En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi



Irak’la ilgili gelişmeleri sadece Türkiye’nin menfaatleri açısından değil, karşı tarafın da hak ve haysiyeti açısından ele almakta fayda var..
 
 
Irak Başbakanı Mâlikî’nin geçen ay Ankara’da yaptığı müzakerelerde sonuca bağlanamayan ‘teröre karşı mücadelede sıcak takib imkanı tanınması’ konusunu görüşmek üzere, geçtiğimiz günlerde de Irak İçişleri Bakanı Ankara’ya geldi. Konunun, diplomasinin vazgeçilmez temel malzemelerinden olan kelime oyunlarıyla geçiştirilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Ankara, kendisine Irak içinde ‘sıcak takib’ ruhsatı verilmesi için Irak heyetine bastırdı; karşı taraf da ‘evet..’ dememek için direndi.. Bunun da gerekçeleri var.. Çünkü, Kürdistan eyalet hükûmeti böyle bir ‘sıcak takib’e sıcak bakmıyor.. Ve bu eyaletin de rızâsının alınması, Irak Anayasasının gereği.. Aksi halde, anlaşmalar ölü doğmuş olur..
Konuya hemen ‘nankörler, hainler, küstahlar..’ edebiyatıyla yaklaşılabilir.. Ama, hangi hükûmet, kendi ülkesinin, kendi hâkimiyet alanının yabancı güçlerce çiğnenmesine rahatlıkla ‘evet’ diyebilir? Bu nokta pek göz önünde bulundurulmuyor ve adeta, ‘Amerika çiğnedi, biraz da biz çiğneyelim’ diye yaklaşılmaya çalışılıyor, konuya..
Asıl tartışma konusu olan ‘sıcak takib’, kısaca şu: ‘Irak’da yuvalanmış terör elemanları Türkiye sınırını geçip, içerde birtakım eylemler yapıyor ve yakalanmamak için, tekrar Irak’a kaçıyor.. Onları yakalayabilmek için, TSK, Irak içinde de takib etmeli!.’
20 sene öncelerde Saddam zamanında bu ‘sıcak takib anlaşması’ imzalanmıştı.. ‘Taraflar, ‘silahlı terör eylemcilerini karşı tarafın sınırları içinde de takib edecekler’di..
Ama, dikkat edelim, ‘mütekabiliyet’ (karşılıklılık) esası gözetlenmişti..
O sıralarda, bir ‘sıcak takib’ anlaşması da, İran İslâm Cumhuriyeti ile imzalanmıştı.. Ancak, anlaşmaya göre TSK, İran içinde bir ‘sıcak takib’ yapmak istediğinde, İran tarafı da, İİC’nin silahlı muhaliflerinin yuvalandığı Ankara ve İstanbul’da ‘sıcak takib’ yapmak isteyince.. diplomatik bakımdan ‘faka basıldığı’ anlaşılmış; uyanılır gibi olunmuştu..
Evet, diplomasinin temel kavramlarından olan ‘mütekabiliyet’in böyle soğuk şakaları da olur. Şimdi de, Irak’la böyle bir anlaşma yapıldı, ancak, ‘mütekabiliyet’ lafzen veya zımnen sözkonusu olsa bile, fiilen öyle bir tepki vermek gücü sözkonusu değil.. Çünkü, bir taraf güçlü, diğeri zayıf.. Asıl sıkıntı da buradan kaynaklanıyor..
Ve yeni Irak Anayasasına göre, Bağdad’daki merkezî hükûmetin kararlarının yürürlük kazanması için, K. Irak’daki Kürdistan mahallî hükûmetinin de rızâsını, ‘okey’ini alması şart.. Sevmeseniz de, bir başka ülkenin anayasasını yok sayamazsınız.. O anayasa, işgal altında ve işgalcinin verdiği icazetle hazırlanmış bile olsa; mevcud, itibar edilecek bir objektif belgedir.
Kaldı ki, sen yüzbinlerce asker yerleştirdiğin bölgede, karşı tarafı eşit komşular olarak birlikte, sulh içinde yaşamak istediğine inandıramaz ve bir mahallî super güç ve ağabey gibi davranırsan, yürümez bu iş..
