En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..



Bizim kamuoyunda, hattâ İslâmî çevrelerde bile, Batı’da ‘İslâm korkusu’nun (İslâmofobia’nın) bir ‘İslâm düşmanlığı’na (anti-İslâmizm’e) dönüşmesinin yeni bir olgu olduğu gibi bir yanlış anlama var ve adetâ sadece ‘11 Eylûl 2001 Saldırıları’ndan bu yana böyle bir durumun olduğu sanılıyor.. Halbuki, İslâm ve Müslümanlar, asırlardır, Avrupa’da etkileyici bir güç olarak vardı ve din olarak hristiyanlık veya yahudiliği değil, ama, bu dinler etrafında oluşmuş kitlelerin menfaatleri ve güçleri için ciddî bir tehdid oluşturuyordu..
 
 
 Ancak, Müslüman arabların İspanya’da 700 yıl hükmettikleri Endülüs Devleti’nin o diyardan bütünüyle sürüldüğü 1492’lerden ve Osmanlı’nın da Balkanlar’dan büyük çapta sürülmesine vesile olan 1920’lerden sonra, Avrupa, Müslümanları aslî siperlerde geriletmiş olmanın rahatlığı içindeydi.. Ancak, aslında antik Roma ve Grek medeniyetlerinin mirascısı ve fikrî takibçisi olması hasebiyle materyalist, gücetapar bir dünya görüşüne dayanan ve hristiyanlığı sadece bir yağdanlık ve manevî unsur olarak kullanan Batı kültür ve medeniyeti, 1920’lerde, kendi içinde komünizm gibi zehirleyici bir zakkum meyvesi verince.. Onu bertaraf edebilmek için, üççeyrek yüzyıl boyunca, Müslümanlardan da faydalanmak istedi. Çünkü, Müslümanlar artık.. hele de siyasî organizasyon ve güçlerini büyük çapta yitirdikleri için, bir güç değillerdi. Batı dünyası, Osmanlı saltanatının elinde şeklen de olsa varolan ‘Hılafet’ kurumunu bütünüyle kaldırtabilmişlerdi..

Ki, 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilip Kaanun-i Esasî yeniden yürürlüğe girdiği yıllarda, Osmanlı’nın -sözde- münevverlerinin/aydınlarının fikren ve cismen beslenme kapısı olan İst. Galatasaray’daki İngiliz Sefareti’nin (bugün İng. Başkonsolosluğu’nun) müdavimlerinden olan ve o dönemin o tip aydınlarından (feylesof) Rızâ Tevfîk, bu durumu çok ilginç olarak anlatır.. Başlangıçta İttihad-Terakkî’nin önde gelen isimlerinden olan R. Tevfik, kısa süre sonra bir entrikanın içine düştüğünü anlar gibi olur ve İttihadçılardan ayrılır.. Sonra, 1913’te Londra’ya gider ve İngiltere’nin Osmanlı’daki sefiri (büyükelçisi) olup artık emeklilik hayatını yaşayan eski dostu Lord Nicholson’u da ziyaret eder.. Ama, o ona oldukça soğuk davranır.. Bunun sebebini soran R. Tevfik’e eski dostu ilginç bir cevab verir:

-Dostum Rıza Tevfik.. Biz size, Meşrutiyet ve Kaanun-i Esasî ilan edeseniz diye yapmamıştık onca yardımları.. Hılafet’i kaldırasınız diye yapmıştık..

R. Tevfik bu cevab üzerine şaşırır..

-Lord cenabları, İngiliz devlet-i fahimânesini, Hılafet müessesesi gibi Müslümanları ilgilendiren bir kurum niçin bu kadar ilgilendirir?

Nicholson’un cevabı da ilginçtir:

‘-Niye mi dostum R. Tevfik.. Biz her yıl dünyanın her bir yanındaki yüzmilyonlarca Müslümanı itaat altına alabilmek için milyarlarca İngiliz lirası harcamak zorunda kaldığımız halde, muvaffak olamıyoruz; ama, İstanbul’daki Halife, bir hey’et oluşturup, onlarla Hâfız Osman hattıyla yazılmış bir Kur’an ve bir de Selâm-ı Şahâne göndermekle bizim yapamadığımızı yapıyordu.. Biz işte o gücü kırmak istiyorduk..’

Şimdilerde, laikler, ‘Yahu, 10 yıl öncelerde, 20 yıl öncelerde bugünleri tasavvur edebilir miydik.. Nedir bu dindarlaşma..’ diye hayıflanıp duruyorlar..

