En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?



Gen. Kur. Başkanı Gen. Büyükanıt’tan, siyonist İsrail rejiminin savaş uçaklarınca -Suriye’de yaptıkları iddia olunan bir operasyon sırasında- atılan ve Türkiye topraklarına düştüğü bildirilen yakıt tankları üzerine, -en yüksek seviyedeki askerî yetkili olarak bir açıklama yapması yolunda yapılan onca çağrılara rağmen,- hiç ses-soluk çıkmadı..
 
 
Ekranda KKK. Gen. İlker Başbuğ’u görünce, ‘O konuda yoksa, o mu bir açıklama yapacak..’ diye düşünenler, TSK’nın içinde disiplin sağlanması için, yıllardır ve ‘TSK adına açıklama yapma yetkisinin Gen. Kurmay Başkanı ve 2. Başkan ile Gen. Kur. Gen. Sekreteri’ne aid olduğu şeklindeki resmî açıklamaları hatırlayınca, ‘O bir açıklama yapamaz..’ dediler.
Esasen Gen. Başbuğ da, Harbokulu’nda, yeni öğretim yılının ilk dersini veriyormuş..
Ama, ne ders, ne ders.. Açıklama bundan farklı mı oluyordu? Ve, en üst bir komutanından en önemli dersi böyle alan ‘Harbiyeli’lerle millet arasında bağ, nasıl sağlıklı kurulur? Çünkü,
‘Anayasa'daki laiklik ilkesine ilişkin işlevsel tanımlar tartışma konuları içerisine çekilmemelidir’ diyor, generalimiz..
Evet, ‘laikliğin işlevsel tanımı’ ibaresi üzerine durulmalı.. Yani, generalimiz buyuruyor ki, laikliğin sadece lafzî veya ideolojik yorumları değil, onun eyleme dönüşmüş yansımaları ve kendilerinin bu yoldaki uygulamaları da tartışma konusu yapılamamalıdır.
Bu sözün muhatabı da elbette biliniyor.. Zâten, medya da öyle anladı: Hükûmet.. Ama, sadece o değil, ona büyük destek veren bütün halk kitleleri de.. Nitekim, ‘Cumhuriyetin temel nitelikleri olan demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti niteliklerine sahip çıkma ve koruma görevi, kendisini Türk ulusunun bir ferdi olarak hisseden herkese düşen bir görevdir. TSK da bu yapı ve niteliklerin korunmasında her zaman taraf olmuştur ve olmaya devam edecektir.. (…)Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temel unsurları ulus-devlet, üniter devlet ve laik devlet oluşturmuştur...’ diyor Gen. Başbuğ..
Başbuğ, ‘post-modernist’ akımların, küreselleşme ve iç etkenler nedeniyle Türkiye'yi de etkilediğini, dinî ve etnik kimliklere alan açtığını’ ifadeyle, ‘Atatürk devriminin koruyucusu olan kişi ve kurumlara düşen temel görevin, gerekli önlemleri yerinde ve zamanında alması’ olduğunu belirtmeyi de ihmal etmemiş..
General sadece Harbokulu öğrencilerine değil, millete de dersini veriyor böylece..
Bir de kendisi, kanun içindeki ve millet karşısındaki yerini öğreneceği bir ders alsa..
Generalin gücünün, elindeki, -millet emaneti- silahtan geldiğini tekrarlamaya gerek yok..
General, Irak’ta ‘engelleme yapabileceklerinden ve maliyeti artırma gücü’ne sahib olduklarından da söz ediyor ve hattâ kendileriyle işbirliği yapmadığı için Amerika’yı bile suçluyormuş gibi yapıyor; ama, İsrail’in ülkemize attığı yakıt tankları konusunda, ‘çıtt’ yok!
Halbuki, bölgede asıl oyunu oynayan, Amerikan emperyalizmi himayesinde, İsrail rejimi..
Ama medya, bu konuya, sadece, İsrail rejiminin hele de Kuzey Irak’taki faaliyetleri, ve o da Barzanî’yi güçlendirecekse, eğilmekte..
