En Sıcak Konular

Ahmet Altan
Taraf

Ahmet Altan
0 0 0000

Siyah bir adam öldü…



Bizde zenci düşmanlığı yoktur.

Çünkü bizde zenci yoktur.

Beyaz Amerikalılara karşı da zencileri tutarız her zaman.

Beyazların siyahlara niye kötü davrandıklarını bir türlü kavrayamayız.

Ermeni ya da Kürt olmayan birine ırkından dolayı kötü davranılması bizce ayıptır ve insanlığa sığmaz.

Beyoğlu Karakolu’nda Nijeryalı siyah bir adam polisler tarafından ensesinden vurularak öldürüldüğünde belki de bu yüzden şaşırdık biraz.

Gazetelerde haberler önce küçücük çıktı.

Zencilere düşman değildik, onları renklerinden ya da ırklarından dolayı aşağılamıyorduk ama gene de bir an “yasalarımızın” siyah derili insanları da kapsayıp kapsamadığı konusunda tereddüt ettik.

Beyaz bir adamı karakolda ensesinden vurmak yasaktı.

Peki siyah bir adamı vurmak da yasak mıydı?

Sonra gazetelerimiz yavaş yavaş “siyahları” vurmanın da yasak olması gerektiğine karar verdi ve haber büyüdü sayfalarda.

Polislere “niye vurdunuz” diye sormaya başladık.

Polisler niye vurduklarını açıklayamıyorlardı.

Karakoldaki kameralar da “garip bir rastlantı” cinayet anında çalışmıyordu.

İki Nijeryalı sorgu için karakola götürülmüş, aralarından biri karakola götürülmeye itiraz ettiği için, diğer arkadaşının anlatımına göre, polisler tarafından dövülerek üst kata çıkarılmış ve orada vurulmuştu.

Polisler, siyah adamın polisin tabancasını almaya çalıştığı sırada vurulduğunu iddia ediyorlardı.

Bu arada, İstanbul’un arka sokaklarında ürkek gözlü Afrikalıların dolaştığını da öğrendik.

Burada kendilerine yeni bir hayat arıyorlardı.

Bir bölümü bazı karışık işlere de girmişlerdi söylentilere göre.

Biz onları görmemeyi tercih etmiştik.

Zenci düşmanı değildik ama “bize benzemeyenleri” benimsemeye de pek yatkın görünmüyorduk.

Polis onlardan birini rahatça vurabiliyordu.

Bu konuda ciddi bir araştırma yapılmıyor…

Devlet, ikna edici bir açıklamadan kaçınıyordu.

“Bir zencinin öldürülmesini neden bu kadar abartıyorsunuz” der gibiydiler.

Binlerce kilometre ötedeki bir ülkeden kalkıp gelmiş siyah derili bir adam ölse dünyada ne değişirdi ki?

O bir yabancıydı, derisi siyahtı, Afrikalıydı, fakirdi, işsizdi, burada kimsesi yoktu…

Vurulabilirdi.

Öldürülebilirdi.

Fakir bir ülkenin fakir bir çocuğu çok da önemli değildi.

Bir Avrupalının karakolda vurulması yasaktı, bunu herkes biliyordu, polis de biliyordu, hatta bir Türk’ün vurulması bile yasaktı, belki Kürtlerle Ermenilerin bile karakolda vurulmasına karşı çıkan yasalar olabilirdi…

Ama siyah derili bir Nijeryalının vurulması?

Onun öldürülmesine kim karışırdı ki?

Tabancayı çekip ensesinden vurabilirdin.

Biz Amerika’daki zencileri seviyorduk.

Türkiye’de yeni yeni beliren zenciler konusunda henüz kararsızdık.

Bir tanesini öldürdük.

Onun yabancı bir ülkenin karakolunda dövülerek yukarı çıkarıldığında, etrafı polislerle çevrildiğinde, öldürüleceğini anladığında neler hissettiğini pek düşünmedik.

Yasalarımızın “siyahları” da kapsayıp kapsamadığından pek emin değildik.

Yeryüzündeki pek çok insan gibi biz de “insan” dendiğinde sadece kendimize benzeyenleri aklımıza getiriyorduk.

“İnsan” olmak için kalabalığa benzemek gerekiyordu.

Benzemeyenler pek “insan” muamelesi görmüyordu.

Vurulabiliyordu…

Öldürülebiliyordu…

“İnsan” olabilmek için sadece kalabalıklara benzemenin yeterli olmadığını, kendine benzemeyenlerin de haklarını savunmanın gerektiğini söylemiyordu kimse.

Siyah derili bir genci vurup öldürdüler.

Şimdi biz onun da bir “insan” olduğunu söylemek zorunda bırakıldığımız bir ülkede yaşadığımız için kuşkuya düşüyoruz kendi insanlığımızdan.



Bu yazı 736 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Ağustos 2009 Mafya, TÜSİAD, Türkiye...
    • 3 Ekim 2008 Korkmalı mıyız?
    • 16 Ağustos 2008 Yavaşlık
    • 14 Ağustos 2008 Ne oldu şimdi?
    • 12 Ağustos 2008 Ayıklamak
    • 30 Temmuz 2008 Dışarıda kim kaldı?
    • 18 Temmuz 2008 Yalanlar, gerçekler, sorular...
    • 16 Temmuz 2008 Çete
    • 14 Temmuz 2008 Emine
    • 12 Temmuz 2008 Dindarlar ve demokrasi...
    • 5 Temmuz 2008 Darbe ve medya
    • 28 Haziran 2008 Solculuk ve dindarlık, zavallılık mıdır?
    • 27 Haziran 2008 Bir darbe yandaşı
    • 26 Haziran 2008 Travma
    • 21 Haziran 2008 'Düşman değiliz be paşalar'
    • 13 Haziran 2008 Yeni sorun ihtiyacı...
    • 12 Haziran 2008 Anlamak için...
    • 2 Haziran 2008 Altınların parlaklığı...
    • 1 Haziran 2008 Fırsatçılık ve pusu
    • 28 Mayıs 2008 Her Türk asker doğar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,275 µs