En Sıcak Konular

Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete

Mehmet Şevket Eygi
0 0 0000

Türkiye’yi Tehdit Eden Büyük Kopukluk



OTOMOBİLDE şoförle yarenlik ediyoruz. Eşi başörtülü olduğu için öğretmenlik mesleğini icra edemiyormuş. Mecburen bir markette kasadarlık yapıyormuş. Bir gün şöyle bir vak’a olmuş. Müşterilerden biri alacaklarını almış, kasada başörtülü hanımı görünce marketin idarecisine gitmiş, “Lütfen benim için ayrı bir kasa açınız” demiş.

İdareci: “Efendim bakınız burada açık bir kasa var, hesabınızı orada ödeseniz...

- Hayır demiş, o türbanlı kadın ile muhatap olmak istemiyorum...

Müşterinin isteğini yerine getirmişler...

ikinci vak’a:

Biri açık, biri kapalı ve 40 yıldan beri yakın dost olan iki hanım bozuştular ve darıldılar. Aralarından su sızmayan, birbirlerine kardeşten daha yakın olan bu gün görmüş, tecrübeli, birikimli iki hanım niçin bozuştu? Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini hazm edemeyen açık hanım bir tartışma sonunda ipleri kopardı...

Üçüncü vak’a: Bundan dört sene kadar önce dostlarımdan biri, başı örtülü hanımı ile Kadıköy taraflarında lüks beyaz eşya satan büyük bir markete gitmiş. Eşyalara bakıyorlar, dolaşıyorlar... Çağdaş bir hanım grubu, duyuracak şekilde:

- Şunlara bakın, palazlandılar da böyle yerlere gelmeye başladılar... şeklinde kin, nefret, aşağılama kokan laflar etmişler.

Üç örnek verdim. Bunlar hayal mahsulü değildir, yaşanmış, olmuş hadiselerdir.

Maalesef toplumumuzda büyük bir kopukluk, kırıklık olmuştur.

Her ülkenin halkı arasında farklılıklar, başkalıklar çeşitlilik olabilir. Dünyada çoğulcu yapıya sahip büyük küçük hayli ülke bulunmaktadır.

Hindistan, çoğulculuk bakımından Babil Kulesi gibidir.

Lübnan’da, eski Osmanlı tabiriyle bir çok “millet” bulunmaktadır.

Mısır’da Müslümanlar ve Kıbtîler vardır.

Büyük Britanya’da ingilizler, İskoçlar, Galler yaşar.

Bir memlekette birlikte yaşayan çeşitli unsurlar arasında mutlaka toplumsal barış, sosyal uzlaşma, içtimaî mukavele olması gerekir. Aksi takdirde krizler patlak verir, huzur bozulur ve toplum yapısı çürür.

Türkiye’de yaşayan çeşitli kesimlerin birbirlerini düşman olarak görmemeleri gerekir.

Bu konuda dindar kesimin ve çağdaş kesimin çobanlarına, önderlerine, sözü dinlenir büyüklerine büyük vazifeler düşmektedir.

Türkiyelilerin birbirine düşman olmaması için gereken her şey yapılmalıdır.

Halk kesimlerini kin ve nefrete düşürecek beyanlardan, kışkırtmalardan uzak durulmalıdır.

Tenkitler yine olsun, hatta şiddetli bir şekilde bile olsun. Lakin savaş tamtamları çalınmasın, düşmanlık tohumları ekilmesin.

1930’lu yılların sonlarında İspanya halkı ikiye ayrılmış, tarihî devamlılık taraftarlarıyla Marksist ve solcu cumhuriyetçiler birbirine düşman olmuştu. Sonunda iç savaş çıktı, İspanya yandı yıkıldı, hayli İspanyol öldü, perişan oldu. Cumhuriyetçiler 8 bin Katolik papazı katlettiler.

Çağdaş, ilerici, dinden uzaklaşmış kesim; çoğunluğu oluşturan Müslümanların temel haklarını, bu arada giyim, kuşam, başörtüsü hak ve hürriyetlerini kabul etmeli ve onlara bu konuda garanti vermelidir.

Müslümanlar da, çağdaşların haklarını tanımalı, garanti vermelidir.

Merhum Turgut Özal zamanında bu derece kopukluk, düşmanlık, kin yoktu.

Türkiye’de dindarlık da, başörtüsü de bir realitedir, bir olgudur... Açıklık, çağdaşlık da öyledir. Bunları olduğu gibi görmemiz icap eder.

Milyonlarca Müslüman kadın ve kızı açmak mümkün olmadığı gibi, milyonlarca açığı da kapatmak mümkün değildir. En doğrusu gerçek bir barış ve çeşitlilik içinde birlikte yaşamak havası sağlamaktır.

Zorlama olmamak şartıyla açıklar herkesi açmaya çalışsınlar, bu yolda propaganda yapsınlar

Müslümanların da, zorlama yapmamak, şiddete kaçmamak şartıyla tesettür için çalışmaya, herkesi örtmek için propaganda yapmaya hakları olmalıdır.

Zorlama ne demektir? Bu kelime ve kavram anca kanun ile, hukuk ile tarif edilebilir, sınırlandırılabilir.

Çağdaşlar açıklık saçıklık için çalışabilecek, Müslümanların tesettür konusunda onlar kadar hakları, imkanları, fırsatları olmayacak... Böyle bir şey eşitliğe, insan haklarına uymaz.

Toplum baskısı denilen şey hukuka ve kanunlara aykırı değildir. Toplum baskısı sadece Müslüman dünyasında değil, her yerde vardır. Amerika’nın Utah eyaletinde, hele oranın başşehri Salt Lake City’de Mormon dininin baskısı her yerde görülür ve hissedilir. Salt Lake City’de yaşıyorsanız bu baskıyı bir realite olarak kabul edeceksiniz ve isteseniz de istemeseniz de buna maruz kalacaksınız.

