeri olaylar yaşandığında hop oturup hop kalkmanın, öfkelenip sokağa dökülmenin ya da olayların arkasında derin devlet araştırmasına girmenin kimilerinin zihnini/ siyasi duruşunu yelpazelediğini biliyorum elbette... Ama bunun başımızı kuma gömmekten farksız olduğunu da biliyorum... Solak'ın açıkladığı anketin sadece Trabzon'da ortaya çıkardığı sonuçlar bile bence bu hükme varmaya yeterli. Gençlerin yüzde 81'i acımasızlığın toplumda saygınlık doğurduğuna inanıyor; yüzde 88'i milli ve dini değerlere saygısızlık edenlere karşı şiddete başvurulmasını doğru bulduğunu söylüyor... Bu resimden O. S.'ler üremez de ne ürer?
Durum Trabzon özelinde böyle de diğer illerde farklı sanmak yanlış. Aydın'da, Manisa'da Balıkesir'de suça yönelme oranı Trabzon'un üç misli; Antalya'da çocuk suçluların sayısı Kocaeli'nin dört katı!
Aklın her şeyi apaçık görmemize imkân verecek aydınlığını beklemekten vazgeçtik, şafağının sökmesini, o ışımayla gerçeği az-çok fark edecek hale gelmemizi ummakla ömür geçiriyoruz.
Fikret Bila'nın genelkurmay eski başkanı Hilmi Özkök'le söyleşisini okuyunca şöyle bir duyguya kapıldım: Türk ordusuna komuta eden kurmaylar aslında terör konusunda ne yapılması gerektiğini biliyorlar... Ama işgal ettikleri mevkide, ordunun kendi kamuoyu bildiklerini projelendirmenin önünü tıkıyor. Emekli olduklarında düşüncelerini daha rahat söyleyebiliyorlar. Yani 'mahalle baskısı' diye ifade edilen çevre etkisi sadece türban konusunda geçerli değil, her alanda hükmünü icra ediyor... Dolayısıyla ferasetinden ve yeteneklerinden şüphe etmememiz gereken Org. Yaşar Büyükanıt'ın da nelerin yapılması gerektiğini bildiğini düşünebiliriz.
Bu kanaate varmamın sebebi sadece Özkök paşanın cümleleri değil. Neyin yapılması gerektiğini bildiğini kurumsal olarak ortaya koydukları beyanlardan anladıklarımız da var çok şükür.
Örneğin MİT'in 80. kuruluş yıldönümü dolayısıyla müsteşar Emre Taner'in imzasıyla yayımlanan bildiri umduğum kadar tartışma ve yansıma doğurmasa ve tenden içe işlediği kanaati uyandırmasa da bence önemini koruyor.
"Yaşadığımız dönem, gelecekte birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu süreçte Türkiye kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da bekle-gör taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Savunma pozisyonunda olmak Türkiye'ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır."
Tam metnine internetten ulaşıp okuyun. Ve sonra bu analizi yapabilen devletin geçen iki sene zarfında ortaya ne koyduğunu düşünün.
Bütün bunlara bakarak ne yazık ki kendimizi olayların akışına bıraktığımız hissine kapılıyorum... Gelişmeleri kontrol etmenin, yönlendirmenin hayli uzağındayız. Olanlar oldu, bu gidişle olacak da olacak gibi.



Bu yazı 1,211 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 18 Nisan 2010 Doğum gününde sevgiliyi hatırlamak...
    • 3 Ekim 2008 Gerçek gündem ve eğlence
    • 14 Ağustos 2008 Bir test, 2 bin ölü!
    • 30 Temmuz 2008 İddianamenin şifresi
    • 12 Temmuz 2008 Ordu ne düşünür?
    • 2 Temmuz 2008 AKP davası ve Ergenekon
    • 26 Haziran 2008 Travma!...
    • 21 Haziran 2008 Yeni dönemde Tayyip Erdoğan ve...
    • 12 Haziran 2008 Yargı kılıf işlevi görmeye başlarsa!..
    • 28 Mayıs 2008 Kritik dönemeç
    • 21 Mayıs 2008 Mahkeme nasıl kışkırtılır?
    • 14 Mayıs 2008 Sahtelik, devlet ve siyaset
    • 8 Mayıs 2008 Erdoğan’ın yol haritası
    • 30 Nisan 2008 CHP değişirse her şey değişir!..
    • 23 Nisan 2008 Laikliği masaya yatırmak!
    • 16 Nisan 2008 Perdeyi kaldırmak
    • 9 Nisan 2008 AKP nasıl kurtulmaz?
    • 2 Nisan 2008 Tayyip Erdoğan
    • 26 Mart 2008 Başımıza gelenler...
    • 19 Mart 2008 Siyasi tarihin ayıplı sayfaları

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,299 µs