En Sıcak Konular

Selahaddin Çakırgil
Vakit

Selahaddin Çakırgil
0 0 0000

‘Herkes türktür!’ noktasından, ‘türk’ün buharlaşması merhalesine..



750 yıl öncelerde Yûnus Emre, ‘Yetmişiki millete bir göz ile bakmayan, / Halka müderris (bile) olsa, Hakikat’e âsidir’ diyordu. 600 yıl önce de Sâdi-i Şirazî, ‘Benî Âdem, âzâ’y-ı yekdigerend, /Çun, der aferiniş z’yek covherend’ (Ademoğlulları birbirlerinin -bir bedenin- organları gibidirler, Çünkü, yaratılışta tek cevherdendirler..) diyordu.. 
 
 Hiç kimsenin maddî cevheri, diğerinden farklı değildir.. (Hz. İsâ’nın mucizevî yaratılış hali müstesna..)
Mehmed Âkif‘in ‘insanları kavmine göre değerlendirmenin, onun üzerine bir bina etmeye kalkışmanın İslâm’da yerinin olmadığını’ beyan eden veya Muhammed İqbal’in ‘Biz Tevhîd inancı ve Nubuvvet gibi iki aslî unsurdan üzerinde meydana gelmiş bir İslâm Milletiyiz; çeşitli diller ve renklerde oluşumuz, bizi, tevhîd gülistanının aynı şarkıları bambaşka seslerle terennüm eden bülbülleri ve rengarenk gülleri durumuna getirir’ mısraları da aynı mânadadır.
Bu bir kültür meselesidir, bir dünyaya ve insana bakış meselesidir ve Kur’an’daki, ‘Sizin en üstün olanınız, Allah’ın emirlerine en çok riayet edeninizdir..’ meâlindeki (İnne ekremekum indallahi etqâkum..) âyetinden de neş’et etmektedir..
Evet, bütün insanlar materyalistlerin tabiat kanunları diye geçiştirdiği sunnetullah’a göre şekillenmektedir.. Hiç kimse, ırkını, rengini, kavmini, cinsini, dünyaya geliş zaman ve mekânını, anne-babasını, sosyal çevresini kendisi seçmemiştir.. O halde, kimse, kendi elinde olmayan ve hilkatin bir gereği olarak ortaya çıkan bu durum üzerine bir üstünlük veya düşüklük iddiası kuramaz; kurarsa bu, büyük bir zulüm olur..
Biz Müslümanlar, dünyaya, Allah’ın bize bildirdiği temel ölçülere göre bakmakla mükellefiz.. Bu temel ölçüye göre de, insanlar arasında, ‘taqvâ ve fazîlet dışında bir üstünlük yoktur!’
Ama, toplumları sırf dil, renk, cins, sosyal çevre veya dünyaya geldikleri coğrafyalara göre şeytanî iğvalarla tahrik etmeye çalışanların entrikaları da bitmek bilmiyor..
Resul-ü Ekrem (S), hattâ amcalarına karşı bile savaş verirken, yanında yer alanlar Fars diyarından Selman, Habeş’den Bilâl, Rûm diyarından Suheyb gibi farklı dil ve kavimlerden isimlerle birlikteydi.. Ama, İslâm Milleti arasında da ‘arab olanlar ve olmayanlar’ gibi ayırımlar oluştu.. Hele, Emevîler dönemi bunun şahikasını teşkil eder..
Müslüman dünyası dışında ise, özellikle 1789-Fransız İhtilali’nden sonra, etnik kökenlerde üstünlük vehmeden bir nasyonalist çılgınlık boy saldı ve bunun etkisinden Müslüman toplumları da uzak kalamadılar.. Halbuki, o sıralarda, Osmanlı, ‘herkesin etnik yapısının olduğu gibi kabulü’ ölçüsüyle hükmediyordu.. Ama, içten bozulmaların soysal bünyede açtığı gediklerden giren kavmiyetçi kasırgalar Müslüman toplumları da birbirine düşman eden türkçülük, arabçılık, farsçılık, kürdçülük, arnavutçuluk gibi cereyanları geliştirdi..
