En Sıcak Konular

Ali İhsan Karahasanoğlu
Vakit

Ali İhsan Karahasanoğlu
0 0 0000

CHP’li gibi konuşan savcı!



İyice sırıtan yanlı yayın çizgisine kendisini kaptıran Cevizkabuğu programını, uzun süredir takip etmiyordum. Bu hafta tamamını olmasa da, büyük bölümünü izledim.


Mehmet Dülger’i önceden tanıyorum zaten. Diğer konuğu ise, çıkartamadım. Programda kendisine ismi ile de hitap edilmeyince; konuşma tarzından, ifadelerinden, eleştirilerinden bir siyasi partinin genel başkanı zannettim.. Bir ara İşçi Partili Av. Şanal Saruhan’ın sözlerine “aynen katıldığı”nı söyleyince, herhalde İşçi Partili bir yönetici dedim kendi kendime. Sonlara doğru “Sayın Eminağaoğlu” hitabı ile konuğun kim olduğunu hafif hafif tahmin etmeye başladım.. Sakın, bir siyasi parti temsilcisi gibi konuşan bu kişi, Yargıtay savcılarından, “Tehlikenin farkında mısınız?” sloganları ile ortalığı karıştırmaya çalışan Cumhuriyet’te, 2. sayfa yazıları yayınlanan Ömer Faruk Eminağaoğlu olmasın?!
İnternetten resmine bakınca, şaşırıp kaldım! Birkaç defa YARSAV adına yaptığı açıklamalarını da eleştirdiğim Yargıtay Savcısı ÖmerFaruk Eminağaoğlu imiş gerçekten, bu AKParti karşıtı konuk.
Hem nasıl karşıt?
“Anayasa değişiklik taslağında, Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözü bile çıkarılmış” palavrasını atacak kadar karşıt..
AKParti eski milletvekili Mehmet Dülger, hemen açtı değişiklik taslağını.. Okumaya başladı başlangıç bölümünden; “Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedi barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.”
Bir saniye önce,  “Atatürk’ün sözüne bile katlanılamadığı”nı iddia ederek, bir hukukçu gibi değil, politikacı gibi eleştiri getiren  savcının, bu hatırlatmadan sonra özür dilemesini beklersiniz değil mi?
Özür falan yok savcımızda.. Direkt söylediği şu: “Hepsi o kadar!”
Yani; biraz önce Atatürk’ün sözünü çıkarmışlar diye suçlama yapan savcı, bu sefer de Atatürk’e ayrılan bölümü yeterli bulmuyor!
Fanatik bir partili gibi! Bir konuda söylenilenin yanlışlığını ispatlarsanız, altta kalmayıp, hemen bir başka saldırıya geçer!
Ne yaparsanız yapınız, beğendiremezsiniz kendinizi. “Ak”a “kara” diyecek, “kara”ya da “ak” diyecek!
İyi de; Atatürk’ün sözlerinin, Anayasa’ya ne kadar alınacağını da, savcımız mı belirleyecek acaba?..
Sadece bu sözü değil, türban konusundaki çarpıtmaları ile de, subjektif tavırlarını sürdürdü savcımız: “Türban din emri ise, hiç değişmemeli. Din kuralları değişmez. Ama türbana bakıyoruz, 15-20 yıl önceki ile bugünkü aynı değil!”
Bu sözlerin neresini düzelteyim?
“Türban, klişeleşmiş bir örtü olarak Allah’ın emridir” diyen var sanki! Allah’ın emri olan; başın örtülmesi (saçların örtülmesi, boynun kapatılması)!.. İster türban ile olur, ister başörtü ile, ister başka şeyle.. Daha bunu bile öğrenmemiş bir savcının, saatlerce türban ile ilgili ahkâm kesmesi, gerçekten çok düşündürücü!
“Türban niye 15-20 yıldır var. Ondan önce Müslümanlık yok muydu? İslâm 1400 yıl önce gelmedi mi? Niye 20 yıldır türban var? Sonradan türbanla ilgili vahiy mi geldi yoksa” diye kara cahilliğini, biraz da pişkince ortaya koyan program yöneticisinin de, savcının tezatını ortaya koymasını bekleyemezdik zaten.. 
Tam üç dakika, bunları tekrar tekrar sordu programın yöneticisi.. Kimbilir belki de, Hz. Peygamber’in eşinin, kızının başının açık olduğunu mu zannediyordur!
Cehalet.. Körü körüne düşmanlık.. Akletmeme. Hepsi birleşince, böyle “1400 senelik İslâm dininde olmayan türban, son 20 yıldır nereden çıktı?” soruları çıkıyor ortaya.. Oysa miligram aklı olan, 1400 yıldır zaten Müslüman hanımların başlarını örttüğünü bilir, bu soruyu da sormazdı kimseye!
Biz dönelim savcımıza..
Savcımız diyor ki: “İslâm dini, sosyal ilişkileri de düzenler. Ama diğer dinlerde bu yok. Onun için laiklik uygulaması, bize özgü olmalı.”
Aman Ya Rabbi; Hıristiyanlık diye bildiği şey, nedir acaba sayın savcının? “Bir yanağına vurana, sol yanağını da çevir”, bir sosyal ilişkinin düzenlenmesi değil midir? “Boşanmayacaksınız” emri, sosyal ilişkinin de ötesinde, hukukî ilişki değil midir? Neyini sayayım ben binlerce örneğin?
Zaten programda, kendisine soruldu; “Bush, İncil’e yemin ediyor. Nasıl laiklik bu? Bizde Kur’an-ı Kerim’e yemin edilmeye kalkışılsa neler olur?”
Savcının cevabını mı merak ediyorsunuz?
Hiç merak etmeyin canım, “kem küm..”
Niye cevap vermiyorsun, veremiyorsun? Hani sosyal ilişkileri düzenlemiyordu Hıristiyanlık?
Devamında sorulan, “Laik devlette, dini bayramlar tatil olur mu?” sorusuna da cevap veremiyor.. Dini bayram günlerinin, aslında dini bayram olarak değil, milletin ortak bir günü olarak tatil olduğunu ileri sürüyor. Peki “Yılbaşı niye tatil. Bizimle ne ilgisi var ki?” denilince, yine cevap yok tabii ki!
“Birisi; bizim ortak günümüz Cuma..Cuma günü tatil olsun dese, ne yapacağız?” sorusuna da “olmaz” deyince savcımız, “Hıristiyanların Pazar’ı, Musevilerin Cumartesi’si niye tatil?” sorusu geliyor.. Yine cevap yok savcımızda! Tezatlar içinde, nasıl bir çıkış yolu bulabileceğini bir türlü kestiremiyor.
O soruları cevaplayamayan savcımız, konu türban olunca kendinden emin, tartışmaya son noktayı koyuyor: “Türban yasağını kaldıramazsınız”.  Tıpkı bir CHP milletvekili gibi.. İşçi Partili bir yönetici gibi.. 
Oysa, bir atanmış, millete, “Siz bunu yapamazsınız” diye dayatmada nasıl bulunabilir?
Bunu söylemeye, nasıl cesaret edebilir?
Çok da akıllı sanıyorlar kendilerini:“Anayasa’daki laiklik ilkesi değiştirilemez. Anayasa Mahkemesi, değiştirilemez bu ilkeyi yorumlarken, türbanın yasak olduğunu belirtti. Laiklik değiştirilemeyeceği gibi, yorumu da değiştirilemez. Dolayısı ile türban yasağı da kaldırılamaz.”
Sevsinler sizin yorumunuzu!
Çok basit bir soru size: “Anayasa Mahkemesi, yarın bir karar verse ve, ‘Başı açık olarak üniversiteye gitmek laikliğe aykırıdır’ yorumu yapsa, siz o takdirde de ‘Baş açma yasağı kaldırılamaz’ diyecek misiniz?”
Samimi söyleyin, der misiniz?
Demezsiniz değil mi?  Dünyayı yıkar, yine o kararı uygulatmazsınız.
Şimdiki yorum ise, işinize geliyor..
“Atatürk’ün sözünü Anayasa’dan nasıl çıkarırsınız” diye AKParti’yi suçluyorsunuz ama, Atatürk’ün öngörmediği, kaale bile almadığı Anayasa Mahkemesi’ni, Atatürk’ün “hakimiyet milletindir” diyerek kutsadığı millete tercih ediyorsunuz. “Milletin dediği olmaz, Anayasa Mahkemesi’nin dediği olur” diyorsunuz!
Peki nasıl Atatürkçülük bu?
Görünen o ki; başsavcısı ile, savcısı ile.. Yargı, sol düşüncenin elindedir. AdaletBakanı’na düşen görev de, yargı mensuplarının, politik konuşmalarını engellemektir.
Yasama işlevine merak salan, istifasını verir, aday olur seçilirse, merakını giderir.. Aday olmaya gücü yetmeyenlerin, aday olup seçilemeyenlerin, seçilenlere akıl vermeye ne hakları vardır, ne de yetkileri!..


