En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Örtü, ‘mahrûmiyet’ değil, ‘masûniyet’tir; hele de bu ‘kültür çıplaklığı’nda.



(Kanûnen başkomutanları da olan) Cumhurbaşkanı Gül’ün hanımının örtüsüne ‘selâm durmuş’ durumuna düşmemek için, Lefkoşe’de sergilenen akıl almaz ve de beslenen kinin sırıttığı protokol uygulamalarını bir ‘psikolojik savaş’ın stratejisi hassasiyeti içinde geliştiren bazı subayların ruh hallerinin fotoğrafları bir daha çekildi, Gül’ün son Kıbrıs gezisinde.. Ve asker oğullarını çatışmalara kurban vermiş olan başörtülü anaların elini öpme tavırlarının da mahiyeti.. Tabiatiyle, burada bir ikiyüzlülük sözkonusu değil, psikolojik savaşın gereği!! 
 
 Dünya nelerle meşgul ve onlar ülke savunması adına, nelerle meşguller; aman Allah’ım!. Ama, onlar ne yaparlarsa yapsınlar, biz onların eşlerine saygısızlık yapmıyacağız, çünkü inancımızın gereği, bu.. Ve bu, ne bir savaş taktiği, ne de ikiyüzlülük; bizim tabiî halimiz!..

‘Taife-i Laicus’, tahakküm ettikleri kitlelere ‘örtünme hürriyetini veremiyecekleri’ne, ‘mahalle baskısı’ gibi hayâlî korkuları dayanak yaparken, bu lafı ortaya atan Prof. Şerif Mardin üzerine düşeni yapmıyor; ‘Denenmeden, bir vehimle böyle bir sosyolojik olgudan sözedilemez..’ gibi bir izah getirme ihtiyacı bile duymuyor; kuyuya attığı bir taşın kolay kolay çıkarılamıyacağının zevkını yaşıyor, adetâ...

Şurası unutulmamalıdır ki, örtünme, hayalî baskılar üzerine katlanılan bir mahrumiyet değil, ‘kadın’ın korunması için sürekli bir masûniyet/ dokunulmazlık fonksiyonu görmektedir..

Bir ünlü sosyolog hanım 12 yıl önce sosyolojik araştırma ve gözlemler için gittiği Tahran’da bazı tesbit, gözlem ve intibalarını anlatırken şöyle demişti, bir müslümana: ‘Akşam olunca, otelimde doyasıya tv. seyrediyorum.. Çünkü, kadın bedeninin ticaret veya zevk metaı olarak kullanılmadığı, insanı kadınlığından utandırmayan programlar bunlar, zevkle seyrediyorum’

Dün de Milliyet’te, (hiçbir dine inanmadığını da bilhassa belirten) Ece Temelkuran benzer bir gizli feryadı yükseltiyordu. Temelkuran şöyle diyordu:

‘…Başörtüsü, benim fikrimce, bu ülke kadınlarının cumhuriyetin ilanından sonra ortada bırakılışlarına verdikleri bir cevaptır. Hattâ kendi cinslerini, cinsel kimliklerini korumak için verdikleri içgüdüsel bir cevaptır. Çünkü cumhuriyet, kadını toplumsal hayata katabilmenin tek yolunu onu cinsiyetsizleştirmekte bulmuştur. Kadını, ‘cinsiyetsizlik’ örtüsüyle (…) toplumsal hayata girmeye teşvik etmiştir.
Kadın olarak toplumsal hayatın içinde var olmak ise hâlâ, bugün bile tehlikelidir. İşyerinde tacizler, sokakta sözlü saldırılar... Bu, devlet hukukuyla da işleyişiyle de kadını erkek egemen düzenin (…) ikiyüzlülüğüne karşı koruyamamıştır. (…) Bugün, bu kadar çağdaş elitimiz bile iş yerlerinde ‘genç güzel kadınları’ yumuşak yumuşak, ince ince taciz etmiyor mu? Bu ikilemlere hangi insanın benliği dayanır?
Örtü, ‘Ben kadınım ve bana zarar verirsen bir kadına değil, bir Müslümana saldırmış olursun’ zırhını verir insana. Cumhuriyetin devrimleri ve sonrasında o devrimlerin gündelik hayatta uygulanışı kadınlara erkek egemen düzene karşı sosyal veya hukukî olarak bu kadar güçlü bir zırh sağlayabildi mi? Cevabını bütün kadınlar bilir. (…) hiçbir dine inanmamama rağmen, itiraf edeyim ki, bu ikiyüzlü erkek dünyası içinde bazen ben bile kapanmak istiyorum. Türban takmak, çarşafa girmek değil, üstüme büyük bir nevresim çarşafı örtüp çıkmak istiyorum sokağa. Ve eminim işini gücünü yaparken binlerce tacize maruz kalan birçok kadın da böyle istiyordur.(…)’