Bu neticede özellikle, ‘İttihad- Terakkî’nin etkisi reddedilemez.. Buna rağmen, Osmanlı’nın dağılma merhalesinde, oluşturulan savunma örgütlerine ‘Anadolu ve Rumeli Müdâfa’y-ı Hukuk Cemiyeti’ adı veriliyor ve hedef de, ilk maddede, ‘Ahali-i İslâma yapılan mezalime son vermek’ şeklinde belirtiliyordu. Ama, mücadelenin kısmî zaferle neticelenmesinden sonra, o zaferi sadece kendi çabalarına mal eden kişi ve zihniyetlerin, ‘türk’ adını bayrak edinerek fiiliyatta nasıl bir diktatörlük kurdukları da görüldü.. Onlar, kendi eylemlerine İslâm adına bir dayanak bulamıyacaklarını biliyorlardı. Bunun için, o günkü konjonktürle, türkçülük tek çare gibi görüldü.. Arkasından da, ‘Amerika Amerikalılarındır’ sözünün tercümesi olarak, ‘Türkiye Türklerindir..’ cümlesi bayraklaştırıldı..
Ama, ilginçtir, türkçülük cereyanlarını geliştirenlerin hemen tamamı türk kavminden değildi. Yusuf Akçora gibi türkçüler ise, türk kavminin İç Anadolu halkları olduğunu söylüyordu.
Kemalist rejimin yaptırttığı kafatası ölçümlerine göre en ideal türk tipi olarak da, Ankara-Polatlı arasındaki bir gariban köylü belirleniyordu, 1930’larda..
Ve ardından da, dünyadaki bütün halkların Orta Asya’daki türk kavimlerinin dünyaya yayılmaları sûretiyle türklerden meydana geldikleri gibi bir tez, kemalist ideolojinin en saçma tezlerinden birisi olarak kabul görüyordu.. Bütün diller de türkçeden çıkmıştı, ‘Güneş- Dil Teorisi’ne göre.. Damarlardaki ‘asîl kan’ kabartılmaya çalışılıyordu.. Bu saçmalıklara karşı, ‘Peygamber arab kavmindendi..’ diyerek, ‘arab’ı yükseltmekle meşgul olanlar görülüyordu. Kavmin objektif / nesnel tek ölçüsü, anadil idi.. Dil ise, nötr bir vasıtaydı; ‘hayır’ da yüklenebilirdi ona, ‘şerr ‘ de..
İslâm ise, objektif değerlere, hükümlere ve yaptırımlara dayanıyordu.
Bunları yeniden hatırlamamızın sebebi, etnik köken üzerine yapılan tutarsız açıklamalar…
‘Türk’ tartışmasına evvelki gün, Yargıtay Başkanı Osman Arslan da girdi ve ‘Türk Milleti kavramının bir ırka, dine ve etnik kökene dayanmadığı’ ve Anayasanın 66. maddesindeki ‘Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı bulunan herkes Türk’tür’ lafını tekrarladı. ‘Türk’ kelimesi hiçbir yerde etnik anlamda kullanılmıyor ve bu ülke üzerinde yaşayan bütün ferdleri kapsıyor’muş.. Bu nasıl bir tuhaf tariftir!? Geçenlerde, ‘Devlet Üstün Hizmet’ ödülü verilen Jak Kamhi de TC. kanunlarına göre, ‘türk’tür; elbette.. Laik bir görüşe o da olabilir, elbette..
Ama, objektif bir sosyal ilim olan hukuk, bu muğlaklık üzerine mi kurulacaktır?
Allah’ın yarattığı bütün kavimler gibi türk de, türkçe de vardır.. Bir insanın hangi kavimden olduğuna dair en objektif ölçüsü, tekrarlıyalım, onun ana dilidir.. Resmî ideolojinin görünmez kelepçeleriyle zoraki oluşturulmuş bir etnik köken anlayışının ortaya çıkardığı sıkıntıları bertaraf etmek için; şimdi de, türk’ün bir etnik köken demek olmadığı bile söylenebiliyor! Pekiy, adına, nice uyduruk değerler oluşturulan ‘türk’ nedir?
Sonra da ‘türklüğe hakaret’ gibi birtakım kanunlar.. Yargıtay Başkanı ve yargı kurumu, böyle subjektif unsurlara dayanarak ve içi doldurulmamış resmî tariflere göre mi yargılayacaktır, insanları ve nasıl? Bu, zâlim ve faşist bir anlayış değil midir?
Önceleri kürd yok derken, şimdi de ‘türk kelimesi etnik kökeni ifade etmeyen bir kavramdır’ sözü, ne kadar inandırıcıdır? Dünlerde ‘herkes türktür’ denilirken, şimdi ‘türk’ün buharlaştırılmak istenmesi ve böylesine temelsiz kavramlardan birleştirici harçlar umulması da o kadar tutarsızdır..
Bize gelince.. Hangi kavimden olursak olalım, ‘inanç toplumu’ mânasında İbrahîm Milleti’nden, İslâm Milleti’ndeniz. Bu terimin objektif sınır, ölçü ve değerleri vardır..
 