Bu yazı 717 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Anlayana sivri sinek anlamayan davul zurna sinek ee..
    • 16 Ağustos 2008 Maliye Bakanlığı cevap verdi, ya diğerleri?
    • 14 Ağustos 2008 Fikret Bila, namazdan niye rahatsız oluyor?
    • 14 Temmuz 2008 Onların gücü, bizim ‘dik duruş’ eksikliğimizden!
    • 12 Temmuz 2008 Yasakçı Tuğcu, böyle saçmaladı!
    • 5 Temmuz 2008 Ergenekon’da öyle, AK Parti’yi kapatmada böyle!
    • 28 Haziran 2008 RTÜK bile uyursa, Anayasa Mahkemesi ne yapacak ki?
    • 27 Haziran 2008 “Bedevi”nin arkasındaki gerçek!
    • 21 Haziran 2008 Doğan saldırılarının arkasında ne var?
    • 13 Haziran 2008 Bak sen, şu ANKA kuşuna!
    • 12 Haziran 2008 “Sı-nır-lı-dır” ne demek, izah etseniz ya!
    • 1 Haziran 2008 50 yıllık gazeteciden(!) gazete düşmanlığı!
    • 28 Mayıs 2008 ‘Kapatma kararı’ndan daha vahim olan..
    • 25 Mayıs 2008 Tartışma örtü yasağıysa, MHP’nin safı neresi?
    • 24 Mayıs 2008 Yargıtay, kapatılmamaya “heves”’ dedi!
    • 21 Mayıs 2008 CHP % 95, AK Parti % 4.. Normal mi bu?
    • 19 Mayıs 2008 ‘Köşeler babamızın malı mı?’dan ‘gazeteler babamızın çiftliği’ne!
    • 14 Mayıs 2008 Bir dönem, emekliliklerle kapanıyor!
    • 10 Mayıs 2008 Hataların sebebi, yargıya baskı mı?
    • 10 Mayıs 2008 Hataların sebebi, yargıya baskı mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,025 µs