En Sıcak Konular

Gülay Göktürk
Bugün

Gülay Göktürk
0 0 0000

Tek bir kişi bile...



Yıllar yılı ilmik ilmik ördüğüm, kendimce desenler koyduğum yaşam biçimim nasıl da kıytırık etkenlere bağlıymış meğer! Türbanlı kızlar üniversitelere başörtüsü ile girerlerse, adamın biri bir başkasına "Ramazanda utanmıyor musun fosur fosur sigara içmeye" diye söylenirse; bir başkası "çek şu otobüsü de bir namaz kılıvereyim" derse birdenbire hayatlarımızın üzerine kara çarşaf gibi kara bulutlar inecek, yaşam tarzımız güme gidecek!

İnsanlar alıştıkları gibi değil de başka türlü yaşamaya başlayacak. Türkiye'nin binlerce iç ve dış dinamik sonucu oluşan çehresi birdenbire değişecek! İnsanların yaşam tarzı tersyüz olacak. Birinci ihtimal, bu saçmalıkları fikir diye ileri sürebilenlerin iyi niyetli olmaları ve başörtülü kızlar üniversiteye girmeye başlarsa başörtüsüzleri kovacağından, başı açıkların baskı karşısında örtünmek zorunda kalacağından samimi olarak, ciddi ciddi endişe etmeleridir.

İyi de, bu ne vahim bir teslimiyet ruhudur böyle? Bu ne aczdir, ne zayıflıktır? 80 yıllık Cumhuriyete bu kadarcık mı güveniyorsunuz siz? Laiklik bu kadar mı köksüz bu ülkede?

Cumhuriyete ve laikliğe bu kadar bağlı olan sizler, bir avuç başörtülü kızın baskısını (!) görünce arkanıza bakmadan kaçacak mısınız? Yaşam tarzınızı korumak için parmağınızı kapırdatmayacak mısınız?

Eğer siz, "müslümanlığa karşı" görünme korkusuyla fanatik kesimden gelecek baskılara boyun eğmeyi baştan kabul ettiyseniz; "sana ne" deme özgürlüğünüzü bile kullanamayacak kadar sinmiş bir haldeyseniz, durumunuz gerçekten vahim demektir. Ama neyse ki, bu ülkede özgürlüklerini korumasını bilen, yaşam tarzına sahip çıkma cesaretine sahip on milyonlar var. Onlar Cumhuriyet mitinglerine gitmediler belki, laikliği de ağızlarına sakız etmediler. Ama gerektiğinde, o bir avuç fanatiğe "höt" demeyi ve laikliğin bekçiliğini yapmayı iyi bilirler.

Ayrıca, bu çağda hangi mahalle baskısı genel toplumsal baskıyla başedebilir? Mahalle baskısının etrafımızı kuşatan o koskoca global baskının yanında esamisi mi okunur?

Mahalle mi kaldı ki, baskısı olsun? Diyelim ki kaldı; öte mahallelinin eli armut mu topluyor?

Evet, mahalle kavgasıysa mahalle kavgası! Zaten demokratik mücadele başka ne ki? Kim söyledi sivil toplumun "kıpırtısız bir liman" olduğunu?

Sivil toplum içinde her çeşit eğilim, her çeşit fikir boy verecek ve kıyasıya mücadele edecektir. Toplum da böyle mücadeleler içinde "büyüyecek", olgunlaşacak ve demokratik "rüştünü" ispat edecektir. Bütün bunlarda korkulacak bir şey yok. Yeter ki her küçük dalaşmada birileri mahalle bekçisini çağırmaya koşmasın!

* * *

İkinci -ve asıl büyük- ihtimal; "mahalle baskısı" gibi devşirme laflarla halkı korkutmaya çalışanların kendi söylediklerine kendilerinin de inanmaması, asıl dertlerinin başka olmasıdır.

Son dönemde, bürokratik oligarşi lehine ve demokrasi aleyhine girdikleri bütün "savaş"ları kaybettiler. Demokratik ilerlemeyi durduramadılar. Şimdi, son bir çabayla özgürlükleri genişleten bir anayasanın önünü tıkamaya çalışıyorlar.

İşte, bunun için buldukları "son" çözüm de bu: Bu halk mürtecidir, irticacıları başımıza getirip duruyor, seçimden hiçbir zaman hayırlı bir şey çıkmıyor, sonunda halk eliyle din devleti kurulacak demek pek de kolay olmadığı için; "mahalle baskısı" diye bir kavrama sarıldılar dört elle. Neymiş; Ak Parti yönetimi değişmiş olabilirmiş, ona oy veren milyonlar da mürteci olmayabilirmiş. Ama fanatik bir tek kişi, koca bir ülkenin rejimini değiştirecek bir yangının kıvılcımı olabilirmiş!

Ehh, böyle tek bir kişi her zaman ve her yerde ortaya çıkabileceğinden, demek ki bu ülkenin "güvenilmez" olmaktan kurtulmasının çaresi yok; dolayısıyla demokrasiyle yönetilmek gibi bir şansı da yok!

* * *

Bütün bu saçmalıklar demokrasiden öcü gibi korkanların "son çırpınışları"ndan başka bir şey değil.

Hayır, bu defa kimseyi korkutmayı başaramayacaklar. Bu halk öcü masallarına inanmak için artık fazlaca büyüdü.



Bu yazı 747 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Krizler ve sebep sonuç ilişkileri
    • 12 Temmuz 2008 Ergenekon Davasını bekleyen tehlikeler
    • 12 Haziran 2008 Cumhuriyet Çalışma Grubu
    • 28 Mayıs 2008 “Yalnız ve güzel ülkem”
    • 25 Mayıs 2008 Tam Gün Yasası 2
    • 21 Mayıs 2008 Tam Gün Yasası
    • 18 Mayıs 2008 Hukuk dersi
    • 14 Mayıs 2008 Kraliçe bilecek mi?
    • 9 Mayıs 2008 Patinaj ve bıkkınlık
    • 7 Mayıs 2008 "Dini ticarete alet etmek"
    • 30 Nisan 2008 Taksim neyin sembolüdür?
    • 25 Nisan 2008 “CHP'yi kurtarmak”
    • 23 Nisan 2008 Doğurun, ama bize güvenerek doğurmayın
    • 20 Nisan 2008 Hizmet yarışı olarak siyaset
    • 16 Nisan 2008 Vazoda büyüyenler
    • 9 Nisan 2008 “Kökü dışarda”
    • 30 Mart 2008 "Eğer kapatma davası açılırsa..."
    • 28 Mart 2008 Reform kuşa dönmesin
    • 26 Mart 2008 Meşru müdafaa
    • 19 Mart 2008 Asıl ihtimal Anayasa Mahkemesi’nin reddetmesidir

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,500 µs