En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Kaanûn-i Esasî, Teşkilat-ı Esâsiye Kaanunu, Anayasa ve de Babayasa..



Yeni anayasa çalışmaları yapılıyor.. Tahakkümleri için kanun adına oluşturdukları güç ve dayanaklarını yitirecekleri korkusuna kapılan ve kendilerini ‘elit’/ seçkinler ve toplumu yönetmek için özel olarak yaratılmış sananlar, panikte.. 
 
 Bazıları da, hayâl âleminde, olmayacak çapta değişikliklerin gerçekleşebileceği heyecanında..
Sistemin temelden değiştirilmesini hayâl etmemek gerekir.. Çünkü, bizim toplumumuz, kendilerini hukuk-üstü zanneden hukuk-dışı güçlerin tasallutundadır, hâlâ da.. Bu hukuk-dışı güçlerin tasallutunun kırılması, bu sistem içinde daha bir zordur.. Ki, onlar bile, kendi iktidar ve seçkinlik iddialarını korumak için askerî darbeler yapıp, kelleler kopararak netice almaktan meded umuyor ve sosyal hayatın düzenlemesini ona göre yapıyorlar. Bu bakımdan, o güç odakları, halkımızın isteklerine uygun bir sosyal yapının gerçekleştirilebilmesi için inkılab- devrim çapında sosyal hareketler olmadıkça, o egemen ve zorba güçler; değişimin engellenmesi, kırılması, yozlaştırılması için her tedbire başvuracaklardır..
Belki, iyileştirmeler yapılıp, ‘insan devlet içindir’ anlayışından, ‘devlet, insan içindir..’ anlayışına doğru biraz daha yaklaşılabilir.. İlerde de, yeni ihtiyaçlara ve sosyal hayatın güç dengelerine göre, yeni düzenlemelere gidilebilir. Ama, toplumu ve kurumları birbirine karşı getirecek’  en karmaşık ve uçuk yorumları hukuk adına  tezgâhlamayı kendisine en temel iş ve meşguliyet edindiği anlaşılan S. Kanadoğlu misali eski bir başsavcı, 1982-Anayasası’nın ‘Virgülüne bile dokunamazlar..’ diyerek yaptığı ‘laik kutsama’ çabalarına daha bir hız veriyorlar.. Ki, o, daha önce, süngüucu zorlamasıyla kabul ettirilmiş 1982-Anayasası’nı ‘kötü ve kendisinin kabul oyu vermediği bir anayasa’ olarak nitelemiş ve amma, ‘laik rejimi kurtarmak için, şimdi ona sığınmak zorunda kaldığını’  itiraf etmişti..
Bizde, seçimlerin ve halkın iradesinin yönetimdeki etkisinin 1923’den sonraki dönemde başladığı sanılır.. Çünkü, tarih o noktada adetâ sıfırlanmış ve takvim yeniden başlamış; önceki dönem, sadece suçlanmak için gündeme getirilmiştir, üççeyrek asır boyunca.. Kaldı ki, 1923-1950 arası ‘tekparti diktatörlüğü’nü, daha doğrusu, ‘parti-devlet’ dönemini hürr şekilde tartışmak, hâlâ da imkân dışıdır. Ancak, resmî tarihe göre övgüler serbesttir, yergiler değil..
Önceki saltanatın yerine isim değiştirilip, ‘Cumhûriyet’ adı verilerek ikame olunan yenisinin, hele de o ilk 27 yılının etkileri bugün hâlâ da bertaraf edilememiş olarak hayatımızdadır, ama, körpe dimağların şartlandırılması için, önceki dönemde kanun- manun diye bir şeyin olmadığı zannı sürekli tekrarlanılır.. Halbuki, hele de olumlu yönde, yoktu aslında birbirlerinden farkı..
Hürriyet’in Gen. Yy. Md. E. Özkök, zaman zaman, ‘biat’ kültüründen sözeder ve İslamî eğilimli medyayı bu kültürün etkisinde olmakla suçlar.. Halbuki, halkın iradesiyle seçilmiş olanların, hele de 1960 İhtilali’nden sonra, Meclis’e gelir gelmez, ‘kime, nasıl biat edecekleri’ne dair mecburî yemin metninin asıl biat olduğu görmezlikten gelinir.
