En Sıcak Konular

Ahmet Altan
Taraf

Ahmet Altan
0 0 0000

Kürtler ve PKK



Kürt siyasetçiler hep aynı açmazla sıkıştırılır:

“PKK’nın terörist olduğunu söyle.”

Bir Kürt siyasetçi kolay kolay bunu söyleyemez.

Neden söyleyemeyeceğini anlamak için bu örgütün ortaya çıktığı dönemi iyi hatırlamak gerekir.

1980’li yıllarda askeri bir cuntanın gölgesi Türkiye’nin üzerindeyken, Kürtçe konuşmak, Kürtçe şarkı söylemek, Kürt çocuklarına Kürtçe isimler koymak yasaklanmışken, Diyarbakır Hapishane’sinde Kürtler tarihte eşine az rastlanır bir zulmün hedefiyken ve seslerini duyurmanın hiçbir yasal yolu yokken çıktı PKK ile Öcalan sahneye.

Televizyonda konuşmasını bizzat dinlediğim, istihbarat dünyasını yakından izlediği anlaşılan bir akademisyen, “12 Eylül cuntasının, Amerika’nın önerisiyle Kürtleri dağa çıkmaya zorlamak için böyle bir baskı yöntemini bilinçli bir şekilde seçmiş olduğunu” söylemişti. Onun söylediğine göre Amerika, “dağa çıkanları rahatça yakalarsınız” demişti. Bunun için baskılar, işkenceler artırılmıştı. Kürtler çaresiz bırakılmıştı.

Bir daha da kimseden bu iddianın yalanlandığını duymadım.

Bu şartlarda doğdu PKK.

Kürt çocukları bu şartlarda dağa çıktı.

O günlerde durumun ne olduğunu anlarsanız, Kürtlerin büyük çoğunluğu için “Öcalan ve PKK” kavramlarının da ne anlama geldiğini de anlarsınız.

Kürtlerin geçmişinde Öcalan ve PKK kutsal değerler olarak vardır.

Ama soru şudur:

Kürtlerin geleceğinde Öcalan ve PKK var mıdır?

Bugün şartlar çok değişti çünkü.

Türkiye, Avrupa Birliği üyeliği yolunda zar zor da olsa yürüyor.

Ülkenin üstündeki baskıların önemli kısmı kalktı.

Sadece Kürtlerin değil bütün Türkiye’nin özgür ve zengin olabileceği bir hedefe doğru yavaş da olsa ilerleniyor.

PKK ise şartlar hiç değişmemiş gibi davranıyor.

Anlamını kimsenin çözemediği eylemler yapıyor.

Yollara mayınlar döşeyip askerleri öldürüyor, minibüsleri tarıyor.

Öcalan, askerlerin koruduğu bir adada mahkumiyetini çekerken “gerginliğin sürdürülmesi” için emirler veriyor.

Mayınlarla askerleri öldürmenin, minibüsleri taramanın, Kürtlere özgürlük ve zenginlik getireceğine inanan kimse var mı bu ülkede?

Kürtler, gerginliğin hem kendileri hem de ülke için mutluluk yaratacağına inanıyorlar mı?

Buna inananlarının çok fazla olduğunu sanmıyorum.

Yollara mayın döşemek, pusu kurmak, gerginlik yaratmak, iktidarını sürdürmek isteyen “derin devlete” yarıyor sadece.

PKK, neden “derin devletin” böylesine işine yarayacak bir politika izliyor?

Hem Kürt gençleri hem de Türk gençleri ne için ve kim için ölüyor?

Eğer “derin devletin” iktidarı bu gerginliğin yardımıyla sürerse, Türkiye AB’den ve demokrasiden uzaklaşırsa, Türk ve Kürt aydınları yeniden hapishanelere doldurulursa, işkenceler başlarsa, bu gelişme, Kürt ve Türk gençleri için çok olumlu bir sonuç mu verecek?

Kürtler çok acı çekti, çok eziyet gördü, çok haksızlığa uğradı.

O günleri yeniden geri getirmeye çalışmanın kime ne yararı olacak?

Eğer hesap, “bir darbe ortamı yaratılır, bir cunta iktidara gelir, baskılar, eziyetler artar, dağa çıkan çocukların sayısı yeniden çoğalır ve biz eski gücümüze kavuşuruz” hesabıysa, bu çok gaddarca bir hesap.

Üstelik de tutmaz.

Kendi zalimine yardım ederek mutluluğa ulaşmış bir halk yok tarihte.

Bundan sonra da olmayacak.

Şu gerçeği herkes kabul etmek zorunda: Şartlar değişti.

O çok bilinen ifadeyle söylersek, “aynı suda iki defa yıkanılmaz.”

Yıkanılmasın da… İçinde yıkandığımız su, su değil kandı çünkü.

Kendi çocuklarımızın kanı.

Kürtlerin de Türklerin de geçmişinde kimlerin olduğunu biliyoruz.

Geleceğinde kimlerin olacağını ise…

Bu kanı durduracaklar belirleyecek.

Kanı durdurmanın imkanı var çünkü artık, tarih bize bu şansı bağışladı.

Çocuklarımızı kurtarma şansını verdi bize.

Bu şansı yok etmeye çalışanlar, mazlumluktan zalimliğe geçerler.

Ve zalimlere yer vermez gelecek.



Bu yazı 2,005 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Ağustos 2009 Mafya, TÜSİAD, Türkiye...
    • 3 Ekim 2008 Korkmalı mıyız?
    • 16 Ağustos 2008 Yavaşlık
    • 14 Ağustos 2008 Ne oldu şimdi?
    • 12 Ağustos 2008 Ayıklamak
    • 30 Temmuz 2008 Dışarıda kim kaldı?
    • 18 Temmuz 2008 Yalanlar, gerçekler, sorular...
    • 16 Temmuz 2008 Çete
    • 14 Temmuz 2008 Emine
    • 12 Temmuz 2008 Dindarlar ve demokrasi...
    • 5 Temmuz 2008 Darbe ve medya
    • 28 Haziran 2008 Solculuk ve dindarlık, zavallılık mıdır?
    • 27 Haziran 2008 Bir darbe yandaşı
    • 26 Haziran 2008 Travma
    • 21 Haziran 2008 'Düşman değiliz be paşalar'
    • 13 Haziran 2008 Yeni sorun ihtiyacı...
    • 12 Haziran 2008 Anlamak için...
    • 2 Haziran 2008 Altınların parlaklığı...
    • 1 Haziran 2008 Fırsatçılık ve pusu
    • 28 Mayıs 2008 Her Türk asker doğar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,301 µs