En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Son ‘lidertapıcılar’ın son çırpınışları, ve..



Sovyet Komünist İmparatorluğu döneminde, politikacıların her iki cümlesinden birisi, Marx, Lenin, Stalin gibi ‘towariş’ler (yoldaş’lar) üzerine olur veya onlara dayandırılırdı.. 
 
 Çünkü temel dayanak onlar idi, bir ‘din’in temel hüküm ve direklerine atıfta bulunulması gibi... Onların mozelesine gidilir, nutuklar çekilir, materyalist insanın ölümden sonrasına inancı olmadığı ve herşeyin ölümle bittiğine inandığı halde, onların teorik olarak olmamasını kabul etmeleri gereken ‘manevî huzûrları’na sığınıp, onlara hitab eden komik mesajlar yazarlardı.
Bu kişiye tapma hastalığı 75 yıllık bir korkunç uygulamadan sonra defoldu gitti.. Nâzım Hikmet gibi birisi bile, Kruşçef, 1956’da Stalin’i lanetlediği zaman, üç sene öncesine kadar tapındığı kişi için, ‘Kalktı üzerimizden, binlerce ton betonun, demirin, alçının, kağıdın yükü.. Bıyıkları çıktı, çorbamızın içinden.. Üzerimize abanan gözlerinin korkutucu bakışlarından kurtulduk..’ gibi mısralar yazmıştı.. Gorbaçev ise, komünizmi çökertirken bile, Lenin’in NEP (New Economik Politic) denilen bir planının olduğunu ve kendisinin de ona göre davrandığını iddia etmek zorunda kalmıştı.. ‘Tapınılan liderler’in talihsizliği, her kilidi açan ‘maymuncuk’ anahtarı durumuna getirilmeleridir..
O ülkelerin her birisi bu ‘kışla disiplini’nden ve ‘filan lider böyle demişti’ gibi ‘arkaik rituel’lerden kurtulup, kısa zamanda, büyük gelişmeler kaydettiler. Çünkü, bir liderin sözlerinden kendilerine bir delil bularak hareket etmek yerine, kendi hür akıllarının gereğini yapmaya başladılar, zencirlerinden kurtuldular. Ve her birisi, ‘kişi başına düşen yıllık gelir ortalaması’nda Türkiye’den geri iken, şimdi bizi ikiye katladılar..
Biz ise, ‘ideolojik despotizm, tahakküm ve kişiye tapma eğilimleri açısından’ Kuzey Kore’yle aynı safta kaldık, başka bir örneği yok dünyada.. Bizdekiler, ‘Biz liderperest değiliz’ deseler de, aslında, geçmişte Rusya ve K. Çin’de ve bugün K. Kore’de yapılanları tekrarlıyorlar.
M. Kemal, tarihimizin muhakkak ki, çok önemli ismidir.. Ama onun anlaşılması mümkün değildir.. Çünkü, ‘lidertapıcılar’ nasıl isterse öyle anlaşılmak, yani anlaşılamamak gibi bir talihsizlik çemberine düşürülmüştür.. O tartışılamaz.. ‘Liderperest’ler de esasen, ona değil, o sâyede ele geçirilen güç ve menfaatlerine tapınmaktadırlar..
Baykal, ‘Atatürk tasfiye ediliyor..’ diye feryad ediyor; yeni anayasa çalışmaları karşısında..
‘Gerçi, Atatürk referansı kısmen korunmaktadır. Ama bu bir zorunluluk olarak asgariye indirilmiş bir şekilde tutulmaktadır. (Biz yüzde 46 oy kaldık, Türkiye'ye kendi kafamıza göre bir anayasayı dayatacağız) ısrarı içine girerlerse, buna Türkiye çok büyük tepki gösterir. Biz bu tepkiye elbette kol-kanat gereriz..’ diyerek, yeni fitne teşvikçiliğine başlamıştır bile.. Aslında ise, milleti hep, bir ‘tek isim, resim ve heykelin kölesi’ gibi görmek isteyenlerin kurdukları menfaat ve zorba güç mekanizmasının tasfiye edileceği korkusudur, bu..