Hem, sen teröristi kendi ülkenin içinde takib edemiyor ve sınır ötesine kaçırıyorsan, karşı tarafta nereye kadar takib edeceksin? Asıl problem, sınır kavramına, mefhumuna uygun davranabilmekte.. Kendi hâkim olduğun yere gerçekten de hâkim olacaksın, önce.. Kaldı ki, PKK konusunda, asıl muhatabın Amerika olduğunu, Başbakan Erdoğan Amerika’larda bile açıkça beyan etmiştir. Özellikle bazı generaller de, en azından Başbakan kadar konuşabiliyorlar mı, Amerika’lılara; içerdeki askerî olmayan konularda yaptıkları efelenmeler gibi..
Sadece Kuzey Irak’daki kürd liderlerine güç gösterisi yapmak, çare değildir..
Asker cenazelerinde siyasetçileri ‘yuh’latıp, komutanları alkışlatan çevreler de bu oyuna hayırlı bir katkı sağlamıyorlar.. Silahlı güçler de asıl hesab vermesi gerekenler arasındadır.
*Ahmedînejad, emperyalizmin proğramlanmış salvoları karşısında..: İİC Cumhurbaşkanı Mahmûd Ahmedînejad, BM Genel kurul toplantısına katılmak üzere gittiği Amerika’da ağır suçlamalar, hakaretler, alaylarla karşılaştı.. Demek ki, emperyalizmin nasırına basmıştı.. Hattâ, davet olunduğu bir üniversitenin rektörünün bile ağır hakaretlerine maruz kaldı, ama, o onlara aldırmadı. Onların sığlığını, çiğliğini gözler önüne bir daha sermeye vesile oldu. Bush’un gözlerinin içine bakarak, Amerikan cinayetkarlıklarını sıraladı.. (Ahmedînejad’ın bu gezisiyle ilgili bir ilginç değerlendirmeyi, isteyenler Merve Kavakçı’nın Vakit’teki yazısından okuyabilirler..)
İlginçtir, bizdeki medyada da, bu Amerikan saygısızlığı savunulamadı, ama, yine de ‘Amerika’nın üstünlüğü şu ki, bu gibi kabalıklar olsa bile, o gibi hür tartışmaların yapıldığı üniversiteler de var! İran’da da var mı bu imkan?’ gibi laflar ettiler.. Ahmedînejad, adeta onların bu sözlerini işitmişcesine, gayet net olarak, ‘Bush’u İran’a davet ediyorum.. Kendisine bir üniversitede konuşma yapmak imkanı da tanırız..’ deyiverdi.. Bush’un böyle bir daveti kabul edecek cesareti var mıdır, dersiniz?
*Tabulaştırmalardan ‘el’aman..’ : Başbakan Erdoğan, son Amerika gezisinde, etkili Amerikan gazetelerinden ‘The Wall Street Journal’ (WSJ)’e verdiği mülâkatta mayın tarlasından geçmiş.. WSJ yazarlarından Robert L.Pollock, ‘Unutulmamalı ki, çağdaş Türkiye, kamu yaşamında İslâmın etkisini bastıran, geleneksel giysiyi yasaklayan ve tüm toplumun Latin alfabesiyle okuyup yazması direktifini veren Mustafa Kemal Atatürk adındaki gayretli bir çağdaşlık yanlısının eşsiz eseridir.’ diyerek sunduğu mülâkatta, geçen sene ölen müzik prodüktörü Ahmet Ertegün’ün kendisine, ‘rakı içip eğlenmez, ama, dürüst ve Türkiye'yi ileriye yönlendirecek usta ellere sahib bir kimse..’ olarak tanıttığı Erdoğan'a, ‘Atatürk'e ilişkin hayranlık duyduğu veya eleştirdiği bir konu var mı?’ diye bir sual soruyor.. Ve, iddiaya, Tayyîb Erdoğan da, ‘Atatürk ‘yaşandı’(happened)’ O, döneminin bir ürünüydü’, bugün sahib olduğumuz Türkiye, o yerleşmiş sütunların üzerine inşa ediliyor..’ demiş, güya.. Ki, Başbakanlık böyle bir ifadenin olmadığını açıklamış.. Halbuki, gayet net bir tesbit..
Bir siyasî kişi adeta tabulaştırılınca, başbakan bile böylesine sıradan bir değerlendirmeyi yapmadığını açıklamak zorunda kalır. M. Kemal, bu ülke tarihinin bir önemli parçasıdır..
Asıl görülmesi gereken, 80 yıldır her şeyi onun ismine, resmine, heykellerine sığınarak ve onun görüşlerine uygunluk veya aykırılık ölçüsüne göre ayarlamaya çalışanların zavallılığı!.. 
 


Bu yazı 969 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,940 µs