En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Papaz yeminiyle işe başlayan bir Başbakan ve de laik ‘rituel’ler..



(Bazılarının gelişigüzel veya severek kullandığı gibi Başkan değil) Amerikan Başkanı Bush, ‘Her ne yapıyorsam, Tanrı’nın benden istedikleridir..’ diye fiillerini inanca dayandırırken.. 
 
 Şimdi de, ‘İncil’de haber verilen Yecuc- Mecuc’ler (Gog ve Magog’lar) Ortadoğu’da harekete geçti!’ dediğini, fr. teoloji profesörü Thomas Römer açıkladı.. Buna göre Bush, Irak’a saldırmadan birkaç hafta önce, Fransa eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a, ‘Bu duruma göre, bana yardım et..’ demiş.. Bunun üzerine, Chirac da, konuyu uzmanına, hristiyan ulemasına sormuş, Lozan Üniversitesi’nde İncil uzmanı Thomas Römer’den bu konuda bilgi istemiş ve hazırladığı rapor da Bush’a gönderilmiş.. Hatırlanacağı üzere, Bush, Haziran-2003’te, yani Irak’ı işgalinden dört ay sonra Mısır’ın Şarm el-Şeyh beldesinde Filistin heyetiyle görüşürken, ‘Tanrı bana ‘George, git Afganistan’daki teröristlerle savaş’ dedi, gittim savaştım. ‘George, git, Irak’taki despotluğu bitir’ dedi, bitirdim. Şimdi bana Tanrı’nın ‘Git, Filistinlilerin devlet kurmasını sağla, İsraillileri güvenliğe kavuştur, Ortadoğu’ya barış getir!’ dediğini hissediyorum. Tanrı’nın izniyle bunları da yapacağım...’ demiş ve bazı hristiyan din adamları ‘Bush’un kendini Mesih zannettiği’ yönünde yorumlar yapmıştı..
Bir diğer tablo.. Yunanistan’da Başbakan Kostas Karamanlis, oy kaybına rağmen, 300 sandalyelik Yunan Meclisi’nde, 152 sandalye kazanarak, iktidarını kılpayı korudu ve piskoposların huzurunda ettiği yeminle Başbakanlığı’nın yeni dönemine başladı.. Bizi asıl düşündürmesi gereken konu, bu.. Aynı manzarayı, Güney Kıbrıs’da da görüyoruz..
Bunları illâ bizde de, ‘hocalar huzurunda yemin edilerek başlanılsın böyle vazifelere..’ demek için söylemiyorum. Çünkü her şeyden önce İslâm’da öyle bir ruhban sınıfı kurum yok..
Dikkat edilmesi gereken nokta, başka olsa gerek..
Etrafımızda, halkının büyük ekseriyeti Müslüman olmayan komşularımıza da bakalım..
Eskiden, 1920’lerden 1990’lara kadar bir komünist Sovyet Rusya vardı, ‘din’ anlayış ve kurumuyla savaşan.. Komünizmin inkırazıyla o da son buldu.. Şimdi kuzeyimizdeki Rusya, Ortodoks Kilisesinin tarihî- manevî liderliğinde ilerliyor.. Sovyet hâkimiyetinden çıkıp bağımsız ülkelere dönüşen ve halkları hristiyan olan öteki ülkelerin, Ukrayna, Moldavi, Romanya, Bulgaristan ve Doğu’daki Gürcistan ile Ermenistan‘ın durumu da öyle..
Hele Ermenistan.. Bütün sosyo-politik hayatını, Ermeni Kilisesi’nin önderliğinde şekillendiriyor.. 2,5 milyonluk bir yoksul Ermenistan, 7,5 milyonluk ve maddî açıdan giderek daha bir petrol zenginine dönüşmekte olan Azerbaycan topraklarının yüzde 25’ini, dörtte birini, 15 yıldır işgali altında tutabilmekte ve Haydar/ İlham Aliev’lerin katı laik saltanatı, bu durumu fiilî olarak kabul etmiş gözükmekte.. Ve hâlâ İslâm’la savaşması temel mes’elesi..
Bir de komşularımızdan, halkı Müslüman olan ülkelere bakalım.. Sosyo-politik hayatı, 30 yıla yakın zamandır, halkının inancıyla barışık bir İran müstesnâ, Irak ve Suriye de, tıpkı Türkiye gibi, temel sosyo-politik sistemi ve aslî kurum ve yönetim merkezlerindeki -hele de atanmış- kadroları, kendi halklarının inanç sistemine bigane kalmanın ötesinde, onu bir de kendileri için en büyük tehdid olarak görüyorlar.