TSK’nın İsrail rejimiyle, hele de Ocak-1996’da Gen. Kur. 2. Başk. Org. Çevik Bir eliyle imzaladığı ve ‘askerî protokoldür’ diye Meclis onayından bile kaçırdığı, açıklanmamış gizli maddeleri bir yana, açıklanan maddeleri bile dehşet olan ‘anlaşma’ ortadayken; en yüksek askerî yetkililerin hâlâ, milletin üzerine abandırılmış olan laiklik vs. gibi konular üzerinden, millete süngüucu göstermeye kalkışmaları, onlara vazifeler dikte etmeye kalkışmaları; ama, İsrail’in ne yapmak istediği ve hele de yakıt tankları gibi, direkt bir güvenlik konusu üzerine bir tek kelimecik de olsa edilmemesinde bir anormallik yok mu?
Hayır, siyonist İsrail rejimi tanklarının, kendilerini protesto eden Filistin’li çocuklar üzerine sürülmesi ve Filistinli 12 yaşındaki bir çocuğun tank altında ezilip can vermesi canavarlığına dair bir görüş açıklanmasını filan da bekleyen yok, generalden.. Ama, ülkenin güvenliğini yakından ilgilendiren ve bir fitne odağının yaptıkları önemli değil mi?
Siz ki, ülkenin nice yetkili makamları varken, Irak ile ilgili görüşlerinizi, ‘ülkenin dışsiyasetini biz belirleriz’ havasında dile getirebiliyorsunuz, ama, bu konuya gelince?
Geçen hafta bir İngiliz gazetesi, ‘o yakıt tanklarının gerçekte, Türkiye’ye atılmadığını, Türkiye topraklarına özenle bırakıldığını’ yazdı.. Yayınlanan fotoğraflar da bu iddiayı doğrulayıcı mahiyette.. Bir fırlatma veya düşmeyi işaret eden eğilip bükülme yok çünkü..
O zaman, bunun, Türkiye’nin ne gibi bir tepki vereceğini öğrenmek için bir iskandil atmak mı; yoksa, ‘Bakınız öyle hassas operasyonlar yaparız ki, haberiniz bile olmaz..’ gözdağı vermek mi olduğunu, Gen. Başbuğ açıklamalıydı; bu laiklikten daha önemliydi; ve onun asıl uzmanlık konusu ve vazifesi, -kendi deyimiyle- ‘işlev’i bu idi, bu olmalıydı.. Bu millet onlara bunun için maaş, makam ve sair hizmetler sunuyor, çünkü..
Dahası, İİC Cumhurbaşkanı Mahmûd Ahmedînejad, ‘İsrail’in veya Amerika’nın bize saldırması halinde, topraklarını onlara açanlara da saldırırız..’ deyince, bu sözü üstlenip, ‘Küstah Ahmedinejad Türkiye’yi tehdid etti..’ diye başlıklar atan laik-nasyonalist medya, bu vesileyle korkunç bir itirafta bulunmuş olmuyor mu? Yani, Türkiye bölgede, Amerika ve İsrail saldırıları için bir üss olarak mı kullanılacak? Gen. Başbuğ bu konularda da konuşmalı değil mi?!.
Türkiye, kendisine saldıranlara topraklarını kapayamayan Irak’a nasıl tepki veriyor?
Sorulması gereken şu: Askerler savaş oyunlarını kendi başlarına mı kuracaklar hep?
Ki, o oyunların nasıl sergilendiğini em. Alb. Erdal Sarızeybek, dün, Sabah’da tanıtılan kitabında ortaya koydu.. ‘Bölgede, askerlerden sakallı timler kurduklarını, askere terörist elbiselerini giydirdiklerini; Şırnak ve Şemdinli’de, teröristler saldırmış gibi gösterilip, şehrin üzerine geceleri uzun menzilli roketler fırlattıklarını, bunu defalarca yaptıklarını ve böylece halkı kendilerine bağlamayı denediklerini’ açıklıyordu, bu ‘kahraman albay..’
Bu konular Büyükanıt’ın başını ağrıtan konular olabilir; ama, Başbuğ haydi bu konuda da konuşsun.. Bu konular laiklikten daha mı az önemlidir?
Sahi, bu konularda kim konuşacak? Çevik Bir tipi generallerimiz ülkeyi kıskıvrak bağlatıp, sonra da Amerika’daki Yahudi Lobisinden ‘Atatürk Ödülleri’ aldıkları zaman mı?
Milletin derdi ve önem verdiği konular ile, bazı üst düzey generallerin derdi ve önem verdiği konular paralelleşmeli değil midir? Ve bunun tersi, bir büyük tehlike ve facia değil midir?
 


Bu yazı 921 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,656 µs