En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Asıl açıklama yapması gereken, Gen. Büyükanıt’tır!.



Türkiye kamuoyu, Gen. Büyükanıt’tan cevab bekliyor: Suriye üzerinden uçan siyonist İsrail savaş uçaklarına aid yakıt tanklarının Türkiye topraklarına düşmesine bile ses çıkarılmadı.. Dışişleri Bakanlığı bilgi istedi, İsrail’den, yani Amerika’dan.. 
 
 Ama, ‘çıtt’ çıkmadı, kaç gündür.. Bu işlerden asıl sorumlu olması gereken Büyükanıt’tan da, hiç haber yok.. Halbuki, laik medyanın ‘irtica’ soslu bir tezgahlaması olsaydı, görürdünüz hemen nasıl beyanlar verildiğini.. Şimdi ise, susuyor ve ilginçtir, en azından, Gen. Kur. Başkanı’nı çağırıp, ‘Nedir bu?’ diye sorması gereken Başbakan da susuyor!..
Ya, sormuyor/soramıyor; ya, soruyor, cevab alamıyor; veya soruyor da, verilecek cevab ve ortaya çıkan durum, kamuoyuna açıklanacak gibi değil..
Ama, siyonist İsrail rejimi başbakanı Olmert, ‘açıklanamayacak bazı operasyonlar yapıldığını söylüyor ve bunlara devam edileceğini’ bildiriyor. Ve biliyoruz ki, bu rejimle Türkiye arasında, o buhranlı ‘28 Şubat’ döneminde, Gen. Kur. 2. Başk. Org. Çevik Bir eliyle yapılan ve ‘Bir anlaşma değil, uzmanlık isteyen bir askerî protokol’ olduğu için, Meclis’in onamasına gerek yoktur..’ diye, Meclis’te görüşülmesi bile engellenmiş olan anlaşmaya göre, Türkiye hava sahası, baştan başa, İsrail rejiminin savaş uçaklarının ‘eğitim’ alanıdır. O ‘eğitim’lerin nasıl olduğu ise, İncirlik’ten ‘eğitim uçuşu’ diye gösterilerek kaldırılan yüzlerce Amerikan savaş uçağının Irak’ı ‘1991-Körfez Savaşı’nda nasıl vurduğundan bilinir. Keza, 1959’da, Sovyet Rusya üzerinde 20 bin metrede casusluk uçuşu yapan bir Amerikan uçağı düşürüldüğünde, bunun İncirlik’ten ve Türkiye’nin bilgisi olmadan kalktığı ortaya çıkınca, nelerin yaşandığı da hatırlanmalıdır..
Şimdi de, şu son Suriye-İsrail buhranında, Türkiye’nin ‘sıçrama tahtası’ olarak kullanıldığı ihtimali giderek artıyor.. Esasen, Türkiye ile İsrail rejimi arasında imzalanan askerî protokol denilen o anlaşmada, ‘İsrail savaş uçak veya gemileri bir yere saldırıp, Türkiye liman veya üslerine sığınır ve sonra da, saldırıya uğrayan taraf, Türkiye liman veya üslerine sığınan saldırgan güçleri takib için, o liman ve üslere saldırırsa, Türkiye bunu kendisine saldırılmış gibi sayacaktır..’ diye bir hüküm de bulunmaktadır. Yani, saldırganı destekle, saldırt, himaye et ve saldırgana karşılık verilmeye kalkışıldığında, ‘Bana saldırıyorsun..’ diye, o mukabelede bulunana savaş aç!..
Türkiye’nin, ‘28 Şubat’ zorbalık döneminin içerdeki cinayetlerinden ayrı olarak, dış ilişkiler açısından da karşılaştığı en büyük handikaplardan birisi de bu oldu..
Son buhran üzerine, Suriye Dışişleri Bakanı Muallim alel-acele Ankara’ya geliyor; muhakkak ki birtakım bilgi veya belgelerle.. Ve Dışişl. Bak. Babacan da, ‘olayın kabul edilemez olduğunu ve İsrail’den bir açıklama beklediğini’ söylüyor; ama, ses yok!
Londra’da arabca yayınlanan ‘Şarq-ul Awsat'ta ise, Büyükanıt'ın, ‘hava sahası ihlali ve yakıt tanklarının bırakılması mes’elesi’ni konuşmak üzere İsrail Gen. Kur. Başk. Gabi Aşkenazi'yi telefonla aradığı, ancak İsrail Gen. Kur. Başkanı’nın bunu reddettiği öne sürülüyordu.. Bu iddia, günlerdir yalanlanmadı, Genelkurmay’ca..