Çünkü bu ülkeler, I. Dünya Savaşı’nın galibi olan emperyalizmin kendilerine zoraki giydirdiği ‘deli gömleği’ni bir türlü çıkaramıyorlar.. Bu ülkelerin yönetim mekanizmalarının hele de gizli iktidar odaklarında çöreklenen kadrolar, bir ‘harâmîler çetesi’, bir ‘mütegallibe/ zorbalar zümresi’ olarak, iktidarlarını sürdürmek için, her entrikayı mübah görüyorlar..
Songünlerde, Türkiye’yi yeniden germeye çalışanların, adetâ bir ‘din bağlılığı’ bağnazlığı içinde, en katı totaliter bir ateizm olarak algıladıklarını ortaya koydukları ‘laiklik’ lafına tutunup, bütün bir Müslüman halkı, ellerine aldıkları ‘resmî ideoloji ikonu’nun ismi ve resmi ile sindirerek, kendi 80 yıllık dayatma ve saltanatlarını korumaya çalışıyorlar..
Bu durumun temelleri, Ortadoğu’da 1920’lerde gerçekleşen emperyalist istilâya dayanır.. Dikkat edilirse, Türkiye içindeki bu azlık iktidarının, medyatik bir ‘mahalle baskıcılığı’na dönüşen despotik anlayışın, emperyalizmin başkentlerinde de destek görmesi, bunun için..
YÖK Başkanı Teziç, ‘türban yüzünden bu zamana kadar iki parti kapandı’ derken, dayanağı gerçekte hukuk filan değil, o emperyalist odaklardır. Ve de bir general, sırf, başörtülü eşine selâm vaziyetinde olmamak için Cumhurbaşkanı’nı karşılama protokolündeki yerini terk ediyor, görülmemiş bir kabalıkla.. Bunu o generale, kendi astlarından birisi yapsaydı, en hafifinden ve hemen, 30 günlük ‘oda hapsi’ ile cezalandırırdı.
Cezayir’i hatırlayalım.. Halkın, 1992 başında, yüzde 85 destekle seçtiği İslâmî Selamet Cebhesi’ni devirip, ülkeyi bir kan gölüne çeviren diktatör generallerin Batı dünyasınca nasıl alkışladığını, ‘demokrasiyi kurtarmak için, gerekirse diktatörlük de gerekebilir..’ diye yüksek ‘felsefî‘ yorumlara başvurdukları hatırlanmalıdır.. Ve o laik generallerin desteklenmesi için, laik TC.’nin de, hem de o gün içinde bulunduğu elverişsiz ekonomik şartlara rağmen, karşılıksız olarak 100 milyon dolar verdiği de.. Önceleri özgürlükçü sayılan Prof. Mümtaz Soysal gibi birisinin bile Cezayir’e gidip generallere akıl vermesi ve dönüşünde, ‘Ama, orada laiklerin korkusunu hiç düşünmüyorsunuz..’ kabilinden sözler ettiği de keza..
Şimdi, aynı oyunu Türkiye’de yeniden oynamak isteyenlerin olduğu, son günlerdeki laik goygoycuların tuttukları tempodan da anlaşılabilir..
Yeni bir ‘28 Şubat’ zorbalığı denemesi.. ‘22 Temmuz’un rövanşını almak, ülkeyi ve halkı cezalandırmak için mukabil bir hücum denemesi..
Amerikan emperyalizmi, ‘28 Nisan muhtıra teşebbüsü’ sonrasında, ‘Türkiye içindeki gelişmeler iç hukuk kurallarına uygun ise, bizim bir itirazımız olamaz..’ dememiş miydi?
Ve Türkiye’deki bütün askerî darbelerin, zorbalıkların, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine göre, ‘Cumhuriyet’i korumak’ adına tezgahlandığı ve uygulandığı bilinmiyor mu?
Ama, seçimden önce vaad olunan bir anayasa değişikliğine gösterilen bu tepkiye karşı, halk kitlelerinin tepkisinin de aynı kararlılıkla gelişeceği unutulmamalı..
Bugün, kemalist-laikler, korku ve vehimlerinden yeni bir heyula, öcü yontma çabası içinde.. buna karşı, milletçe seçilenler de, milletin haysiyet, hâkimiyetinin ve emanetinin korunması için, gerekirse, bedel ödemek kararlılığında olduklarını göstermelidirler.. Ama, bunu millet de göze almalıdır, sadece seçilenler değil.. Yoksa, zorbalara boyun eğmenin sonu gelmez! 
 


Bu yazı 811 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,401 µs