Kudüs’ün sofu Yahudilerin yaşadığı mahallelerinde onların baskısı vardır.

Koyu Müslümanlık olan bölgelerde, şehirlerde, mahallelerde yaşayan kimseler oralardaki havaya uyum sağlamak zorundadır.

Şiddet olmadıkça, maddî zorlama olmadıkça, hukuk diliyle ikrah ve cebir olmadıkça bu baskılar ahlâka, hukuka, kanuna, insan haklarına aykırı sayılmaz.

Son otuz yılda Müslümanlar çok acı tecrübeler yaşadılar ve törpülendiler. Daha yumuşak, daha toleranslı, daha tahammüllü hareket ediyorlar. Daha geçenlerde Orhan Pamuk bile “Müslümanların daha demokrat” olduklarını itiraf etti. Çağdaş cephede bu kadar yumuşaklık, tahammül, hazım yok. Onların bir kısmı şahin, dediğim dedik zihniyetli. Gerçekçi olmaları ve mutlaka yumuşamaları, hoşgörü sahibi olmaları gerekir.

İspanya iç savaşının İspanya’ya ve İspanyollara hiçbir faydası olmadı...

Aynı ülkede yaşıyoruz, aynı gemide yolculuk yapıyoruz. Birbirimizi sevmemiz, anlamamız gerekir. Sevemiyorsak bari düşmanlık etmeyelim.

Bütün Bunların 2 Rekât Namaz Kadar Önemi Yoktur

TÜRKİYE’deki bütün dedikoduların, zevzekliklerin, gelip geçici şeylerin iki rekat namaz kadar değeri yoktur. Yahut aç bir vatandaşa yedirilen ucuz bir yemek kadar. Toplumumuz, yazık ki, gırtlağına kadar, iliğine kadar dedikoduya batmıştır. Haysiyetli gazete, dergi ve TV’leri tenzih ederek söylüyorum, bir kısım medyamız dedikodu fabrikası haline gelmiştir. Şu gazeteye bakınız: İşi gücü, asıl misyonu dedikodu üretmek, fitne fesat çıkartmak, ülkenin gerçek gündemini unutturup uyduruk ve düzmece bir gündem peşinde koşturmaktır.

Halk yığınları dedikodu mübtelası edilmiştir.

Bazı gazete ve TV’ler, yayınlanmaya bile değmeyecek haberleri manşetten veriyor.

Kapalı kapılar ardında ısmarlama senaryolar yazılıyor ve bunlar sahneye konuluyor.

Ünlü birini konuşturuyorlar. Ona bir şeyler söyletmek için bir sürü kasıtlı sorular... Teyp bandındaki kayıtlar çözülüyor. Yazının içinden cımbızla bir iki cümle seçiliyor. Bunlar çarpıtılarak manşet yapılıyor... Böyle gazetecilik olur mu?

Bizde maalesef İngiltere’deki The Times, The Independent gibi ağır, ciddî, sorumlu, elden geldiği kadar objektif yayın yapan gazeteler kurulamadı. Dıştan ciddî görünen nice yayın organı vaktiyle Sovyetler Birliği’ndeki Bezbojnik gazeteleri gibi çıkıyor, İslâm’a ve mukaddesata seviyesiz bir şekilde saldırıyor.

Bunca dedikoduyla, halkın bu dedikodu merakıyla, fesat ve tezvir gazeteleriyle, fitnevizyonlarla Türkiye nasıl baş edecek?

Bu yazı 969 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Hainler İstanbul’u Bu Hale Nasıl Getirdiler?
    • 16 Ağustos 2008 Ergenekon=Jakoben Laikçilik=Resmî İdeoloji
    • 14 Ağustos 2008 Şeriatî Hem Sünnîlik, Hem Şiîlik Açısından Bozuktur
    • 30 Temmuz 2008 Yakın Tarihimize Işık Tutan Büyük Ve Engin Bir Kitap: Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları
    • 29 Temmuz 2008 Modern Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler
    • 28 Temmuz 2008 Din Büyüklerinin ve Müslümanların Dikkatlerine 12 Maddelik Islah Projesi
    • 24 Temmuz 2008 Ezana Saygısızlık
    • 21 Temmuz 2008 Hırsızlıkla Namaz Bir Arada Olmaz
    • 18 Temmuz 2008 Darbe Şakşakçılığı Yapanlar Dilerim Beladan Belaya Uğrasınlar
    • 17 Temmuz 2008 Türkiye Halkı Aptal ve Salak mıdır?
    • 16 Temmuz 2008 İsim Vermeden Anonim Tenkitler ve Uyarılar Yapmaya Devam Edeceğim
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 14 Temmuz 2008 Müslüman Türkiye’de İslâm Devleti İstenemez
    • 12 Temmuz 2008 İslami tevhid eğitimi
    • 11 Temmuz 2008 Hakkın ve Halkın Hizmetinde Cumhuriyet
    • 10 Temmuz 2008 Yapılabilecekler ve Yapılması Gerekenler Yapılmıyor
    • 8 Temmuz 2008 Ordu ve Din...
    • 5 Temmuz 2008 Baylar Bayanlar Boşuna Protesto Etmeyin Oyun Kuralına Göre Oynanmaktadır
    • 4 Temmuz 2008 Hep Sivas Faciasından Bahs Edip, Başbağlar Katliamından Hiç Bahs Etmemek Zulümdür
    • 3 Temmuz 2008 Fitne Fesat Saçan Gazete

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,153 µs