Hele, İsrail rejiminin etkili yayın organlarından Jerusalem Post’ta, 14 Eylûl günü çıkan bir haber-yorumda dile getirilenler.. O haber-yorumda: ‘İsrail ile Türk ordusunun ilişkilerinin çok iyi olduğu, İsrail uçaklarına uçuş izninin Türk ordusu tarafından verildiği, bu husustaki istihbarat alışverişinin AK Parti iktidarının bilgisi dışında yapıldığı’ öne sürüldü. (Yani, Hükûmet’ten kopuk, kendi başına buyruk bir askerî güç mü? Başbakan bu konuya açıklık kazandırmak zorundadır.. Kendisine bağlı olan bir gücün böyle bir durumuna göz yumulamaz. Ama, bu iddiaya en çok da Büyükanıt cevab vermelidir. Bu iddialar yalanlanmadıkça, yalan olduğu da şüpheli hâle gelecektir..)
Benzer ve hattâ daha ağır bir itham taşıyan bir yorum da, Kuveyt gazetesi ‘El’Ceride'de, ‘Türkiye'nin krizden önce, İsrail uçaklarının Suriye hedefleri konusunda Türk ordusundan, -Türk hükümetinin bilgisi dışında- enformasyon aldığı, Türk ordusunun Başbakan Erdoğan ile koordine içerisinde olmadığı, bu tür bilgilerin Türk ordusu tarafından politik kademelere aktarılmadığı’ şeklinde yazılıyordu..
Bu iddia doğru ise, gafletin ötesinde bir durum sözkonusudur..
Bu konuya âcilen cevab vermesi gerekenlerin başında, bizzat Büyükanıt gelmektedir. Çünkü ülkeyi savunmak vazifesi, güvenlik güçlerine ve asıl güvenlik gücü olan Ordu’ya aiddir..
Ve elbette bu noktada Başbakan Erdoğan da konuya açıklık getirmek zorundadır.. Ve eğer, konu açıklanamayacak derecede karmaşık bir iç-içelik durumu gösteriyorsa, en azından, o da, ‘konunun açıklanamayacak yönleri var..’ gibi bir açıklamayı gerektirir.. Halk onu anlar..
*‘Kemalist Öcalan’ ya da, ‘kemalist’lerin Öcalan’a muhtac oluşu..
Cumhurbaşkanı Gül’ün Güneydoğu gezisindeki sahnelerin Öcalan’ı küplere bindirdiği ve Kemalistlerin de Gül’ü ve Müslüman kürd halkını onun sözleriyle vurmaya ağırlık verdikleri anlaşılıyor.. Onbinlerin, ‘cumhurbaşkanıyla birlikte cuma namazı kıldıklarını, el sıkıştıklarını heyecanla anlatmaları, keza, bir kürd anasının, ‘Oğlum Cumhurbaşkanı gelmiştir..’ diye onu kucaklaması, Gül’ün halkının arasına, ‘çelik yelek giymeksizin girmesi’ basit bir gurur değil; halkın, kendi başkanına olan hasretini ve onda görmek istediği özellikleri de yansıtmaktadır.
Öcalan’ın -ve belki kendisini rehine tutanların da- dışarıya yansıttığı bildirilen son mesajında, ‘Gül'ün bölgeye gidişi Kürtlerin tasfiyesinin başlangıcıdır. AK Parti'nin arkasında uluslararası destek var. Öyle bizimle de görüşsün falan demekle olmaz. Siyaset yapılacaksa ilkeli siyaset olmalı, sizi tasfiye etmeye çalıştıkları gerçeğini görerek siyaset yapmalısınız. Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği gün beni tecride aldılar, bu tesadüf müdür?’ demesi ve o bildik irtica kartını oynamaya kalkışması ve AK Parti’yle, adı cinayetlere bulaştırılan bir grubun aynîleştirilmek istenmesi ve dahası, ‘M. Kemal Cumhuriyeti bitti, ılımlı İslâm Cumhuriyeti başladı....’ ‘AKP çok sistemli çalışıyor. Devletin bütün imkanlarını kullanarak Kürtlerin üzerine gidecekler. Baykal'ın kalelerini birer birer düşürdüler. Kürtlerin kalelerini de düşürürler..’ diye feryadları atması, gerçekten de düşündürücüdür..
Öcalan korkmakta haksız sayılmaz.... Müslüman kürd halkı da, ülkenin diğer yerlerindeki kardeşleri olan kitleler gibi daha bir uyanış içinde olduklarını son seçimlerde de göstermişlerdir. İnşallah bu gelişme devam edecektir. Ve, korkunun ecele faydası yoktur..SELAHADDİN ÇAKIRGİL
Asıl açıklama yapması gereken, Gen. Büyükanıt’tır!.
