En Sıcak Konular

Avni Özgürel
Radikal

Avni Özgürel
0 0 0000

Laiklik tehlikede mi?



Sinir düğümümüz, kadim tartışma konumuz yine gündemde. Laiklik! Tehlikede mi, değil mi? AKP Türkiye'yi adım adım ve adını açıkça koymaksızın şer'i kurallarla yönetilen bir ülke haline dönüştürmeye mi çalışıyor?
Bunlar ve daha pek çok soru.
Hemen ifade edeyim; laikliğe bir yönetim tekniği olmanın ötesinde 'kutsiyet' atfediyorsanız, bilin ki o anlayış yıkıldı. Unutmayın ki 2 bin yıllık devlet tarihimizin 1938 sonrası dilimi hariç böyle bir zihniyet hiç olmamıştı. Orta Asya asırlarından, yani Şaman, Budist inancını benimsediğimiz dönemden başlayın, İslam dinini kabul edişimizden bugüne gelin; Türk devletlerinin hiçbiri 'din devleti' değildir. Geçmişte siyasi liderliğin dini liderlikle birleşmiş olduğu dönemler için de geçerlidir bu... Eskileri bir tarafa bırakalım. Anadolu'da ne Selçuklu ne de Osmanlı gerçek anlamda 'İslam devleti' olarak nitelenemez. İster Selçuklu Devleti'ne hâkim olan zihniyetin kaynağı sayılan Nizamülmülk'ün 'Siyasetname'sini okuyun, ister dört asır Osmanlı idare anlayışının dayandırıldığı Fatih'in 'Kanunname'sini. Şeriat hükümlerine tabi olunsa Şeyhülislamlar, ulema saltanatı olurdu Osmanlı. Şer'i hükümler varken ayrıca ve kardeş katline cevaz vermesi bakımından İslam hukukuna uygunluğundan herhalde söz edilemeyecek kanunlar vaz etmeye ihtiyaç duymazdı.
Laiklik konusuna gelince, bu mevzuda Cumhuriyet'e kadar yarım asrı aşan tartışma süreci görmezlikten gelinemez. Din ve devlet işlerinin ayrılmasından söz eden ilk kişi Sultan Abdülziz'dir. 1 Nisan 1868'de ilk meclis sayılabilecek Şûrayı Devlet'i açış konuşmasında: 'Teşkilat-ı cedide (yeni teşkilatlanma) kuvve-i icraiyyenin (yürütmenin) kuvve-i adliye, diniyye ve teşriyyeden (yasamadan) tefriki (ayrılması) esasına müstenittir (dayanmaktadır)" der. Yargıçların ' la-yen-azil' yani görevden azledilemeyeceği hükmü onun dönemindedir; şer'i mahkemelerin sadece şeriatla ilgili konulardaki davalara bakabileceği düzenlemesi onun dönemindedir.
Keza Sultan Aziz'le aynı dönemde yaşamış, düşünce tarihimizin önemli isimlerinden Ali Suavi'nin; daha sonra 2. Abdülhamid'in Türkiye'ye davet ettiği Cemaleddin Afgani'nin önerisidir laiklik.
Atatürk bu süreci noktalayan, rejimin karakterini belirleyen adımı atan liderdir.
Onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir ama la-dini yani dinle alakasız olmadığını işaret eden de bizzat kendisidir. 1924'te Genelkurmay Başkanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı aynı gün aynı kanunla kurulmuştur. Elmalılı Hoca'ya BMM'nin verdiği Kur'an tefsiri görevi ile ilgili sözleşmeyi şekillendirirken tefsirin Ehli Sünnet inancına uygun Hanefi Fıkhı ve Maturidi itikadı doğrultusunda, yani Selçuklu ve Osmanlı geleneği üzerinde yapılması hükümlerini kaleme alan odur.
Velhasıl laiklik tabiri Batılıdır ama Türkiye'deki uygulama 'bizce'dir. Yani devletin dini hayattan elini çekmesi, dine kayıtsızlığı manasına gelmemiştir. Peki problem nerede derseniz, Atatürk sonrasında ama onun adı altında inşa edilen zihniyettir sıkıntının kaynağı.
İslam'la alakalı, İslami nitelikte ne varsa itiraz eden, bundan rahatsız olan düşüncenin, Türkiye'yi sürekli İslami tehdit altında görüp göstermesi ve İslamiyet'i sakınılması gereken bir inanç olarak sunmaya yeltenmesi, başka hususlar bir yana herhalde Cumhuriyet'e ve onun kurucusuna saygısızlıktır. Bir yandan Atatürk ve eserlerinden söz edip diğer yandan bunların her an yıkılabilecek zayıflıkta olduğuna inanmak, şayet siyasi muhalefet tarzı değilse marazi bir haldir.
Üzüntüyü mucip olan, bu iddianın ciddiyeti değil marazın bulaşıcı olmasıdır...
Anayasa tartışmalarını izlerken Cumhuriyet'e vücut veren iradenin hiç kimse ve güç tarafından yıkılamayacağının güveni içinde olun...



Bu yazı 1,259 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 18 Nisan 2010 Doğum gününde sevgiliyi hatırlamak...
    • 3 Ekim 2008 Gerçek gündem ve eğlence
    • 14 Ağustos 2008 Bir test, 2 bin ölü!
    • 30 Temmuz 2008 İddianamenin şifresi
    • 12 Temmuz 2008 Ordu ne düşünür?
    • 2 Temmuz 2008 AKP davası ve Ergenekon
    • 26 Haziran 2008 Travma!...
    • 21 Haziran 2008 Yeni dönemde Tayyip Erdoğan ve...
    • 12 Haziran 2008 Yargı kılıf işlevi görmeye başlarsa!..
    • 28 Mayıs 2008 Kritik dönemeç
    • 21 Mayıs 2008 Mahkeme nasıl kışkırtılır?
    • 14 Mayıs 2008 Sahtelik, devlet ve siyaset
    • 8 Mayıs 2008 Erdoğan’ın yol haritası
    • 30 Nisan 2008 CHP değişirse her şey değişir!..
    • 23 Nisan 2008 Laikliği masaya yatırmak!
    • 16 Nisan 2008 Perdeyi kaldırmak
    • 9 Nisan 2008 AKP nasıl kurtulmaz?
    • 2 Nisan 2008 Tayyip Erdoğan
    • 26 Mart 2008 Başımıza gelenler...
    • 19 Mart 2008 Siyasi tarihin ayıplı sayfaları

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,210 µs