En Sıcak Konular

Gülay Göktürk
Bugün

Gülay Göktürk
0 0 0000

Sözleşmeli öğretmen



Atama bekleyen öğretmenlerin mektup sağanağı devam ediyor. Bu mektuplarda sık sık gündeme getirilen meselelerden biri de sözleşmeli öğretmenlik.

"Aynı işi yapan öğretmenleri sözleşmeli-ücretli- kadrolu diye parçalara bölmek ve her birine ayrı özlük hakları, farklı maaşlar vermek adaletsizlik değil mi?" diye isyan ediyor öğretmenler. Bence de öyle. Ama doğru olan herkesi kadrolu yapmak değil. Doğru olan bu ayrımları kaldırarak bütün öğretmenleri sözleşmeli yapmak... Ücretli öğretmenlik konusuna girmeyeceğim. O ayrı bir konu... Ayrıca, sözleşmeli öğretmenlikle ilgili söyleyeceklerim de, kavramın kendisine ilişkindir; şu anda nasıl uygulandığına ilişkin değil... Uygulamada ortaya çıkan kimi sorunlar, farklı bir düzlemde ele alınıp tartışılabilir. Ama bu sorunlar, sözleşmeli öğretmenliği reddetmenin bahanesi yapılamaz. Ben yıllardır, devlet memurlarının büyük çoğunluğunun da, öğretmenlerin de sözleşmeli olarak çalıştırılmasını savunuyorum. Bu değişikliğin devletin küçülmesinin ve daha verimli hale gelmesinin önemli basamaklarından biri olduğu görüşündeyim.

İzin verirseniz, bu konuda daha önce de dile getirdiğim bazı noktaları burada tekrarlayayım: Öğretmen, adı üstünde öğretmek içindir. Peki öğretmen öğretemezse ne olur? Türkiye'de hiçbir şey olmaz.

Bu ülkede öğretmenin başı sadece siyasi tutumu yüzünden belaya girer. Eğer dilini tutmayı becerir, "devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne" iyi dikkat ederse, isterse anlatma özürlü, isterse cahil olsun, otuz yıl boyunca bütün sınıfları sapır sapır dökülsün, eline aldığı her öğrenciyi o dersten nefret ettirmeyi becersin, kimse ona bunun hesabını sormaz. Tıkır tıkır maaşını da, terfisini de alır. 65'ine gelince de "bu şerefli mesleğe 30 yıl hizmet vermiş biri olarak" gururla emekli olur. Bunun adına da "iş güvencesi" denir. Bu sistem, öğretmek için kendini paralayan öğretmenle dalga geçen öğretmen arasında hiçbir ayrım yapmaz. Ne iyiyi ödüllendirir, ne kötüyü cezalandırır. Giderek, iyiler kendilerini enayi gibi hisseder ve kötülemeye başlarlar. İyi ile kötünün farkı görülmediği zaman herkes iyiye doğru değil, herkes kötüye doğru gider.

Bana göre, öğretmenleri sözleşmeli personel haline getirmek, mevcut ataleti ve verimsizliği ortadan kaldırmak için atılacak ilk adımlardan biridir. Evet, işini iyi yapmayan öğretmen iş güvencesi hissetmemelidir. Zaten işin püf noktası da budur. Arkasından gelen, çalışma isteğiyle dolu genç öğretmenlerin baskısını hissetmelidir üzerinde. Sözleşmesinin yenilenebilmesi için meslektaşlarıyla rekabete girmek zorunda kalmalıdır. Sadece sözleşme yapmak yetmez, aynı zamanda sözleşme yenileme, terfi ve zam kararlarını doğru vermek için - bugünkü gibi göstermelik bir teftiş sistemi değil- etkili bir performans değerlendirme sistemi kurulmalıdır. Öğretmenlerin sözleşmeli yapılmasına karşı çıkanların bir kısmı eğitimin kaliteli olmasının kalkınmadaki önemine dikkat çekiyor, "Tasarruf adına eğitimin kalitesinden taviz verilemeyeceğini, çocuklarımızı ehil olmayan ellere teslim etmenin gelecek açısından çok daha büyük bedelleri olacağını" vurguluyorlar.

Eğer kadrolu olmak bir kalite garanti olsaydı, bu fikri ciddiye alabilirdik. Oysa tam tersine, bugün kalitesizliği ayyuka çıkmış bir kesimden bahsediyoruz. Bu kalitesizlik, bizzat öğretmen örgütlerinin temsilcileri tarafından bile dile getiriliyor. Bakın, Eğitsen Genel Başkanı Alaattin Dinçer, bundan birkaç yıl önce, Öğretmen Kariyer Sınavı'na (ÖKS) karşı çıkarken ne söylemişti: "Bugünkü öğretmen profili içerisinde bu sınavı kazanan öğretmen sayısı yüzde 5'i geçmez. Bu da öğretmenlerin saygınlığını daha da düşürmenin ötesinde bir işe yaramaz." Peki o zaman biz hangi saygınlığı korumaya çalışıyoruz? Yapılacak herhangi bir mesleki sınavda yüzde 95'i çakacak olan bir topluluğun saygınlığı zaten tartışmalı değil midir? Bizden bütün bunları görmezden gelmemiz ve öğretmenlerle ilgili o hamasi edebiyata katılmamız isteniyor: "Sizi de bir öğretmen yetiştirmedi mi? Nasıl böyle konuşursunuz?" Böyle diyor geçen yazıma çok sinirlenen öğretmenlerden bazıları...

Yıllardır yapmaya çalıştıkları şey bu işte; öğretmenleri yarı azizler-azizeler haline getirip, haklarında kahramanlık menkıbeleri anlatarak, öğretmenliği herhangi bir meslek olmaktan çıkarıp kutsallaştırmak ve dokunulmaz kılmak... Hayır, bu oyun artık bitmeli. Hiçbir mesleğin kutsal sayılmak gibi bir imtiyazı ve dokunulmazlığı kalmamalı. Tabii bu da apayrı bir yazı konusu...



Bu yazı 997 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Krizler ve sebep sonuç ilişkileri
    • 12 Temmuz 2008 Ergenekon Davasını bekleyen tehlikeler
    • 12 Haziran 2008 Cumhuriyet Çalışma Grubu
    • 28 Mayıs 2008 “Yalnız ve güzel ülkem”
    • 25 Mayıs 2008 Tam Gün Yasası 2
    • 21 Mayıs 2008 Tam Gün Yasası
    • 18 Mayıs 2008 Hukuk dersi
    • 14 Mayıs 2008 Kraliçe bilecek mi?
    • 9 Mayıs 2008 Patinaj ve bıkkınlık
    • 7 Mayıs 2008 "Dini ticarete alet etmek"
    • 30 Nisan 2008 Taksim neyin sembolüdür?
    • 25 Nisan 2008 “CHP'yi kurtarmak”
    • 23 Nisan 2008 Doğurun, ama bize güvenerek doğurmayın
    • 20 Nisan 2008 Hizmet yarışı olarak siyaset
    • 16 Nisan 2008 Vazoda büyüyenler
    • 9 Nisan 2008 “Kökü dışarda”
    • 30 Mart 2008 "Eğer kapatma davası açılırsa..."
    • 28 Mart 2008 Reform kuşa dönmesin
    • 26 Mart 2008 Meşru müdafaa
    • 19 Mart 2008 Asıl ihtimal Anayasa Mahkemesi’nin reddetmesidir

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,563 µs