En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

Bizdeki laikçiler, ‘kırmızı görmüş boğa’lar mı?



Cumhurbaşkanlığı seçimi çevresinde gelişen buhran ve gelişmelerde, asıl belirleyici faktör, ‘İslâmî örtü’ oldu.. Bunu başörtüsü veya türban diye isimlendirmek, durumu çarpık yansıtmaya vesile olur.. 
 
 Çünkü, laikçilerin hassasiyeti, herhangi bir başörtüsü, serpuş vs.’ye değil, bir inanç dikkatiyle, hele de İslâmî inanç dikkat ve hassasiyetiyle örtünülmesine karşıydı ve tepkilerini buna göre geliştirtmeye çalıştılar. Ayrıca, halk kitlelerinin büyük çapta şuûrlanmasına ve tepki vermesine vesile olan bir sembol haline de geldi İslâmî örtü..
Üstelik yalnız içerde değil, dünya çapında da..
Hemen bütün Müslüman toplumlarda bu konunun nasıl yansıdığını, dünyadaki gelişmeleri takib edenler bilir.. Ki, bizdeki kemalist-laikler de aynı durumu, ‘Bizden başka kaç Müslüman toplumunun devlet başkanının hanımı örtülü? Yani, biz herkesten daha mı müslümanız?’ gibi suallerle dile getirip, avanak avcılığına çıkmıyorlar mıydı?
Onlar böyle sualleri sorarken, haksız da değiller.. Çünkü, Müslüman toplumların büyük ekseriyeti, onların dediği gibi, kendi halklarının inançlarına, kültür ve zevklerine, yaşayış tarzlarına aykırı tablolar sergilemekte birbirleriyle yarışıyorlar, adeta ve Türkiye’deki bu mücadele, elbette oralarda da yansımasını buluyor..
Nitekim, Pakistan’daki bir okuyucum, geçen gün, Türkiye’deki bu örtü tartışmalarının boyutlarının bütün Müslüman toplumların kamuoyuna yayıldığına işaretle, Türkiye’deki gelişmenin Pakistan medyasında da tartışıldığını yazıyor ve, ‘Yazık ki, buradaki liderlerin hanımlarının hemen tamamı, adeta lider hanımlarının örtülü olmamasının gerekli olduğu’ gibi bir kanaati kabullenmiş gözüküyorlar.. Onun içindir ki, Türkiye’deki bu gelişmeler heyecanla karşılanıyor..’ diyordu..
Ki, bunun başka ülkelerde fiilî etkileri, yansımaları, imrendiricilik ve özendiricilikleri de gelişecektir.. Korkulan bu!.. Nitekim, bugünlerde Malezya’da da durum öyle.. Orada da çoğu -hem de Müslüman kimlikleriyle bilinen Mehatir Muhammed gibi- siyasî liderlerin hanımları da İslâmî örtüye riayet etmiyorlar; riayet edene de engel olunmuyordu.. Şimdi ise, bu çerçevede, geçenlerde, 5 yıllık bir dönem için seçilen yeni kralın eşinin örtülü olmasının da Müslüman halkta hissedilir bir memnuniyet uyandırdığı anlaşılıyor.. (Seçimle kral olmak gibi bize ilk planda ters gelen uygulama ile, Malezya’daki diğer gelişmeler hakkında daha fazla bilgilenmek isteyenler, İ. Karagül’ün, 4 Eylûl tarihli Yeni Şafak’taki yazısını okuyabilirler.)
İslâmî hareketlerle İslâmî örtünün toplumdaki etkinliği arasında bağ kuranlar sadece müslüman toplumlarda değil.. Bu konunun emperyalist dünyadaki yansımaları ise, ‘ferdî özgürlüklere müdahale edilmesinin kabullenilemezliği’ gibi klasik bakış açısından ziyade, ‘laik değerlerin, yani emperyalist dünyanın Müslüman toplumlara dikte ettiği ölçülerin tehlikeye düşüp düşmediği’ endişesi açısından oluyor.
Bu açıdan, Almanya’da yayınlanan ve milyonlarca tirajı olan bulvar gazetesi Bild’in 2 Eylûl 07 tarihli, Pazar günü özel sayısında, Hayrunnisâ Gül hanımın, ‘dünyayı kışkırtan 3 kadından biri’ olarak ilan edilmesi daha bir ilginçti..