Bir de 100 sene öncesini düşünelim.. O zaman da Müslümanlar nerelere düşeceklerini tahmin bile edemiyorlardı.. Ama, korkunç şekilde düşmüştük.. Belki çöken sosyal yapıya o kadar acımayabilirdik. Ama, düşman dünyanın saldırıları karşısında siperlerimizi kaybetmiştik.

Ama, şimdi dünya çapında bir ‘dindarlaşma ve dinsizleşme kutublaşması’ yaşanıyor.. Bu tarihî akıntının önünde yarım oluşlarla durmak isteyenler bertaraf olur.

Dünya hiçbir zaman aynı kararda kalmaz..

*Bu vesileyle bir noktaya da değinelim.. Ceride-i Cumhuriyet’in as’ı, İ.S., Prof. Halil İnalcık’tan bir alıntı yapmış, dünkü yazısında.. İnalcık, Gladstone’un 1876'da şöyle dediğini naklediyor: "Türklerin dünya yüzünden kötülüklerini kaldırmanın bir tek yolu vardır, o da kendi vücutlarını dünya yüzünden kaldırmaktır." (Sh. 142).

Sözkonusu ceridenin (eskiden marksist-kemalist-darbeci olan ve) -son zamanlarda sıkı bir türkçü de kesilen- İ.S’i, İnalcık’ın bu sözlerini kendi yeni türkçülüğünün argumanlarından birisi olarak kullanmış.. Halbuki bu söz, 100 yıla yakın zamandır, tekrarlanıp durulur da, İ. S. gibiler, ideolojileriyle Gladstone’la aynı çizgide gözükmemek için olmalı, o sözleri görmezlikten gelmişlerdir.. Çünkü, Gladstone’a atfedilen sözün sonunda, ortadan kaldırılması gerekli görülen-gösterilen, Kur’an’dır; türklerin ortadan kaldırılması değil!. Gladstone o sözleri İngiliz parlamentosu Avam Kamarası’nda, zamanın Başbakanı olarak dile getirmiştir.

‘İnalcık tarihçidir, mutlaka delilli konuşmuştur’ diyebilir miyiz? Herhalde, hayır!

Çünkü, ‘Yaşayan tarihçilerin en büyüğü’ (Şeyh’ul Muverrihîn) olarak da anılan tarihçi İnalcık kitabını yeni yayınlamış, İ.S’in yazısından anlaşıldığına göre ve o, 1916 doğumlu.. Bu yaş faktörü içinde aktardığı, naklettiği her şeyi tarihçiliğine vererek, kesin delil gibi saymak doğru olmayıp, bazı şeyleri karıştırmış veya rivayet olarak aktarmış olabilir..

Ayrıca, Gladstone’nun o kadar meşhur bir sözünün yanlış aktarılmasında, İnalcık’ın dünyasının ve yetiştiği akademik çevrenin de etkisi olmamış mıdır?

İnalcık’ın nasıl bir atmosferde, hangi kemalist ütopyalar dünyasında nasıl yetiştiğini anlamak isteyenler İş Bankası’nca yayınlanan ‘Tarihçilerin kutbu, Halil İnalcık Kitabı’nda kendi anlattıklarına bakabilirler. O anlattıkları içinde, hattâ onun bazı konulardaki yaklaşımlarının hukuk’a ve mantığa ne kadar ‘uygun’ olduğu da anlaşılabilir..

Söz gelimi, İnalcık Hoca, Ecevit’in ‘Merve Kavakçı’ ile ilgili tutumunu eleştirir. Ama, ‘Öyle protestolara gerek yoktu, inzibatı, güvenliği çağırır, dışarı attırırdınız..’ diye.. (Sh.172)

Evet, ‘büyük tarihçi’mizin insan hak ve özgürlükleri konusundaki yaklaşımı böyle, ‘çok uygar!’ ve de hiç faşizan eğilimler taşımıyor!!. O kadar itiraza gerek yokmuş, çağırırmışsınız bir inzibatı, güvenlik görevlilerini, attırırmışsınız meclisten, milletvekilini.. Bu konulara böyle yaklaşan birisinin, Gladstone’un Kur’an düşmanlığına dair sözlerini olduğu gibi aktarmakta zorlanacağı da düşünülebilir.. Çünkü, genel çizgileriyle kabul ettiği resmî ideolojisinin, Gladstone’un paralelinde bir çizgi izlediği de zımnen itiraf olunmuş ve o doğrulanmış olurdu.

Evet, Gladstone, ‘Türklerin elinden bu Kur’an’ı almadıkça..’ diyordu..
 
 



Bu yazı 841 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,297 µs