Bizdeki ilk ‘Kaanûn-i Esâsî’nin ilan ediliş tarihi, 1876’dır.. O ‘Kaanun-u Esâsî’ye göre  oluşan ilk ‘Meclis-i Meb’usân’ ise, 1293 (1877-78)’de cereyan eden ve Rus ordularının Batı’da, bütün Balkanları aşıp, taaa İstanbul önlerine, Doğu’da ise, Kafkas’ları aşıp, taa Erzurum’a dayanmasıyla neticelenen ‘Osmanlı- Rus Savaşı’nın derin buhranları ve Balkanlar’dan İstanbul’a kaçışan milyonlarca insanın perişanlık ve acıları arasında açılmıştır.
Ama, ondan da önce, Avrupa’da bilinen ve Batı tarihinin asırlarını dolduran şekliyle müstebid sultanların, ‘tiran’ların olduğu bir yönetim mekanizmasından sözetmek yine kolay değildir. Nitekim, Prusya (Alman) ordusunun ünlü komutanlarından Moltke de, 1830’larda geldiği Osmanlı’yla ilgili değerlendirmelerinde de bu konu ilginç şekilde karşımıza çıkar. Moltke, ‘Türkiye Mektubları’ adıyla yayınlanan eserinde, ‘Osmanlı sisteminin, Avrupa’daki istibdad mânasında sayılamıyacağını, çünkü, sultanların kendilerini Kur’an’la bağlı hissettiklerini, sınırladıklarını, gerçekte bir ‘meşrutî’ (iktidarın şarta bağlanıp sınırlandırıldığı) bir sistem sayılabileceğini’ yazmaktaydı..
1876 Kaanun-i Esâsisi, ‘Osmanlı-Rus Savaşı’nın ortaya çıkardığı ağır şartlar dolayısiyle kısa süre sonra rafa kaldırılmış ve Sultan Abdulhamid, 33 yıl ülkeyi kendi iradesine göre yönetmişti.. Ki, Mehmed Âkif ve Said Nursî gibi isimler bile, Abdulhamid’in o yönetim şeklini ağır şekilde suçlamışlar ve Elmalılı Hamdi Efendi de, Abdulhamid’in tahttan indirilmesi, hal’ fetvasını veren ulemâdandı..
1908’de, II. Meşrutiyet’in ilanı ve Kaanun-i Esasî’nin yürürlüğe konulduğu açıklanmasına rağmen, ‘İttihad ve Terakkî Cemiyeti’ni / partisi etrafında odaklaşan ve saltanatı Padişah’la paylaşan, -sözde- münevver/ aydınlardan oluşan muhteris kadroların, sadece saltanat rejimine değil, bütün Müslümanlara da ne ağır bedeller ödettiğini tekrara gerek yok..
‘Cumhûriyet’ adı verilerek oluşturulan yeni rejimin anayasası ise, ‘Teşkilat-ı Esâsiye Kanunu’ adını ve 1924 tarihini taşıyordu.. Bu, belki de en sivil anayasa idi.. Ancak onun da, uygulaması yoktu.. Hele de, ‘Ebedî Şef’ ve ‘Millî Şef’ diye isimlendirilen ilk iki Şef’in  (Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet’in) 27 yıllık yönetimlerinde o anayasanın uygulanması sözkonusu değildir.. Çünkü, herşeyin en mükemmelini ‘Şef’in iradesi belirlerdi.. O anayasa, 1950-60 arası uygulandı, ama, o da ‘kemalist askerî darbe’yle toptan kaldırıldı. Asıl ironik durum ise, o anayasayı kaldıranların, Adnan Menderes ve arkadaşlarını ‘anayasayı ihlal ettikleri’ gerekçesiyle idâm ettirmeleriydi.. (Ki, dün, Menderes’in idâmının 46. yılıydı ve çoğu kimsenin umurunda bile değildi.. Halbuki, ‘aynı yanlışlar bir daha yapılmasın’ gerekçesi, idâmların infazındaki en güçlü dayanağı olarak gösteriliyor ve öyle olacağı sanılıyordu.) Anayasa veya kanun, her ne olursa olsun, onların uygulanması güçlü olanların yorumuna göre belirlenir; yani, halk diliyle, ‘babayasa’ kurallarına göre.. Ancak, güç, sadece silah gücü değildir, bazen silahı olmayan güçler de silah gücünü etkisi altına alır.. Halk iradesinin bir etkili güç olarak kullanılması da mümkündür.. Şimdi o denenmeye çalışılıyor, Türkiye’de..
Yani, yeni bir anayasa hazırlanıyor diye, fazla panikleme veya heyecanlanmaya gerek yok..
 


Bu yazı 856 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,842 µs