Bu yazı 850 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Temmuz 2008 'Kemalizm, nazizme benziyor!’ diyecek değiller ya..
    • 28 Haziran 2008 ‘Âlimin ölümü, âlemin ölmesi gibidir..’
    • 26 Haziran 2008 Asıl ‘travma’yı, şimdi ‘taife-i laicus’ yaşıyor..
    • 26 Ocak 2008 ‘Yargıçlar Diktatoryası’, tek umut..
    • 15 Ocak 2008 Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın ‘anglo-sakson’ cebhesiyle birlikte..
    • 14 Ocak 2008 ‘Tehlike yükseliyor; öyleyse, ‘kemalizm’de birleşelim!.’
    • 12 Ocak 2008 ‘Entellektüel hurafe: Aydınlanma’konusunda aydınlanmak..
    • 10 Ocak 2008 Ahmed Türk Bey; sözüm sana..
    • 29 Kasım 2007 ‘Bir dokun, bin âah dinle, ‘kâse-i fağfûr’dan..’
    • 11 Ekim 2007 Yarınları, tarihten de ibret alarak, adâlet üzere kurmak cehdi..
    • 9 Ekim 2007 Sadece ülkemiz değil, bütün bölge ‘kaos’lara gebe iken..
    • 6 Ekim 2007 ‘Stalinist yöntemler’ yenilmeye mahkûmdur!.
    • 4 Ekim 2007 Topyekûn savaşa, zaman ve mekânını inancımızın ölçülerine göre hazır olmak..
    • 3 Ekim 2007 ‘Anayasaya göre devlet’ mi; ‘devlete göre anayasa’ mı?
    • 2 Ekim 2007 ‘Taife-i laicus’ softalarının zorbalığı ötekilerden geri mi?
    • 1 Ekim 2007 ‘Sıcak takib’e ‘evet’ deniliyorsa; ‘mütekabiliyet’e de ‘evet’ mi
    • 29 Eylül 2007 Türkiye keşke Malezya olsa!
    • 27 Eylül 2007 ‘Dindarlık-dinsizlik kutublaşması’ en keskin hatlara doğru ilerlerken..
    • 26 Eylül 2007 Milletin önemli sıralaması ile asker’inki uyumlu olmalı değil mi?
    • 25 Eylül 2007 ‘İran’a şeriat, demokrasi vaadleriyle geldi!’ mavalı..

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,988 µs