Evet, ‘dinsiz’ olduğunu söyleyen bir hanım bile bu insanî feryadı yükseltiyor. ‘İslâm fıtrat dinidir!’ sözünün gerçeği, burada da bir daha karşımıza çıkıyor.. Evet, kadın kendini saldırılardan korumakta, örtüyü asırlar boyunca bir zırh olarak görmüştür. Bir ‘mahrûmiyet‘ vasıtası değil, bir ‘masûniyet’ (dokunulmazlık) zırhıdır, bir imtiyaz.. Kur’an da, ‘örtünme emri’ni, ‘iffetin korunmasında yardımcı olmak üzere’ hikmetine dayandırmaktadır.

S. Yalçın, Hürriyet’te, ‘Çarşaf Hititlerden kalmadır..’ diyordu, geçen hafta.. Konu, çarşaf değil, örtüdür.. Kolay ve ucuz örtünme vasıtası olduğu için çarşaf tercih edilmiş olabilir. Asıl görülmesi gereken, örtünün, bütün kitabî dinlerde olduğunu görmektir. Az-çok kültürleşme sürecine giren her toplum da çıplaklıktan uzaklaşmaya çalıştı, binlerce yıldan beri.. Çıplaklık da, ‘ilkellik, fısk’u fücur ve fesad simgesi’ sayıldı hemen bütün toplumlarda.. Bir antik yunan trajedyası olan Elektra’da da, 2500 yıl öncelerde, ‘..güzelliğini başkalarına peşkeş çekmek, toplumu ifsad etmek isteyenler’in lanetlendiği ilginç sahneler vardır.

Yani, bugün bir ‘çıplaklık kültürü’ yok; ama, bir ‘kültürel çıplaklık’ sözkonusu.. Ve bugünkü durum da, son yüzyılın getirdiği musibetlerle; özellikle de iki Dünya Savaşı’nda dinamitlenen ahlâkî değerlerin enkazı üzerinde meydana gelmiştir. Hele de Batı dünyası o savaş barbarlığının, vandalizmin şok darbeleri içinde bu hale gelmiştir.. Yoksa, 100 yıl öncesinde, bugünkü tablo tasavvur bile edilemiyordu..

Birkaç sene önce, Almanya’nın Marburg şehrinde, 1870’lere aid bir fotoğraf görmüştüm.. Fotoğrafta, bir kadın, halk tarafından kovalanıyor, taşlanıyordu.. Sebebi de, çıplak oluşu idi.. Çıplaklığı da, göründüğü kadarıyla, dizkapağına kadar çekilmiş bir etek giymesi idi; öyle bir resimaltı izahı da getirilmişti..

Elbette, örtüye, bu ‘masûniyet’ zırhına rağmen de, saldırılar yine olabilir.. Ama, en azından, azaltır o saldırıları.. Keza, fısk’u fücur ve fesad ihtimali her kılık içinde de boysalmak için fırsat kollayabilir.. Bu da tabiîdir.. (Geçen hafta, Sâmi Yûsuf’un İstanbul’daki konserine katılan bazı örtülü kızların bile, tv. ekranlarında, en cıvık edâlarla ‘Ayy, çok yakışıklı, ama yazık ki evliymiş..’ diyecek kadar mübtezelleştiklerini görmedik mi?)

Şimdi, Müslüman kitlelerin de kendilerine uygulanan bunca zulümlere bir tepki oluşturabileceği vehmiyle, ortalık velveleye verilmeye çalışılıyor.. Hattâ, birtakım manipulasyonlar bile tezgahlanabilir.. Bu gibi manipulasyonlara da dikkatli olmalı halkımız.. Toplumu tam da korkulara sürükleyecek şekilde bu gibi görüntülerle, birilerinin ekmeğine yağ sürmekten kaçınılmalı, itidal elden bırakılmamalıdır.. Toplumumuzu geçmişte, hangi tuzaklara hangi oyunlarla düşürdüklerini unutmamalıyız.. ‘Taife-i laicus’un tuzakları bitmez..

Geçenlerde, T. Ateş, ‘bazı hanımların bazı odaklardan verilen paralar karşılığı, çarşaf giydiklerini’ ve bunun Müslümanlık adına yapıldığını yazıyordu da, böyle bir şey varsa, bunu birtakım entrika odaklarının tezgahlayabileceğini düşünmüyordu.. Halbuki bu gibi tuzaklar yabancımız değil ve entrika gereği örtünenle, samimî örtünen arasındaki fark da anlaşılır..
 
 



Bu yazı 884 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,308 µs