Türkiye kamuoyu, Gen. Büyükanıt’tan cevab bekliyor: Suriye üzerinden uçan siyonist İsrail savaş uçaklarına aid yakıt tanklarının Türkiye topraklarına düşmesine bile ses çıkarılmadı.. Dışişleri Bakanlığı bilgi istedi, İsrail’den, yani Amerika’dan.. Ama, ‘çıtt’ çıkmadı, kaç gündür.. Bu işlerden asıl sorumlu olması gereken Büyükanıt’tan da, hiç haber yok.. Halbuki, laik medyanın ‘irtica’ soslu bir tezgahlaması olsaydı, görürdünüz hemen nasıl beyanlar verildiğini.. Şimdi ise, susuyor ve ilginçtir, en azından, Gen. Kur. Başkanı’nı çağırıp, ‘Nedir bu?’ diye sorması gereken Başbakan da susuyor!..
Ya, sormuyor/soramıyor; ya, soruyor, cevab alamıyor; veya soruyor da, verilecek cevab ve ortaya çıkan durum, kamuoyuna açıklanacak gibi değil..
Ama, siyonist İsrail rejimi başbakanı Olmert, ‘açıklanamayacak bazı operasyonlar yapıldığını söylüyor ve bunlara devam edileceğini’ bildiriyor. Ve biliyoruz ki, bu rejimle Türkiye arasında, o buhranlı ‘28 Şubat’ döneminde, Gen. Kur. 2. Başk. Org. Çevik Bir eliyle yapılan ve ‘Bir anlaşma değil, uzmanlık isteyen bir askerî protokol’ olduğu için, Meclis’in onamasına gerek yoktur..’ diye, Meclis’te görüşülmesi bile engellenmiş olan anlaşmaya göre, Türkiye hava sahası, baştan başa, İsrail rejiminin savaş uçaklarının ‘eğitim’ alanıdır. O ‘eğitim’lerin nasıl olduğu ise, İncirlik’ten ‘eğitim uçuşu’ diye gösterilerek kaldırılan yüzlerce Amerikan savaş uçağının Irak’ı ‘1991-Körfez Savaşı’nda nasıl vurduğundan bilinir. Keza, 1959’da, Sovyet Rusya üzerinde 20 bin metrede casusluk uçuşu yapan bir Amerikan uçağı düşürüldüğünde, bunun İncirlik’ten ve Türkiye’nin bilgisi olmadan kalktığı ortaya çıkınca, nelerin yaşandığı da hatırlanmalıdır..
Şimdi de, şu son Suriye-İsrail buhranında, Türkiye’nin ‘sıçrama tahtası’ olarak kullanıldığı ihtimali giderek artıyor.. Esasen, Türkiye ile İsrail rejimi arasında imzalanan askerî protokol denilen o anlaşmada, ‘İsrail savaş uçak veya gemileri bir yere saldırıp, Türkiye liman veya üslerine sığınır ve sonra da, saldırıya uğrayan taraf, Türkiye liman veya üslerine sığınan saldırgan güçleri takib için, o liman ve üslere saldırırsa, Türkiye bunu kendisine saldırılmış gibi sayacaktır..’ diye bir hüküm de bulunmaktadır. Yani, saldırganı destekle, saldırt, himaye et ve saldırgana karşılık verilmeye kalkışıldığında, ‘Bana saldırıyorsun..’ diye, o mukabelede bulunana savaş aç!..
Türkiye’nin, ‘28 Şubat’ zorbalık döneminin içerdeki cinayetlerinden ayrı olarak, dış ilişkiler açısından da karşılaştığı en büyük handikaplardan birisi de bu oldu..
Son buhran üzerine, Suriye Dışişleri Bakanı Muallim alel-acele Ankara’ya geliyor; muhakkak ki birtakım bilgi veya belgelerle.. Ve Dışişl. Bak. Babacan da, ‘olayın kabul edilemez olduğunu ve İsrail’den bir açıklama beklediğini’ söylüyor; ama, ses yok!
Londra’da arabca yayınlanan ‘Şarq-ul Awsat'ta ise, Büyükanıt'ın, ‘hava sahası ihlali ve yakıt tanklarının bırakılması mes’elesi’ni konuşmak üzere İsrail Gen. Kur. Başk. Gabi Aşkenazi'yi telefonla aradığı, ancak İsrail Gen. Kur. Başkanı’nın bunu reddettiği öne sürülüyordu.. Bu iddia, günlerdir yalanlanmadı, Genelkurmay’ca..