İlginçtir, bugün ‘Yeni bir anayasa yapmanın hukukî temeli yoktur..’ diye tepinen Anayasa Prof.’u Teziç’in, 1992’de TÜSİAD için hazırladığı anayasa taslağı, bugün yapılmak istenen anayasadan bile daha özgürlükçü imiş.. ‘Demokratik rejimlerde devletin resmî ideolojisi olmaz. Kemalizm ideolojisi anayasada yer almamalı; ‘Atatürk milliyetçiliği' ifadesi kaldırılmalı. 'Devletin dili türkçedir', yerine ‘Resmî dili türkçedir’ denilmeli.. Yeminlerde Atatürk ilkeleri ve inkılaplarına yer verilmemeli. Devletin şeklinin cumhuriyet olması dışında Anayasa'da değiştirilemez hükmü olmamalı. 82 Anayasası'nın otoriter ve kutsal devlet anlayışını yansıtan Başlangıç bölümü demokratik sistemle bağdaşmaz..’ gibi görüşler, 15 yıl önceki Teziç’inmiş.. Hattâ, Gen. Kur. Başk.nın Savunma Bakanı’na bağlanması bile istenmiş.. Ama, o Teziç bugün Cumhûriyet’i korumak adına, bir despot! Korku, hattâ vehimler içinde; bütün kemalistler gibi..
Sosyolog Prof. Şerif Mardin’in sözlerinin içinden bir tek ‘mahalle baskısı’ deyimini bayrak edinenler, onun asıl açıklamalarına değinemiyorlar.. Meselâ, ‘Demokrasi, kaostur zaten... (…) bence her kafadan bir ses çıkması iyi bir şey. Çatışma ve gerilme sağlıklıdır. Yeter ki darbe olmasın. (…) Birinin, ötekini ortadan silmediği bir rejim olacak bu. Türkiye’de her zaman, bir doğrunun başka bir doğruyu sildiği bir rejim yaşadık. Oysa demokrasi böyle bir şey değil. Bir taraf öbür tarafı silmeyecek.. (…) Sizi rahatsız eden bir şeyi, zamanı gelince söyleyeceksiniz, ama öbür taraf da söyleyecek.. (…)Türban meselesinin anti-demokratik bir uygulama olduğu konusunda yüzde 100 eminim. Bu, artık olguların toplanmasına ihtiyaç olmayan bir ahlâkî meseleye dönmüştür. Orada kararım net, türbanlı öğrenciler üniversiteye girebilmeliler!’ gibi sözler üzerinde düşünülmedi bile..
Ya, ‘politik psikoloji’nin seçkin isimlerinden ve Washington’da ‘Zihin Araştırmaları Merkezi’nin başk. Prof. Vâmık Volkan’ın görüşleri? ‘İmmortal (Ölümsüz) Ataturk’ diye bir kitab da yazan Volkan’ın görüşleri ‘lidertapıcılar’ı biraz utandırıp uyandırır mı dersiniz?
‘Cumhuriyet kurulduğunda, o heyecan içinde yalnızca seçilmiş şeyleri almışız. Şimdi kaybolan şeylere tekrar bakıyoruz. Din, türban böyle geliyor. Bu gibi gelişmelerin altında yatan psikolojik süreci anlamadan karşı tarafla empati kuramıyorsunuz (…) Mesela türban meselesi.. Türbanın altında ne var onu konuşmanız gerek. Tarihî süreçlerin imajlarına bakmanız lâzım. Türban bir semboldür, daha derin tarihî köklere inmeliyiz.. (…) Dünya büyük çatışmalara doğru gidiyor. Şu anda sen şeytansın, ben melek.. (…)Çatışma alanlarında tehlike potansiyeli görüyorum. Herkesin birbirini dinlemesi gerekiyor. Çözüm için teşhis yapmak lâzım. Tarafları dinler, müşterek alanları bulursun, konuşulacak konuları keşfedersin. (…) Güçlü bir geçmişimiz var. Hemen bizi birbirimize bağlayacak zaferlere bakıyoruz. Bir de birbirimize bağlayan başımıza gelen eski travmalar var. O zaman çözülmemiş psikolojik süreçler ortaya çıkıyor. İleride tekrar alevleniyor.. (…) ‘Türk kimliği nedir?’ sorusuna bakacağız. Niye Atatürk’ün başlattığı yoldan gidiyoruz? Ona bir şeyler eklemeli miyiz, o yoldan dönebilir miyiz, veya niye dönemeyiz. Bunları tartışmak gerekiyor. Türban bütün bunlarla birlikte ele alınacak konudur, tek başına değil. (…)‘Etnik gruplar, milletler gerilime girdiler mi, dışarıdakileri tehlikeli olarak görüyorlar ve kimliklerini yani büyük grup kimliğini korumak için ötekileri öldürüyorlar.. Herkes birbirini kimlik adına öldürür. Ortaya çıktığında da bunu durdurmak imkansızdır.’ gibi uyarıcı sözler de onun..
Demek ki, özgür olarak ve ‘filan böyle dedi..’ gibi korkulukların gölgesine sığınmadan, birçok şeyi rahatça tartışabileceğiz.. Ama, ‘liderperest’ler/ ‘gücetapar’lar yaklaşırlar mı buna?
 


Bu yazı 797 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,822 µs