Sözkonusu gazete, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin eşi Cecilia ve Arjantin Devlet Başkanı Nestor Kirchner’in eşi Christina’yı, kendi toplumlarını derin ve kışkırtıcı tartışmalara vesile olan iki hanım olarak zikrettikten sonra, Hayrunnisâ Gül’ün de, ‘türban takması’ hasebiyle, Türkiye’deki birçok kişiye ‘kırmızı kumaş’ göstermek gibi bir etkisi olduğunu dile getiriyordu. Yazıda, ‘Hayrunnisâ Gül’ün türbanının her zaman çok düzgün bir şekilde, boğaza sımsıkı bağlandığı, saçının tek bir telinin ve ensesinin hiç görünmediği, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne yerleşecek ilk koyu Müslüman olduğu..’ gibi değerlendirmelerde bulunuluyor ve ‘başörtüsünün, Türkiye’de birçok kişi için âdetâ bir ‘kırmızı kumaş’ haline geldiğine ve Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşlarında, parlamento ve üniversitelerde başörtüsünün, laiklik adına yasaklandığına ve ‘Hayrünnisa Gül ile Türkiye’nin İslâmlaşmasının yolu açılacak..’ diye endişe edildiğine’ değiniliyor; ayrıca, ‘Askerler darbe tehdidinde bulundu; ama, Hayrunnisâ Gül’ün bundan etkilenmişe benzemediği’ tesbitine de yer veriliyordu.. (Bilindiği üzere, ‘kırmızı kumaş’, İspanya geleneğinde, boğaları kızdırmak için gösterilir. Genelde, boğaların kırmızı renkten tahrik oldukları sanılıyorsa da, ciddî araştırmalar, boğaların renk ayırımı yapamadıklarını, boğa güreşçilerinin durumu öyle zannettiklerini ortaya koyuyor.. Bizdeki laikçilerin de, ‘türban’ görünce kimyalarının bozulmasının sadece ‘türban’la sınırlı olmadığını, bir inancın gereği olarak örtündüklerini hissettiren her Müslüman hanımın örtüsünden dolayı histeri krizlerine mubtelâ olduklarını tekrara gerek yok.. Cumhûr’un ezici kesimlerince kullanılan bu örtüyü, ‘halk/cumhûr adına’ oluşturulduğu söylenen ‘Cumhûriyet’e karşı bir kalkışma, bir başkaldırı eylemi’ olarak niteleyen Danıştay ve Anayasa Mahk. kararlarının bile -taa 1989-90’larda- sâdır olması da, nasıl traji-komik bir tablo ile karşı karşıya bulunulduğunu gösterir.)
Evet, problem, ‘türban’ veya ‘başörtüsü’yle değil.. Problem, İslâmî inancın gereği olarak örtünmek dikkatinden kaynaklanıyor.. Çünkü, o dikkatte, Müslüman halk’a tahakküm eden güçlere karşı bir ‘başkaldırı’ havası seziliyor; egemen / zorba güçlerce..
Nitekim, çaresizlik içinde, fakr’u zarûret içinde, kıytırık işlerde çalışarak maişetini temin etmeye çalışan ve inanç dikkatinden ziyade geleneklere göre örtünen ‘temizlikçi kadın’ tipleri, kemalist/laiklerimizi rahatsız etmek ne kelime, bir de tahakküm etmenin zevkıyle birkaç köşe yapmaktaydı..
Rahatsızlık, son 100-200 yıldır ve hattâ daha fazla asırlardır ezilen, çaresizlik içinde bırakılan kitlelerin, -sosyal hayatı emperyalist değerlere göre dizayn etmek için her türlü diktatörlüğü uygulayan güçlere meydan okurcasına- sosyal hayata müslümanın hayat tarzı ve ahlâk anlayışının bir yaşama zevkı halinde algılayarak çıkmak istemesinden kaynaklanıyor..
Böyleyken, başka konularda müslümanlara zevk telkın etmeyi ve onların -kendi anlayışınca- zevksizliklerini ağır şekilde iğnelemeyi iş edinen birtakım müslüman tiplerin/kalemlerin, şimdi, Müslüman hanımların bu şahsiyetli çıkışlarına dudak bükmeleri, hafife almaya çalışmaları ve müslümanların ‘genel kabul’lerini, içinde yer aldıkları siyasî saflara göre kullanmaya kalkışmaları, bazı ‘doğruların eğri muradlar için dile getirilmesi’nden başka bir şey olmasa gerek..
 


Bu yazı 785 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,333 µs