Hele, İsrail rejiminin etkili yayın organlarından Jerusalem Post’ta, 14 Eylûl günü çıkan bir haber-yorumda dile getirilenler.. O haber-yorumda: ‘İsrail ile Türk ordusunun ilişkilerinin çok iyi olduğu, İsrail uçaklarına uçuş izninin Türk ordusu tarafından verildiği, bu husustaki istihbarat alışverişinin AK Parti iktidarının bilgisi dışında yapıldığı’ öne sürüldü. (Yani, Hükûmet’ten kopuk, kendi başına buyruk bir askerî güç mü? Başbakan bu konuya açıklık kazandırmak zorundadır.. Kendisine bağlı olan bir gücün böyle bir durumuna göz yumulamaz. Ama, bu iddiaya en çok da Büyükanıt cevab vermelidir. Bu iddialar yalanlanmadıkça, yalan olduğu da şüpheli hâle gelecektir..)
Benzer ve hattâ daha ağır bir itham taşıyan bir yorum da, Kuveyt gazetesi ‘El’Ceride'de, ‘Türkiye'nin krizden önce, İsrail uçaklarının Suriye hedefleri konusunda Türk ordusundan, -Türk hükümetinin bilgisi dışında- enformasyon aldığı, Türk ordusunun Başbakan Erdoğan ile koordine içerisinde olmadığı, bu tür bilgilerin Türk ordusu tarafından politik kademelere aktarılmadığı’ şeklinde yazılıyordu..
Bu iddia doğru ise, gafletin ötesinde bir durum sözkonusudur..
Bu konuya âcilen cevab vermesi gerekenlerin başında, bizzat Büyükanıt gelmektedir. Çünkü ülkeyi savunmak vazifesi, güvenlik güçlerine ve asıl güvenlik gücü olan Ordu’ya aiddir..
Ve elbette bu noktada Başbakan Erdoğan da konuya açıklık getirmek zorundadır.. Ve eğer, konu açıklanamayacak derecede karmaşık bir iç-içelik durumu gösteriyorsa, en azından, o da, ‘konunun açıklanamayacak yönleri var..’ gibi bir açıklamayı gerektirir.. Halk onu anlar..
*‘Kemalist Öcalan’ ya da, ‘kemalist’lerin Öcalan’a muhtac oluşu..
Cumhurbaşkanı Gül’ün Güneydoğu gezisindeki sahnelerin Öcalan’ı küplere bindirdiği ve Kemalistlerin de Gül’ü ve Müslüman kürd halkını onun sözleriyle vurmaya ağırlık verdikleri anlaşılıyor.. Onbinlerin, ‘cumhurbaşkanıyla birlikte cuma namazı kıldıklarını, el sıkıştıklarını heyecanla anlatmaları, keza, bir kürd anasının, ‘Oğlum Cumhurbaşkanı gelmiştir..’ diye onu kucaklaması, Gül’ün halkının arasına, ‘çelik yelek giymeksizin girmesi’ basit bir gurur değil; halkın, kendi başkanına olan hasretini ve onda görmek istediği özellikleri de yansıtmaktadır.
Öcalan’ın -ve belki kendisini rehine tutanların da- dışarıya yansıttığı bildirilen son mesajında, ‘Gül'ün bölgeye gidişi Kürtlerin tasfiyesinin başlangıcıdır. AK Parti'nin arkasında uluslararası destek var. Öyle bizimle de görüşsün falan demekle olmaz. Siyaset yapılacaksa ilkeli siyaset olmalı, sizi tasfiye etmeye çalıştıkları gerçeğini görerek siyaset yapmalısınız. Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği gün beni tecride aldılar, bu tesadüf müdür?’ demesi ve o bildik irtica kartını oynamaya kalkışması ve AK Parti’yle, adı cinayetlere bulaştırılan bir grubun aynîleştirilmek istenmesi ve dahası, ‘M. Kemal Cumhuriyeti bitti, ılımlı İslâm Cumhuriyeti başladı....’ ‘AKP çok sistemli çalışıyor. Devletin bütün imkanlarını kullanarak Kürtlerin üzerine gidecekler. Baykal'ın kalelerini birer birer düşürdüler. Kürtlerin kalelerini de düşürürler..’ diye feryadları atması, gerçekten de düşündürücüdür..
Öcalan korkmakta haksız sayılmaz.... Müslüman kürd halkı da, ülkenin diğer yerlerindeki kardeşleri olan kitleler gibi daha bir uyanış içinde olduklarını son seçimlerde de göstermişlerdir. İnşallah bu gelişme devam edecektir. Ve, korkunun ecele faydası yoktur..
 


Bu yazı 748 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,778 µs